Buona Pasqua

Napoli’deki meşhur çikolata fabrikası Gay-Odin, yaklaşık 30 yıldır Paskalya için büyük bir olaydan veya bu dünyadan geçerken iz bırakmış olan bir kişiden ilham alarak yumurta şeklinde dev bir çikolata hazırlıyor. Gay-Odin’in çikolata ustaları, bu yıl ölümünün 700. yılı olan Dante Alighieri’ye ithaf ettikleri bir monumento di cioccolata (anıt çikolata) yapmış.

İki buçuk metre boyundaki yumurtada 350 kilogram çikolata var. Dev yumurtanın üzerindeki resim, Floransa Santa Maria del Fiore Katedrali’ndaki freskten. La Divina Commedia illumina Firenze (İlahi Komedya Floransa’yı Aydınlatıyor) adıyla bilinen bu fresk, Alesso Baldovinetti’nin çiziminden esinlenerek Domenico Michelino tarafından 1465 yılında yapılmış. Dante’nin 30 Mart tarihli yazımda geçen Uscimmo a riveder le stelle (yıldızları yeniden görmek için çıktık) sözü de var, sağ elinin hemen üzerinde!

Gay-Odin’in çok kötü başlayan 2020 yılı için seçtiği tema ise güç ve enerjinin simgesi l’albero della vita (hayat ağacı)!

Una mattina commovente

Dokunaklı bir sabah!

Kurslarım birer birer sonlanıyor bu hafta ve ben her sonu yaşarken olduğu gibi duygusallaşıyorum, birbirimize veda ederken gözlerim doluyor. Bu benim değişmez gerçeğim, insan yedisinde neyse yetmişinde o diye boşuna dememişler!

İki aylık bir kursta ne kadar bağlanabilir insan arkadaşlarına ve ortamına (bir de zoom), neden hüzünlenir ayrılırken ve üstelik iki ay sonra devam etmeyi planlarken? Bu kısa süreli beraberlikten sonraki kısa süreli ayrılık öncesi sesim titriyor, gözlerim doluyorsa siz düşünün yıllarca çalıştığım işlerimden ayrılırken, organik vedalarda ne manzaralar yaşandı!

Bugün sabah ve akşam sınıfları birleşti ve okuduğumuz Come il mare in un bicchiere kitabının yazarı Chiara Gamberale ortak dersimize geldi. Karantina döneminde yazdığı ve yayınlama konusunda önceleri kararsız olduğu bu kitaptaki duyguları en iyi ben anladım.

Benden başka herkes üç beş vakanın görüldüğü, en ufak bir hediye kabul eden politikacının anında görevden alındığı mutlu insanlar adasında yaşıyordu. Yorumlarından ve sorularından ne kadar duyarlı olduklarını görsem de endişelerinin çok daha az, ruhsal durumlarının çok daha sağlam olduğunu anlamak hiç de zor değildi. Gelecek dönem daha iyimser, daha az bunalımlı bir kitap istiyorlardı!

Ama karşımızda karantinaya başka duygusal yüklerle çok sıkıntılı giren, başlarda hepimiz gibi bocalayan, daha sonra kabullenip şükretmeyi öğrenen ve baş başa kaldığı minik kızı Vita ile dönüşen, hayır demeyi öğrenen, özlediklerini daha çok özleyen ama bazılarını da hiç özlemeyip onlarsız yaşayabileceğini fark eden, iyileşip karantina öncesinde doktorunun verdiği ilaçları bırakan bir kadın vardı.

Öncelikleri kendileri olanlar, hayır demeyi zaten bilenler çok büyük değişiklik yaşamayacak belki ama çoğumuz fiziksel mesafeli yaşam sonrasında ruhsal mesafeler koymayı, herkesin duygusal yükünü üstlenmemeyi, kendimizi korumayı biraz da olsa öğrenmiş olacağız.

Umarım bizler biraz da olsa ben demeyi öğrenirken, hep ben diyenler de azıcık sen demeyi öğrenebilmiştir de ortada buluşuruz çıkınca!

Kitabı okurken aklıma hep Roberto Benigni’nin La vita è bella (Hayat Güzeldir) filmi geliyordu. Chiara da kızı Vita ile hayali oyunlar oynuyordu. Pandemiyi dünyanın ateşi var diyerek açıklamıştı örneğin, her akşam yüzlerini pencereye dayayıp dünya iyileş diye bağırıyorlar, özledikleri arkadaşlarının adlarını sayıyorlardı. Vita kreşe gidemiyor diye evi kreşe dönüştürmüşlerdi. Her sabah onu giydirip sırt çantasıyla kapının dışına çıkarıp öğretmeniymiş gibi içeri alıyordu.

Bizim sınıftan soru soracak iki kişiden biri bendim. Benim sorum hazırdı kafamda: Vita olmasa bu kadar olumlu düşüncelerle iyileşmiş olarak çıkabilir miydi bu süreçten? Ama soruları öğretmenler belirleyip bizlere iletti, kendi sorumu soramadım maalesef. Neyse benim sorum sevdiğim yerden geldi, aynen çeviriyorum: Kitabında Lars von Trier’in başyapıtı Melancholia filminden bahsediyorsun, başyapıt olduğunu düşündüğün İtalyan filmleri var mı? Neden?

Ben Danimarkalı bu yönetmenin adının telaffuzunu bile çalıştım. Filmin adı İngilizce’deki gibi Melancholy veya İtalyanca’daki gibi Malincolia değildi, ortaya karışık bir şey söylemeye karar verdim ve bu minvalde kendi ifademle bir soru oluşturup birkaç kez sesli pratik yaptım. Sanırım öğretmen sırayı karıştırdı veya zaman azaldı diye bana planlanandan daha erken söz verince, ortamın da heyecanıyla şöyle bir soru çıktı benden: Kitapta Melancholia filminden başyapıt olarak bahsediyorsun, sana göre hangi İtalyan filmleri başyapıt ve neden?

Sonra düşününce daha mantıklı buldum kendi sorumu çünkü kadına başyapıt olarak gördüğü filmin yönetmeninin adını tekrar söyleme gereği yok ve bu filmin yönetmenin başyapıtı olduğu tartışılabilir, ona göre başyapıt sonuçta. Kitabında yerine kitapta demek de daha mantıklı sanki, biliyor zaten hakkında konuştuğumuzun kendi kitabı olduğunu. Ayrıca, Melancholia’ya başyapıt diyen birinin başyapıt olduğunu düşüneceği İtalyan filmlerinin olduğunu varsaymak akıllıca bence, var mı diye sormayıp doğrudan hangileri ve neden demişim!

Kısa ve öz bir soru oldu, yüzü güldü Chiara Gamberale’nin çünkü sinema okumuş! İnsanı iyileştiren iki şey var, kitap ve film diyerek konuya girdi. Fellini’nin 8 1/2 filminden başlayarak çok uzun ve kapsamlı harika bir cevap verdi. Bir de benden önce soru soran kadının seni tanıdığım için çok memnun oldum diye söze başlamasından cesaret alıp Hikmet’in ülkesinden selamlar, ben Türkiye’den katılıyorum diye söze girdim. Uzatamadım, anlaşılmadı ve arada kaynadı sanırım. Ama o anda söylemek istedim çünkü kitabında kızı doğmadan odasının kapısına astığı, Nâzım Hikmet’in oğluna yazdığı uzun ve dokunaklı Memed’e Son Mektubumdur şiirinden birkaç dizeyi alıntılamıştı:

Kuruyan dalın 
 sönen yıldızın 
sakat hayvanın 
duy kederini, 
ama hepsinden önce de insanın. 

Çok doğal ve sıcak bir sohbet oldu, çok sevdim onu ve keşke baş başa sohbet etme şansım olabilseydi, Vita kutusunda çiçek resimlerinin olduğu kitabımdan hediye edebilseydim diye geçirdim içimden!

Yazarımız toplantıdan ayrıldıktan sonra iki öğretmenin veda için hazırladığı görsellere bakıp şarkılar dinledik. Ben Franco Rivolli’nin en yaralı şehir Bergamo’daki bir hastane duvarına hepinize teşekkürler ifadesini ekleyerek çizdiği şu resmi tekrar gördüğümde ve ilgili açıklamaları dinlerken kendimi zor tuttum, dolan gözlerim ne kadar göründü zoom’dan bilmem ama toplantı bittiği an fena dağıldım, zor toparlandım sonra.

Ağlamak güzeldir, içini yıkar insanın!

Fermatemi per favore

Durdurun beni lütfen!

Geçen yıl karantina başlar başlamaz duruma anında uyum sağlayıp kurslara, konferanslara katılan, kitaplar deviren arkadaşlarımı dinledikçe gözlerimi deviriyordum. Ben ise Dante’nin İlahi Komedyası’nda yaptığı yolculuğu kendi cehennemim ve arafım arasında yaptım, bu bloga sarıldım ve depresyona girmeden çeşitli katmanları aşıp cennete ulaştım sonunda!

Başlarda çok coşkulu olan ama artık yorulan, sıkılan ve zaman zaman depresif tavırlar sergileyen arkadaşlarıma keyifle faaliyetlerimi anlatırken yakalıyorum sık sık kendimi. Dün bir hesapladım, elli dört saat İtalyanca ders yapmışım iki ayda. Yine sonradan açılan bir arap atı gibi hissediyorum kendimi, umarım devam eder bu motivazione çünkü aşı için yaşım arafta!

Fakat bu hafta kurslar bitiyor, dinleneceğim ve dolce far niente hayatıma döneceğim derken yeni çıkan dört İtalyanca kitap sipariş ettim ve bu yaz balkonda onları okumanın, alt çizerek çalışmanın hayalini kurmaya başladım. Kitaplardan biri tesadüfen görüp dilini ağır bulmadığım, Il Corriere della Sera gazetesi yazarlarından Aldo Cazzulo’nun Eylül 2020’de çıkan kitabı A riveder le stelle. Alt başlığı ise Dante, İtalya’yı icat eden şair.

A riveder(e) le stelle (yıldızları yeniden görmek üzere) aslında Dante’nin uscimmo a riveder le stelle (yıldızları görmek üzere çıktık) sözünden geliyor ve İtalyanca’da deyimleşmiş bir ifade.

Karantinanın ilk günlerinde paylaştığım Rinascerò rinascerai (yeniden doğacağım yeniden doğacaksın) şarkısında Roby Facchinetti de her şey bittiğinde yeniden yıldızları görmek üzere döneceklerini söylüyordu. Hatta ben de bu ruhta bir milletin yeniden doğacağına dair şüphem olmadığını belirtmiştim.

Cazzullo’nun kitabında Dante ile L’Italia di oggi (bugünün İtalya’sı) arasında hoş bağlantılar var, keyifli görünüyor. Öğretmenime de sordum, seviyesinin benim için uygun olduğunu söyledi ve hatta o da okuyacak, yazışacağız. Kurs bitti ama biz kanka olduk daha ilk haftadan çünkü birçok ortak konumuz çıktı: O da öğretmenlik ve çevirmenlik yapıyor, daha da güzeli annesi büyük olasılıkla Türk kökenliymiş. Ve zaten sonra da dokuz hafta boyunca haftada üç sabah beraberdik, şimdi iki aylık bir ayrılık girdi aramıza diye üzgünüz.

Aldo Cazzulo’nun kitabını anlattığı bir videoyu da izleyip o heyecanla, gelecek ay sonunda bir üniversitenin İtalyanca hocasının yabancılarla yapacağı ve bu kitabın tartışılacağı bir kitap kulübü toplantısına kayıt oldum. Bunların hepsi dün bir saat içinde cereyan etti, cereyanda kalıp üşüttüm galiba!

Dinleneceğim artık derken kim bilir ne zaman elime geçecek bir kitabı nisan sonuna kadar okumak ve hazırlanmak, öncesinde de İlahi Komedya’yı biraz da olsa anlamak gibi bir sorumluluk üstelendim bir anda, bir panik hissi kapladı içimi gerçekten.

Bir saat içinde önümdeki bir ayı bağlamış oldum, aynen kitabıma tırmanıp zürafaya meydan okuyan küçük cüsseli ama özgüvenli kendini bilmez kaplumbağa gibi bir duruma düştüm, ilahi ben! Ama İtalyanca’ya sarılarak ruhumu ayakta tuttuğum bu süreç için Dante’ye borcumu ödemem gerek bir şekilde.

Bir commedia veya tragedia yaşanmadan, yeniden yıldızları görmek üzere çıkaydım bu işten alnımın akıyla!

Buon Dantedi’

Çok kullanılan ama benim bugüne kadar hiç kullanmadığım ifadeyle söyleyeyim, bugün günlerden Dante ve hatta İtalyanların verdiği adla Dantedi’!

Dante Alighieri (1265-1321) bugün ölümünün 700. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor. 25 Mart Dante’nin doğum günü veya ölüm yıl dönümü değil, İlahi Komedya yolculuğunun başlangıcı olarak kabul edilen gün. İlk olarak geçen yıl kutlanan bu gün, artık Ulusal Dante Alighieri günü olacak.

Ben de okumak isteyenler için Dante ile ilgili yazımın tarihini değiştirip bugün tekrar yayınlayacağım.

Dante Alighieri

Blogun ilk yazısını, modern İtalyanca’nın temelini oluşturan ve dünya edebiyatının en önemli eserlerinden biri olarak kabul edilen İlahi Komedya’nın yazarı, asıl adı Durante yerine Dante adını kullanan Dante Alighieri hakkında yazmıştım. Yakın zamanda (26 Şubat) güncelleyip tekrar yayınlamıştım. Bugün ise Dante günü için tarihini değiştirip yeniden yayınlıyorum.

Contrariamente alle credenze popolari (genel kanının aksine), İtalyanca yalnızca İtalya’da ve İsviçre’nin güneyinde, İtalyan sınırı boyunca konuşulan bir dil değildir. İtalyanca; İsviçre, Malta, Hırvatistan, Slovenya ve naturalmente (tabii ki) İtalya yarımadasında bulunan San Marino ve Vatikan’da lingua ufficiale’dir. Bu, İtalyanca’nın yaygın olarak konuşulduğu bu ülkelerde resmî bir dil olarak kabul edilmiş olması anlamına gelmektedir. İtalyanca, bu ülkelerin dışında çok sayıda İtalyan göçmenin yaşadığı, yani piccolo (küçük) İtalya’ların bulunduğu Amerika, Kanada, Avustralya, Brezilya, Venezuela, Uruguay gibi ülkelerin yanı sıra Almanya, İngiltere, Belçika ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde ve hatta Libya, Somali ve Etiyopya’da konuşulmaktadır.

İtalyanca öğrenmeye başlarken anmamız gereken ilk kişi elbette Cehennem, Araf ve Cennet bölümlerinden oluşan, dünya edebiyat tarihinin en önemli başyapıtlarından biri La Divina Commediayı (İlahi Komedya) yazan şair ve siyasetçi Dante Alighieri’dir.

Dante Alighieri
(1265-1321)

Dante Alighieri, bugün konuşulan modern İtalyanca’nın babası olarak bilinir. Dante’nin döneminde edebi eserlerde kullanılan dil çoğunlukla Latince olmasına rağmen, Dante İlahi Komedya‘yı dialetto fiorentino (Floransa lehçesi) ile yazmıştır.

Ama her baba gibi, Dante de çocukları konusunda mükemmeliyetçi ve İtalyanların fiil çekimlerinde hâlâ hata yapıyor olmasından şikâyetçi!

Komedya’yı yazmak için 20 yılımı verdim, İtalyanlar 700 yıl sonra FİİLLERİ ÇEKERKEN  hâlâ hata yapıyorlar!!!

Bugün İtalya’nın farklı bölgelerinde halen birçok farklı lehçe konuşuluyor, ancak 19. yüzyıl İtalya’sında güneyde yaşayan birinin kuzeyde yaşayan birini anlaması bile mümkün değilmiş.

