Dolce far niente

Hiçbir şey yapmama keyfi, hiçbir şey yapmamanın tatlılığı!

A volte (bazen) hiçbir şey yapmamak tatlıdır, hem de çok tatlıdır. Ama hiçbir şey yapmamaktan keyif almak zordur çünkü hayatı dolu dolu yaşamalıyız, vaktimizi boşa harcamamalıyız, continuamente (sürekli) öğrenmeliyiz gibi bir şartlanma ile kendimizi hırpalamaya meyilliyiz.

In realtà (aslında) kendimi muaf tutmak isterim, ben boş oturmayı çok severim ve hiç suçluluk duymam bundan. Gece başımı yastığa koyduğumda, o gün edindiklerimin muhasebesini yapmak yerine yüzümde un sorriso (bir gülümseme) kaldı mı ona bakarım.

Sono fatta così (ben buyum, böyle yaratılmışım)!

Hırsla ilgili galiba bu durum. Bende eksik olan, bu nedenle de aslında minettar olduğum bir duygudur ambizione (hırs), güdü mü demeliyim acaba? Daha ne olduğunu bilmediğim bir şey işte. Rekabetin yoğun olduğu akademik ve profesyonel ortamlarda bulundum ama mai (hiçbir zaman) birinden daha iyi olma, yükselme, kendini gösterme veya kanıtlama çabalarım olmadı. Kendimle bile rekabet yaşamadım!

A scuola (okulda) ve iş hayatında sorumluluklarımı yerine getirmek ve yaptığım şeyleri sevmek, daha doğrusu sevdiğim şeyleri yapmaktı derdim. Ve girdiğim her ortamdan, yaptığım her işten en büyük kazancım insanlar, onlarla kurduğum organik bağlar oldu.

Bu konulara nereden geldim? Dün bir arkadaşımla konuşuyordum. Aradığında aylak aylak oturuyordum balkonda. Elimde kitap, ogni tanto (arada bir) kafamı kaldırıp uzaklara daldığım bir trans halindeydim. Arkadaşımın yoğun bir hayatı var İstanbul’da, yıllardır yoga yapar, YouTube’da derin gevşeme üzerine videoları falan var. Ben de hafif temkinli dururum onunla konuşurken çünkü ben nefes teknikleri bilmem, meditasyon yapmam.

Belki de elimde kahvem, boşluğa bakarak bir nevi meditasyon yapıyorumdur, haberim yoktur, adı yoktur o yaptığımın.

Ben o arkadaşımın da bu süreci çok verimli geçirmekte olduğunu düşünerek hiçbir şeyi tam manasıyla yapamadığımı, dikkatimin dağınık olduğunu söylemedim önce. Però (fakat) o birden hiçbir şey yapamadığını, canının bir şey istemediğini, asıl tuhaf olan, bu tembel hayattan memnun olduğunu ha confessato (itiraf etti). Yoga öğretilerinin de bir bir çöktüğünü falan söyledi, bir sürü şey anlattı.

Ve o da benim gibi, yaşadıklarımıza anında uyum sağlayıp yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatan, verimlilik katsayılarını artıran arkadaşlarına biraz muhallanmış! Muhallanmak ne demek mi? Sanırım Adana’ya mahsus, burada da herkesin bilmediği, bilen birilerini yakalayınca sürekli kullanmaya başladığımız un meraviglioso verbo (harika bir fiil). Tek bir anlamı yok, bir sürü duygu ve düşünce tek bir fiilde toplanmış: yadırgamak, ayıplamak, sinir olmak, tuhaf bulmak, tasvip etmemek, muhalif olmak. Beraberinde yapılacak hareket de gözleri devirme!

Muhallanmak ne demek mi? Sanırım Adana’ya mahsus, burada da herkesin bilmediği, bilen birilerini yakalayınca sürekli kullanmaya başladığımız un meraviglioso verbo (harika bir fiil). Tek bir anlamı yok, bir sürü duygu ve düşünce tek bir fiilde toplanmış: yadırgamak, ayıplamak, sinir olmak, tuhaf bulmak, tasvip etmemek, muhalif olmak. Beraberinde yapılacak hareket de gözleri devirme!

Telefondaki arkadaşım, o gün yapması gerekenleri öğlene kadar tamamlayıp öğleden sonra boş otururken, sevgiyle ve con nostalgia (özlemle) hatırladığı ortaokul yazlarını düşünmüş. Annesi çalışıyormuş ve kız kardeşi tutto il giorno (bütün gün) sokaktaymış. Kendisi de tüm zamanını koltukta oturup elinde kakaolu sütüyle kitap okuyarak geçiriyormuş. Demek ki bunu tekrar yapmak istiyormuşum ki şu an boş durmaktan mutluyum diye çıkarım yapıp sevinmiş.

Ben de tam, bütün gün bir koltukta kitap okuduğumuz ortaokul yazlarımızı yazmıştım özlemle, o çok mavi uzun öğleden sonraları. O gün bugün tam dinlenememişiz hiçbirimiz belli!

Yalnız olmadığını, belirsizlik ve kaygı ile birçok arkadaşımın ve öğrencimin aynı durumda olduğunu söyledim. Şimdiye kadar yaptıklarımızın ve okuduklarımızın bizi bir süre daha idare edeceğine, boş oturmanın yanlış bir şey olmadığına karar verip kapattık telefonu, bol gülüşmeli una sessione di terapia (bir terapi seansı) oldu.

O elimde kahvemle boşluğa bakarak yaptığım meditasyonun adını dolce far niente koydum!

Not: corona dahil olmak üzere hastalıkla uğraşıp müthiş sıkıntılı bir dönem geçiren, ev düzenlerini ve evdekileri en iyi şekilde idare eden, kronik hastalığı olan ve olmayan büyüklerini koruyan, güçlerine hayran olduğum tüm arkadaşlarım benim kahramanım oldu bu süreçte.

Onların güzelliğini kısaca anlatmam gerekirse; doğallıkla yaptıkları onca şeyi, fedakarlığı esprili satır aralarından ben okudum, gözümde canlandırıp tahmin ettim, anlatmaya vakitleri de yoktu, ihtiyaçları da!

Onlarla yaşadığım paylaşımlar, hiçbir kitaptan ve online kurstan öğrenemeyeceğim şeyler öğretti kesinlikle..

“Dolce far niente” üzerine 2 yorum

  1. Hocam ben severim yeni bir şey öğrenmeyi ve fark etmeyi.
    Bir tuhaflık yok bende değil mi😃
    Yazına imzamı atarım Ülgen’cim😘

    1. Sen süpersin, sana gıptayla bakıyorum!! Gayet hoş ve mütevazı derinleşmektesin 🙂 Ben bu süreçte çok veremedim kendimi bir şeye, ruhsal bir durum.. zaten biliyorsun çok kuvvetli değildim başlarken de.. şimdi yatıp uyuyacağım mesela, hava nasıl tatlı serin serin ve kapalı..

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir