Una giraffa che ha i pensieri ancora più vicino al cuore

Düşünceleri kalbine daha da yakın bir zürafa!

Bu sene Regaip Kandili doğum günüme gölge düşürecek diye düşünüyordum ama sevgili dostlarım ve öğrencilerim buna izin vermedi. Dün sabahın erken saatlerinde başlayan ve bugün devam eden mesaj, mail, telefon, çiçek, balon, pasta, şekerleme, hediye trafiği ve blogdaki tüm temalarda son derece yaratıcı, renkli, sürprizler ile düşüncelerim kalbime daha da yaklaştı.

İnce düşünceleriniz, zarif sunumlarınız için hepinize çok teşekkür ediyorum.

Blogun ve dil kitabımın Teşekkürler kısmında sevgi ve şükranlarımı aşağıdaki şekilde dile getirmeye çalıştığım sevgili Feride Hanım kendi çıtanızı çok yükselttiniz, bundan ötesi ne olabilir?

Cinque (beş) yıllık IBM kariyerime son verip hayatımda ilk defa okumaya ve çalışmaya due mesi (iki ay) gibi bana göre çok uzun bir ara vererek gittiğim San Diego’nun sereno (dingin) ortamından hayata farklı bakmaya başlayarak döndüğümde beni yeni işim için yüreklendiren, “İlk öğrencin ben olacağım” diye söz veren, daha jet lag’im geçmeden apar topar kiraladığım ofisimde ilk dersine gelirken bu ventitré (yirmi üç) yıllık süreçte hep masamın bir köşesinde duran ahşap kitap kutuyu hediye eden ve da allora in poi (o gün bugün) her doğum günümde, keserken içinde hediyemi bulduğum indimenticabile (unutulmaz) pasta başta olmak üzere birbirinden güzel, üzerinde İtalyanca dilekler yazılı muhteşem torte (pastalar) gönderen, Pastabahçesi efsanesinin yaratıcısı, harika insan Feride Hanım;

Sevgili Feride Zeyneloğlu ve oğlu canım Yiğit’ten bu sene gelen pasta güne damgasını vurdu. Teşekkür etmek için aradığımda Yiğit son derece mütevazı bir şekilde söylediklerimle güne çok iyi başladığını, bugünün harika geçeceğini söyledi. Benim ise bir yılım harika geçecek eminim. Müthiş bir düşünce, emek ve lezzet! Hatta bu sanat eserini ayrı bir yere alıp kurumaya bıraktım, çerçeveletip duvarıma asacağım.

Regaip Kandili gölgede kaldı üzgünüm ama ben getirdiğiniz ve gönderdiğiniz çılgın lezzetlerden başımı kaldırabilmek için bu sene üç ayları tutmaya karar verdim!

I sassolini nella mia gonna!

Eteğimdeki taşlar!

Geçen hafta daha kitap benim elime bile geçmeden ablamın zürafalı fincanıyla yaptığı tatlış paylaşım sonrası bir anda hızla çıktım şöhret basamaklarını! Akrabalarımızdan, ortak ahbaplarımızdan, onun beni tanıyan ve tanımayan dostlarından, lise dönem arkadaşlarından, benim dönem arkadaşlarımdan ve ikimizin arasındaki dönem yatılı arkadaşlarımızdan muhteşem dönüşler aldım.

Derken çocukluğumuzu beraber, ortaokul ve lise yıllarımızı aynı okulda ve evde, sonraki yıllarımızı yine birlikte memlekette geçirdiğimiz sevgili kuzenim Süreyya da müthiş bir coşku ve gururla paylaşmaya başlamaz mı farklı mecralarda!

Ben sosyal medyasız ıssız kız olarak bir sevgi selinde sürükleniyorum şu an şaşkın ama ağız kulaklarda. Ve arkadaşlarıma, hani olmaz da eğer değişirsem veya şımarık davranmaya başlarsam beni uyarmalarını tembihliyorum.

Yalnız bu iki abla doktor, kitabın tıp camiasında yayılmasından da korkmuyor değilim. Acaba kendi aralarında yaptıkları bir komplo planı mı bu? Bana doğrudan teklif edemeyip bir psikiyatrist arkadaşları yoluyla mı Bakırköy’e kapattıracaklar?

Doktorlara güvenim yok çünkü. Niye mi? Daha iki gün önce doğum gününü kutlamak için Süreyya’nın eşi Bülent’i aradım. Kitabım tatlı Soyupak çiftinin masal kitabı olmuş, her akşam birer kadeh şarap alıp okuyorlarmış. Bülent, devamını beklediklerini sezdirince eteğimdeki taşları döktüğümü, bu işi zirvede bırakacağımı söyledim.

Ne dedi beğenirsiniz: Senin eteğinde çok taş vardır daha!

Hemen tıbbi bir söylemle onun branşında anlattım derdimi ve daha fazla bilgisayar başında oturursam böbreklerimde taşlar birikeceğini ima ettim. Medar-ı iftiharımız sevgili doktorumuz beni rahatlattı hemen: Sen yaz, hallederiz o taşları, o iş bende!

Yani Hipokrat yemini ettiği için tam olarak böyle demedi ama konuşmadan onu anladım ben!

Mi hanno bussato alla porta le poesie

Kapımı çaldı şiirler!

Cinius Shop’ta gezinirken nedense ilk Çocuk Kitapları kategorisine bakıp ilkokullu iki cimbit Bahar ve Selin’in karantina döneminde yayınlattığı Kapımı Çaldı Şiirler kitabının açıklama kısmına bayıldım.

Bir alıntı yapayım hemen:

Özgeçmişimizi sorarsanız daha ilkokulu bitirmedik.
Bu kitaptan sıradan şeyler değil, sıra dışı şeyler bekleyin. Çünkü hayal gücümüz bizi nereye götürürse oraya gittik. Aslında korona döneminde hiçbir yere gidemedik, evdeydik. Şiirler kapımızı çaldı, biz de kabul ettik.
Merak etmeyin içeri alırken dezenfekte ettik, üç gün balkonda beklettik. Hepsini güvenle okuyabilirsiniz.
Can sıkıntımızın üzerine biraz umut, biraz hayal gücü, biraz eğlence kattık. Çocuklar olarak biz de buradayız, biz de varız diyelim dedik. Arkadaşlarımıza da ilham ve umut olması dileğiyle.

Şimdi sözlüğe baktım da cimbit, küçük üzüm salkımı ve hatta üzüm salkımındaki salkımcıklar demekmiş!

Çocuklara hediye etmek üzere, geleceğin şairleri bu iki cimbitin mini şiir kitabından sipariş verdim. Ben de okumak istiyorum, kendime de aldım.

Siz de onların heyecanına ortak olmak, onları desteklemek isterseniz benim kitabımdan alırken (yani eğer alırsanız) bu salkımcıklardan da atın sepetinize!

Buona lettura

İyi okumalar!

İtalyan yazar Stefano Benni’nin, “Zürafanın kalbi düşüncelerinden uzaktır. Dün aşık oldu ama henüz bilmiyor” sözünden yola çıkarak böyle bir isim vermeyi uygun gördüğüm, blog yazılarımın bir derlemesi olan kitabımı almak isteyenlerin Cinius Shop’u tercih etmelerini rica etmiştim.

Tatlı öğrencimin Eda’nın duyar duymaz Bekle bizi Ciniuıs demesine bayıldım! Eda hemen sipariş verip heyecanla beklemeye başladığı kitabına kavuşmuş. Daha başlamadan kitabın onu keyifli ve pozitif bir yolculuğa çıkaracağından emin olduğunu yazdı.

Ben de büyük bir içtenlikle ve samimiyetle, benim yolculuğumu güzelleştirenin de onlar olduğunu yazdım hemen!

La capra dei commenti

Yorumların keçisi!

Çocukken yaylada kayalıkların tepesinde keçi gibi melediğimi, günah keçilerim yüzünden yapmış olduğum şeyleri, yeğenimin bana teyzelerin goat’u demesinden duyduğum gururu anlattığım ve kişiliğimin değişerek bir inatçı keçiye dönüştüğümü sezdiren blog yazılarımı derlediğim kitabım çıktı ve herkes keçileri kaçırdığımı gördü!

Ben yine kendi aramızda paylaşıp eğleneceğiz, yazılar kaybolmadan somutlaştı, annem çok mutlu olacak derken iş çığrından çıktı. Sosyal medyanın gücü karşısında ağzım açık kaldı. Şöhret bana göre bir şey değil kesinlikle, bir haftada yoruldum, gördüğüm ilgi karşısında utandım ama aynı zamanda herkesin ilgisi, sevgisi ve iltifatları ile çok şımardım.

Bir solukta okuduğunu söyleyenler, bitmesin diye azar azar okuyanlar, yüzünde bir gülümseme ve içinde umut belirdiğini dile getirenler, hepiniz şahane yorumlarla beni çok sevindirdiniz. Eski okul ve iş arkadaşlarımla yeniden saatlerce sohbet ettik, hepsi eşiyle dostuyla da paylaştı. Hepimiz birbirimizi özledik, aynı duygularda birleştik, benim yazmaya ve sizin de rahat rahat okumaya vaktiniz oldu. Çok mutluyum, böyle sıkıntılı bir süreçte aşı beklerken umut aşılamış olmaktan, yüreklere dokunmuş olmaktan.

Herkes devamını beklediğini söylüyor ama umarım corona faslı biter de benim vaktim kalmaz buna. Benim önereceğim başka kitaplar olur, merak etmeyin kitapsız kalmayız. Yeter ki çıkalım bu girdaptan sağ salim!

Bir kişiden gelen ama aldığım tüm yorumları sentezleyen, yorumların goat’u (greatest of all times) bir yorum ile bitiriyorum yazımı:

Müthiş, müthiş, bayıldımmm, böyle bir kitap yoktur evrende, hınzır, muzur, komik, öğretici, daha neler neler.. Çok iyi düşünmüşsün, çünkü sosyal medyada kayboluyor gibi geliyor, ben hala eski nesil olduğum için kitabı alıp koklamalıyım, sevmeliyim..

Ho mantenuto la promessa

Sözümü tuttum!

Scrivere o non scrivere, è questo il dilemma başlıklı yazımda benim için bütün meselenin yazmak ya da yazmamak olduğuna dair son noktayı koymuştum ve blog yazılarımı bir kitapta toplama hayali kurmuştum.

İşte bu hayale de son noktayı koydum ve blog yazılarımdan derlediğim bir kitapla karşınızdayım bugün. Zürafalarla ilgili yazım çok sevildi, çok sayıda fotoğraf ve zürafalı günaydın ve iyi geceler mesajı aldım. Stefano Benni’nin, “Zürafanın kalbi düşüncelerinden uzaktır. Dün aşık oldu ama henüz bilmiyor” sözünden yola çıkarak böyle bir isim vermeyi uygun gördüm kitabıma.

İtalyanca’da kitap, film, şarkı adlarında ve yazı başlıklarında ilk sözcüğün baş harfi dışında büyük harf kullanılmıyor. Konseptimize uysun ve daha anlamlı olup güzel görünsün diye böyle yaptım. Hem zaten coronayı büyük harfle yazmam hayatta biliyorsunuz!

Aradan birkaç yazı çıkardım, bir yazı ekledim, bazı yazıları kısalttım, birkaç başlık değiştirdim, uzun bir yazıyı bölüp iki yazı halinde ekledim, dedikoduya varan çekiştirmeleri sildim, videolara ve resimlere yaptığım referansları silip ifadeleri düzelttim. Bir de daha uygun bir sıralama olsun diye sonlara doğru iki tanecik yazıda tarih değişikliği yaptım.

Uyarlamalar sırasında anlatım bozukluğu yaptıysam, olmayan bir resme referans kaldıysa ya da gözümden kaçan bir şeyler olduysa affola! Bir de ilk kitaptan biliyorum, Word dosyasındaki italik ve koyu renk yazılar pdf dosyasına çevrilirken düz ve açık renk çıkıyor ve maalesef sonradan değiştiriliyor. Bu nedenle de gözden kaçıyor, düzelten kişiye eziyet olduğu için tek tek uğraştıramıyorum görsem bile. Bir de bazen kesme işaretleri yok olmuş nedense.

Neyse o kadar kusur kadı kızında da olur, kadı kızı torunu olduğuma göre bende haydi haydi olur!

Editör desteği almadım yayınevinden, yazılarım doğal bir konuşma dilinde olduğu için herhangi bir değişime uğramalarını istemedim. Geçmişte, çevirilerimi ve birkaç yazımı gazete editörlerinin dokunuşlarından sonra görünce ağlamak gelmişti içimden.

Benden çıktığı gibi kalsın istedim yani.

Arada tek tük harf eksikliği olabilir, eğer hâlâ kaldıysa! İnsanın gözü okumak istediğini okuyor. Yazdıklarım benim kafamdan ve elimden çıkınca gözlerim de yazmayı düşündüğüm gibi okuyor. Defalarca okuduğum halde, yazıları teslim ettikten sonra da hatalar yakaladım. Dizgi aşaması tamamlanıp kitap baskıya girene kadar ne gördüysem düzelttirdim. Baktıkça bir şey gördüğüm, her düzeltmede yeni bir bozulma olduğu için bir aşamadan sonra bakmayı bıraktım.

Bakmayı bırakmasam onlar beni bırakacaktı korkarım. Her ne kadar üç teşekkür bir rica düzeninde ilerlesem ve “O dizlerinin üzerinde dua eden kızcağız kitaptan dışarı değil de yazıya doğru dönse yüzünü” şirinliğinde ricalarda bulunsam da “Eeeh, yeter be, seninle mi uğraşacağız kızım” diye bir azara hazırdım her an!

Öğrencilerim, benim farkına bile varmadığım bir sivilceyi dert ederek gösterdiğinde hep “Sen söylemesen görmeyecektim” derim ve karşısındakilere söyleyerek sorun yaptıkları şeye dikkat çekmemelerini tembihlerim. Benimki de biraz öyle oldu sanırım, normalde fark etmeyecek olsanız bile artık göreceksiniz kalan hataları!

Eksilen yazılara, silinen kısımlara ve gramer konusundaki yazıları hariç tutmama rağmen 424 sayfa, 492.489 karakterlik bir derleme yaptım ama eksik bir harf görünce tüm bir gece uyuyamadım birkaç kez. Ve işin kötüsü ertesi sabah düzelteceklerini bilmeme rağmen!

Ama ya düzeltilemezse?

Ne olur düzeltilemezse? Onca sevgi, onca emekle gece gündüz yazılıp ve ardından gece gündüz düzeltilip derlenen yazılar ve o yazıların içeriğini oluşturan yaşanmışlık varken, bir harf eksik olsa ben eksilecek miyim sanki? Üstelik edebi eser değil bu, dil konusunda iddiası ve ticari kaygısı hiç mi hiç yok.

Aklı başında geçinen, her konuda herkesin endişelerini giderebilen bir insanın dramı bu maalesef!

Bir İtalyan arkadaşım teslim etmeden önce dosyamı baştan sona inceledi, yalnızca iki başlıkta articolo ekletti böyle kalsa da sorun değil diyerek ve silmeyi unuttuğum bir kesme işaretini aksan sanıp o sözcükte aksan yok dedi. Sei bravissima deyip düzeltilecek bu kadarcık şey çıkmasına çok şaşırdığını söyledi ve tebriklerini iletti. Yani complimenti dedi! Ülkesi ve dili için böyle bir çalışma yapmış olmam karşısında nasıl teşekkür edeceğini bilemediğini yazdı.

Bunları okuyup neden hâlâ küçük ayrıntılarda boğuluyorum anlamıyorum ama sanırım can çıkacak, huy çıkmayacak!

Pratik dil kitabımı hediye amaçlı bastırıp dağıtmıştım ama tekrar tekrar bastırmak durumunda kaldım ve kendim ilettiğim için eş dostla sınırlı kaldı. Şimdi ise özellikle dil anlamında çok faydalı gördüğüm ve annemin keşke bu yazılar bir kitapta toplansa, eşe dosta dağıtırdık dileğini gerçekleştirerek sürpriz yapmak istediğim için böyle bir girişimde bulundum.

Sonuçta eş dostun da eşi dostu var, herkese yetişmem mümkün değil.

Kitabın önsözünden bir alıntı:

Yazılarımda hep kitaplardan uyarlanan filmlerin bahsi geçti, ancak sayıları fazla olmasa da senaryodan romanlaştırılan kurgular da var. Benimki ise hayatımdan film karelerinin de olduğu bir kitap, ondan ilham alan blog yazılarından sonra gelen nevi şahsına münhasır bir dönem kitabı oldu. Yumurta mı tavuktan, yoksa tavuk mu yumurtadan ben de anlamış değilim.

Yayınevinin bu yayın paketi seçeneğinde bana bile belli sayıda kitap gelmiyor, ben de bana özel bir indirimle kitap satın alabileceğim. Cinius Yayınevi, tüm dünyada yaygınlaşan self-publishing konseptinin Türkiye’deki en başarılı temsilcilerinden, bu nedenle benim de tercihim oldu. Keyifli bir işbirliği sonucunda yılbaşı sabahı son onayını verdiğim dizgi bir ay sonra, hayalini kurduğum gibi şubatta kitap oldu.

Benimkiler kargoda, pazartesi günü elimde!

Uzaktan çalıştığımız için çok müdahale edemedim, bence bu onların şansıydı çünkü bu tip işlerde yorarım adamı! Heyecanlıyım, bilmiyorum nasıl oldu ama dokunup kokusunu içime çekmek yeter bana. Bir de tabii annemin şaşkınlığını ve sevincini görmek!

Eğer kendiniz için satın almak veya ilgilenebilecek yakınlarınıza bildirmek isterseniz Cinius Shop ve birçok online kitapçıdan temin etmek mümkün.

Ama eğer Cinius Shop’tan alırsanız benim emeğim kazanıyor çünkü yayınevi ve benim arama başkası girmiyor. Diğer seçeneklerde ben figüran rolündeyim resmen, çok ilginç! Kendi aralarında kırışıp bana bir tam buğday ekmeği parası ayırıyorlar.

1 Mayıs’ta Kahrolsun Kapitalizm pankartıya Taksim’e çıkacağım!

Cinius Shop’tan satın alma işlemi çok kolay ve aynı gün kargoya veriliyor, tercih ederseniz sevinirim.

Sizce Yayınevinin adının Cinius olması bir tesadüf mü?

Not: Adana’daki eş dost, pazartesi elime geçer geçmez hazırlayıp salı günü elden dağıtıma çıkacağım, bekleyiniz.

Sull’emisfero australe

Güney yarımkürede!

İnsanoğlu kuş misali, sabah erkenden güney yarımküreye ışınlandım, yani sono stata teletrasportata. Güney yarımküre için daha yaygın olarak l’emisfero australe ifadesi kullanılsa da l’emisfero sud da deniliyor.

Bugün Melbourne’deki ilk dersime girdim. Hocamız dünya tatlısı İtalyan bir kadın, İtalya’dan katılıyor. Benden başka dört öğrenci daha var, tutti e quattro (dördü de) Avustralya’da. Ben tabii günlerdir hafif gergindim kendimi nasıl bir ortamda bulacağımı bilemediğim için. Asıl korkum da sınıftakilerden geri kalmak, çok katılamamak idi çünkü en ileri düzeyde bir kurs. Bir yandan da ne giysem, saçımı nasıl yapsam gibi ergen kız endişeleri!

Ne de olsa ülkemizi temsil edeceğim, zedelenen itibarımızı kurtarmak için çorbada tuzum olsun istiyorum.

Millet nasıl rahattı anlatamam. Yüzünün alt kısmını hiç göremediğimiz, boş tavanına baktığımız varla yok arası bir adamcağız, bir hanımın arka planında yarı açık bir kapıdaki askıdan sallanan kıyafetler!

En güzel duruş ve arka plan genç öğretmenimiz, İtalyan asıllı bir bey ve bana aitti: tertipli, düzenli, saygılı ve Akdenizli. Mediterraneo filminin meşhur repliğindeki gibi stessa faccia stessa razza (aynı yüz, aynı ırk) diyebiliriz.

Önümüzdeki haftalarda izleyip tartışacağımız Il processo dizisine giriş yapıldı, çok keyifli alıştırmalar yaptık, yeni kelimeler öğrendik diziyi daha rahat izlemek için. Ben önden izleyip hazırlandığımı hiç çaktırmadım, bir de utanmadan toplam kaç episodio (bölüm) olduğunu sordum.

Dizinin geçtiği, Lomardia bölgesindeki Mantova şehrini tanıdık. Ben sadece Romeo’nun sürgüne gönderildiği şehir olarak bilirdim ismen, bir de diziden kısmen!

Çok güzel ve özel bir şehir.

Sınıfın ineği olma yolunda çok sağlam bir adım attım bugün, darısı diğer iki sınıfa. Tabii sınıfta sadece beş kişi olmanın da payı yok değil! Beklentimin çok ötesinde verimli ve çok keyifli bir ilk ders oldu.

Tek rakibim, İtalyan asıllı, Avustralya’da büyümüş, o merkezin kurslarına sürekli katıldığını söyleyen sınıf arkadaşım. Bir alıştırma için grubu ikiye böldüler ve aynı odaya düşünce senin ne işin var burada diyerek aldım hemen ifadesini!

Bir tık ileri benden sanki ama kesinlikle iki tık değil.

Hem zaten erkek inek olmaz ki!

Il febbraio mascherato

Maskeli şubat!

Şubat neşeli bir aydır

Bize maskeler getirir

Bize ilk güneşi hediye eder

Bu şubat gerçekten maskelerle geldi, bol neşeli ve güneşli geçmesini diliyorum hepiniz için…

Ben dün Versace markalı maskelerin talimatlarını çevirdim. Cerrahi maske olmadıklarını, virüse karşı koruma garantisi olmayan aksesuar olduklarını ve olası enfeksiyonlara karşı Versace’nin herhangi bir sorumluluk üstlenmeyeceğini dilimize çevirerek Versace maske ile gezmek isteyen vatandaşlarımıza bir hizmette, uyarılmalarına katkıda bulundum.

Bana sorarsanız, ben Fendi’ciyim eFendi’m!

Versace’nin on modeli var sanırım, bir fark yaratmak isterseniz 190 Erocuk falan.

Allahım aklımı koru!