1861 yılında Unità d’Italia (İtalya Birliği) kurulduktan sonra devlet dairelerinde kullanılan, okullarda öğretilen ve günlük hayatta konuşulan tek bir resmi dilin seçilmesine karar verilince, ‘hangi bölgenin konuştuğu İtalyanca resmi dil olacak’ tartışmalarından sonra en güzel İtalyanca’nın Dante’nin kullandığı dil olduğuna karar verilmiş. E quindi (ve böylece) modern, standart İtalyanca’nın temeli Dante’nin İtalyancası olmuş.

T. S. Eliot’un yazdığı gibi “Dante ile Shakespeare dünyayı aralarında paylaşır; bu iki ada eklenebilecek üçüncü bir ad yoktur.” ama neyse ki İngilizler de aynı şekilde Shakespeare İngilizcesini standart dil yapmamış!

Passato Remoto

Uzak geçmiş zaman genellikle tarihi bir konu anlatımında, edebi eserlerde ve resmî yazışmalarda kullanılır. Konuşma dilinde kullanımı bölgeden bölgeye değişir. Toskana ve güney İtalya’da günlük konuşmalarda kullanılan bu zaman, diğer yerlerde nadiren kullanılır.

Bu nedenle, çok fazla düzensiz fiil çekimi olan Passato Remoto fiil çekimlerini öğrenmenize gerek yok, yalnızca bu zamana aşina olmanız yeterli. Zaten ezberlemek mümkün değil, onun yerine başka bir dil öğrenin derim.

Passato Remoto’da kurallı fiiller mastar ekini attıktan sonra şu ekleri alır:

Bu zamanda kuralsız çekilen bazı fiiller ise şunlar:

essere – fui, fosti, fu, fummo, foste, furono
avere – ebbi, avesti, ebbe, avemmo, aveste, ebbero
venire – venni, venisti, venne, venimmo, veniste, vennero
stare – stetti, stesti, stette, stemmo, steste, stettero
vedere – vidi, vedesti, vide, vedemmo, vedeste, videro
dire – dissi, dicesti, disse, dicemmo, diceste, dissero
fare – feci, facesti, fece, facemmo, faceste, fecero
bere – bevvi, bevesti, bevve, bevemmo, beveste, bevvero
nascere – nacqui, nascesti, nacque, nascemmo, nasceste, nacquero
vivere – vissi, vivesti, visse, vivemmo, viveste, vissero
dare – diedi, desti, diede, demmo, deste, diedero
prendere – presi, prendesti, prese, prendemmo, prendeste, presero
mettere – misi, mettesti, mise, mettemamo, metteste, misero
sapere – seppi, sapesti, seppe, sapemmo, sapeste, seppero

Kırmızı Başlıklı Kız hikâyesinden bir alıntı yaparak bu zamanın nasıl kullanıldığını görelim:


Poco dopo, Cappuccetto Rosso bussò alla porta. “Nonna, sono io.
Posso entrare?”
Il lupo cercò di imitare la vocina della nonna e rispose: “Ciao, mia
cara! Entra!”
“Nonna, che voce forte che hai!” disse la bambina sorpresa.
“È per salutarti meglio, mia cara,” disse il lupo.
“E che occhi grandi che hai…”
“È per vederti meglio, mia cara!”
“E che mani grandi che hai!” esclamò Cappuccetto Rosso, avvicinan
dosi al letto.
“È per abbracciarti meglio, mia cara!” disse il lupo.

Imperfetto Indicativo zamanında olduğu gibi, essere ve avere fiillerini bu zamanda çekip fiillerin geçmiş zaman halini ekleyerek miş’li ‘uzak’ geçmiş zaman cümleleri kurabiliriz. Yine fiilimizin avere ile mi yoksa essere ile mi çekildiğine dikkat etmemiz gerekiyor:

Fui andato/a (gitmiştim), avemmo visto (görmüştük), fosti
uscito/a
(çıkmıştın), foste rimasti/e (kalmıştınız), ebbero chiamato (aramışlardı veya çağırmışlardı).

Bu zamanın adı da Trapassato Remoto!

Fakat unutmamamız gereken bir şey var:

YALNIZCA KIRMIZI BAŞLIKLI KIZ’I DİNLERSEK KURT HER ZAMAN KÖTÜ OLACAKTIR

Çocuklar için resimli kitaplar ve etkinlik kitapları hazırlayan, renkli mobilyalar ve ahşap nesneler üreten Romalı yazar ve illüstratör Agosto Traini’nin bizde Kırmızı Başlıklı Kurt adıyla yayınlanan Il Berretto Rosso (kırmızı bere) öyküsünü dinlemek isterseniz:

Dante Alighieri

Dünkü şiirimden sonra, corona biraz daha kalırsa yakında Dante’yi de Orhan Veli ve Cahit Sıtkı’yı da sollayacağımı söyleyenler oldu, estağfurullah Dante kim ben kim!

Ben şu anda yalnızca bir köşede dantel örecek bir canlı türü, yaşam formuyum.

Bu vesileyle bu büyük şairi anmak üzere ilk blog yazımı güncelleyerek bugün de paylaşmak istedim:

Contrariamente alle credenze popolari (genel kanının aksine), İtalyanca yalnızca İtalya’da ve İsviçre’nin güneyinde, İtalyan sınırı boyunca konuşulan bir dil değildir. İtalyanca; İsviçre, Malta, Hırvatistan, Slovenya ve naturalmente (tabii ki) İtalya yarımadasında bulunan San Marino ve Vatikan’da lingua ufficiale’dir. Bu, İtalyanca’nın yaygın olarak konuşulduğu bu ülkelerde resmî bir dil olarak kabul edilmiş olması anlamına gelmektedir. İtalyanca, bu ülkelerin dışında çok sayıda İtalyan göçmenin yaşadığı, yani piccolo (küçük) İtalya’ların bulunduğu Amerika, Kanada, Avustralya, Brezilya, Venezuela, Uruguay gibi ülkelerin yanı sıra Almanya, İngiltere, Belçika ve Fransa gibi Avrupa ülkelerinde ve hatta Libya, Somali ve Etiyopya’da konuşulmaktadır.

İtalyanca öğrenmeye başlarken anmamız gereken ilk kişi elbette Cehennem, Araf ve Cennet bölümlerinden oluşan, dünya edebiyat tarihinin en önemli başyapıtlarından biri La Divina Commediayı (İlahi Komedya) yazan şair ve siyasetçi Dante Alighieri’dir.

Dante Alighieri, bugün konuşulan modern İtalyanca’nın babası olarak bilinir. Dante’nin döneminde edebi eserlerde kullanılan dil çoğunlukla Latince olmasına rağmen, Dante İlahi Komedya‘yı dialetto fiorentino (Floransa lehçesi) ile yazmıştır.

Ama her baba gibi, Dante de çocukları konusunda mükemmeliyetçi ve İtalyanların fiil çekimlerinde hâlâ hata yapıyor olmasından şikâyetçi!

Komedya’yı yazmak için 20 yılımı verdim, İtalyanlar 700 yıl sonra FİİLLERİ ÇEKERKEN  hâlâ hata yapıyorlar!!!

Bugün İtalya’nın farklı bölgelerinde halen birçok farklı lehçe konuşuluyor, ancak 19. yüzyıl İtalya’sında güneyde yaşayan birinin kuzeyde yaşayan birini anlaması bile mümkün değilmiş.

1861 yılında Unità d’Italia (İtalya Birliği) kurulduktan sonra devlet dairelerinde kullanılan, okullarda öğretilen ve günlük hayatta konuşulan tek bir resmi dilin seçilmesine karar verilince, ‘hangi bölgenin konuştuğu İtalyanca resmi dil olacak’ tartışmalarından sonra en güzel İtalyanca’nın Dante’nin kullandığı dil olduğuna karar verilmiş. E quindi (ve böylece) modern, standart İtalyanca’nın temeli Dante’nin İtalyancası olmuş.

T. S. Eliot’un yazdığı gibi “Dante ile Shakespeare dünyayı aralarında paylaşır; bu iki ada eklenebilecek üçüncü bir ad yoktur.” ama neyse ki İngilizler de aynı şekilde Shakespeare İngilizcesini standart dil yapmamış!

Sull’emisfero australe

Güney yarımkürede!

İnsanoğlu kuş misali, sabah erkenden güney yarımküreye ışınlandım, yani sono stata teletrasportata. Güney yarımküre için daha yaygın olarak l’emisfero australe ifadesi kullanılsa da l’emisfero sud da deniliyor.

Bugün Melbourne’deki ilk dersime girdim. Hocamız dünya tatlısı İtalyan bir kadın, İtalya’dan katılıyor. Benden başka dört öğrenci daha var, tutti e quattro (dördü de) Avustralya’da. Ben tabii günlerdir hafif gergindim kendimi nasıl bir ortamda bulacağımı bilemediğim için. Asıl korkum da sınıftakilerden geri kalmak, çok katılamamak idi çünkü en ileri düzeyde bir kurs. Bir yandan da ne giysem, saçımı nasıl yapsam gibi ergen kız endişeleri!

Ne de olsa ülkemizi temsil edeceğim, zedelenen itibarımızı kurtarmak için çorbada tuzum olsun istiyorum.

Millet nasıl rahattı anlatamam. Yüzünün alt kısmını hiç göremediğimiz, boş tavanına baktığımız varla yok arası bir adamcağız, bir hanımın arka planında yarı açık bir kapıdaki askıdan sallanan kıyafetler!

En güzel duruş ve arka plan genç öğretmenimiz, İtalyan asıllı bir bey ve bana aitti: tertipli, düzenli, saygılı ve Akdenizli. Mediterraneo filminin meşhur repliğindeki gibi stessa faccia stessa razza (aynı yüz, aynı ırk) diyebiliriz.

Önümüzdeki haftalarda izleyip tartışacağımız Il processo dizisine giriş yapıldı, çok keyifli alıştırmalar yaptık, yeni kelimeler öğrendik diziyi daha rahat izlemek için. Ben önden izleyip hazırlandığımı hiç çaktırmadım, bir de utanmadan toplam kaç episodio (bölüm) olduğunu sordum.

Dizinin geçtiği, Lomardia bölgesindeki Mantova şehrini tanıdık. Ben sadece Romeo’nun sürgüne gönderildiği şehir olarak bilirdim ismen, bir de diziden kısmen!

Çok güzel ve özel bir şehir.

Sınıfın ineği olma yolunda çok sağlam bir adım attım bugün, darısı diğer iki sınıfa. Tabii sınıfta sadece beş kişi olmanın da payı yok değil! Beklentimin çok ötesinde verimli ve çok keyifli bir ilk ders oldu.

Tek rakibim, İtalyan asıllı, Avustralya’da büyümüş, o merkezin kurslarına sürekli katıldığını söyleyen sınıf arkadaşım. Bir alıştırma için grubu ikiye böldüler ve aynı odaya düşünce senin ne işin var burada diyerek aldım hemen ifadesini!

Bir tık ileri benden sanki ama kesinlikle iki tık değil.

Hem zaten erkek inek olmaz ki!

Parliamo turco

Türkçe konuşuyoruz!

Hep biz mi İtalyanca konuşacağız, biraz da onlar konuşsun biz dinleyelim. Benim gibi Kaş tutkunu Venedikli Renzo ve Giulia’nın sohbetini dinleyerek gününüze farklı bir keyif getirmek istedim bugün.

İtalyanca altyazıları da olacak şekilde bağlantı veriyorum ama altyazılar çıkmazsa Ayarlar kısmından altyazı seçeneğini açabilirsiniz. Videonun başları da Renzo hep uzak geçmiş zaman kipi Passato Remoto kullanıyor. Bu bizim son gramer konumuz olacak, haftaya yayınlayacağım bu dersi.

Keyifli bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum, benim de çorbada tuzum olsun!