Come il mare in un bicchiere

Bir bardakta deniz gibi!

Durante l’anno passato (geçen yıl boyunca), burada yazdıklarım dışında kendimi kaptırmışlıkla hiçbir şey yapamadım. İlk dakikalarında sarmayan filmleri, ilk sayfalarında yakalamayan kitapları yarım bıraktım. Bir şarkı hüzünlendirdiği an kapattım, bir süre sonra haberleri de çıkardım hayatımdan. Ne iyi geliyorsa onu daha çok yapmaya, ne iyi gelmiyorsa da yapmamaya özen göstererek korumaya çalıştım kendimi.

Bu sürece anında adapte olup her dakikasını değerlendiren arkadaşlarımı gıptayla ve con grande stupore (büyük şaşkınlıkla) izledim ama ben ne sanal müze gezebildim, ne konferanslara katılabildim, ne de sanal çevre turları yapabildim. Arkadaşlarımın yaptığı hatırlatmaları unutup her şeyi bir bir kaçırdım.

Ruhumu katarak büyük bir içtenlikle yalnızca yazdım, müzik dinledim, film izledim, hayretle doğanın çıldırışını takip ettim. Bir de büyük bir iştahla yedim ve bazen keyifle, bazen kederle içtim. İçilen şaraplarla Kasabanın Sırrı 2 filmi çekilebilirdi. Birikip gazetelere sarılarak tek tek çaktırmadan çöpün derinliklerinde elden çıkarılan boş şarap şişelerinden ise İtalya’ya yol olurdu herhalde.

Le bottiglie (şişeler) bu şekilde görevliye çaktırmadan sinsice elden çıkarıldığına göre, dünya düzenini değiştirmeye muktedir corona, iliklerimize işlemiş el alem ne der sorunsalı konusunda pek bir şey yapamadı anlaşılan.

Kendi iliklerim adına konuşuyorum!

Ma ora (ama şimdi), yeni yılın ilk günlerinde bakıyorum da bu zorunlu nadas iyi gelmiş bana, toparlandım ve küllerimden yeniden doğdum adeta. Keyifli dersler yapıyorum, vakitten bol neyim varken reddettiğim çevirileri en sıkışık zamanlarımda bile kabul edip gayet hızlı ve severek yapıyorum. Bir yıl dinlenen toprağıma yeni duygu ve düşünce tohumları ektim, iyi mahsul alacağım bu sene.

Bu arada, iki farklı avanzato (ileri düzey) İtalyanca kursa katılacağım merkezde bu dönem için bir program daha eklemişler!

Bu programda Per dieci minuti adlı kitabı 2013 yılında On Dakika olarak Türkçe yayınlanan giovane scrittrice (genç kadın yazar) Chiara Gamberale’nin pandemi döneminde yazdığı Come il mare in un bicchiere kitabı okunup tartışılacakmış. Ve asıl güzel olan, son derse konuşmacı olarak yazarın kendisi gelecekmiş.

Kaçıramayacağım bir fırsat olduğu için ona da kayıt oldum subito (hemen) ve böylece haftanın üç sabahını doldurdum. Şimdi de kitabı indirip okumaya başlayacağım. Üç ayrı sınıfta boy gösterip üçünde de ineklerin efendisi olma iddiasındayım. Burada kendime bir maşallah demeliyim bence, geç bir açılım oldu ama iyi oldu!

Eminim Chiara da Türk bir yazarla tanışmaktan memnuniyet duyacak. Magari (keşke) bu kitabı ben çevirsem!

Pandeminin başında yaşanılan bocalamanın, mutsuzluğun yerini tarifi zor bir huzur ve güvenin aldığını söylüyor Gamberale aşağıdaki videoda.

“Gürültü ve şiddetten, rekabetten uzaklaştık. Dışarı çıkamadıkça takıntılarımızdan, abartılı duygu ve düşüncelerimizden çıktık. Biz ve yakınlarımız hastalanmadığı için mutsuzluğumuzun yerini banal bir mutluluk aldı. Dünya üzerimize geliyor ama kimse bizi kirletemeyecek artık, insanlar ve bazı şeyler ile aramızdaki mesafeyi biz belirleyeceğiz. Gerekirse maskemizi takıp kendimizi koruyacağız, savunacağız.”

Şu sorusu çarpıcı tabii: Bizim sağlıklı düşünmemiz için dünyanın hastalanması mı gerekiyordu?

Biz zaten oldukça sağlıklı düşünüyorduk aslında, karınca kararınca iyi şeyler yapmaya çalışıyorduk. Daha da olumlu duygularla, farkındalıkla çıkıp daha güzel şeyler yapacağız kuşkusuz. Ama dünyada büyük ölçekte olanlara baktıkça pek umudum yok açıkçası küresel çapta bir iyileşme konusunda.

Chiara Gamberale, karantinanın başında tutmaya başladığı deftere, yakınlarından neleri özlediklerini yazmalarını istemiş. Babası, ailece dağ evlerine gitmeyi özlediğini yazmış. Herkes sarılmayı ve yakın olmayı özlemiş. Son sayfalarda ise yine evde olmayı, bu kendi iç seslerini dinledikleri dönemin uzamasını dileyenler olmuş. Böyle bir kitap yazma fikri, o defterdeki hislerden doğmuş yani.

Devo confessare (itiraf etmeliyim), kitabı değil ama Bir bardakta deniz gibi olarak çevirebileceğim adını kıskandım biraz!

Ama meğer Chiara Gamberale kitabına bu adı Vittorio Varano’nun bir şiirinden esinlenerek vermiş:

Un calice

 “In me sto bene. Come il mare in un bicchiere. Ma se sono confinato in questo calice. Qualcuno mi può bere”

(Kendi içimde iyiyim. Bir bardakta deniz gibi. Ama eğer bu kadehle sınırlıysam. Biri beni içebilir)

Ben de kendi içimde iyiyim. Bir fincanda kahve gibi. Ama eğer bu fincanla sınırlıysam. Biri beni de içebilir ama buna izin vermeyeceğim!

“Come il mare in un bicchiere” üzerine 2 yorum

  1. Sen hiçbir zaman bir fincan kahveye sığmadın ki hocam!
    Hele bu yıl aldığın aksiyon kararları ile enginlere sığmaz taşarsın😊

    1. Bu hafta sonu için yeterli gücü buldum bu satırlarda, kırarım fincanları sığmam taşarım, aldım gazı sağ ol arkadaşım, arşa değecek gibi oldu şu an başım!!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir