Mi hanno bussato alla porta le poesie

Kapımı çaldı şiirler!

Cinius Shop’ta gezinirken nedense ilk Çocuk Kitapları kategorisine bakıp ilkokullu iki cimbit Bahar ve Selin’in karantina döneminde yayınlattığı Kapımı Çaldı Şiirler kitabının açıklama kısmına bayıldım.

Bir alıntı yapayım hemen:

Özgeçmişimizi sorarsanız daha ilkokulu bitirmedik.
Bu kitaptan sıradan şeyler değil, sıra dışı şeyler bekleyin. Çünkü hayal gücümüz bizi nereye götürürse oraya gittik. Aslında korona döneminde hiçbir yere gidemedik, evdeydik. Şiirler kapımızı çaldı, biz de kabul ettik.
Merak etmeyin içeri alırken dezenfekte ettik, üç gün balkonda beklettik. Hepsini güvenle okuyabilirsiniz.
Can sıkıntımızın üzerine biraz umut, biraz hayal gücü, biraz eğlence kattık. Çocuklar olarak biz de buradayız, biz de varız diyelim dedik. Arkadaşlarımıza da ilham ve umut olması dileğiyle.

Şimdi sözlüğe baktım da cimbit, küçük üzüm salkımı ve hatta üzüm salkımındaki salkımcıklar demekmiş!

Çocuklara hediye etmek üzere, geleceğin şairleri bu iki cimbitin mini şiir kitabından sipariş verdim. Ben de okumak istiyorum, kendime de aldım.

Siz de onların heyecanına ortak olmak, onları desteklemek isterseniz benim kitabımdan alırken (yani eğer alırsanız) bu salkımcıklardan da atın sepetinize!

Ho mantenuto la promessa

Sözümü tuttum!

Scrivere o non scrivere, è questo il dilemma başlıklı yazımda benim için bütün meselenin yazmak ya da yazmamak olduğuna dair son noktayı koymuştum ve blog yazılarımı bir kitapta toplama hayali kurmuştum.

İşte bu hayale de son noktayı koydum ve blog yazılarımdan derlediğim bir kitapla karşınızdayım bugün. Zürafalarla ilgili yazım çok sevildi, çok sayıda fotoğraf ve zürafalı günaydın ve iyi geceler mesajı aldım. Stefano Benni’nin, “Zürafanın kalbi düşüncelerinden uzaktır. Dün aşık oldu ama henüz bilmiyor” sözünden yola çıkarak böyle bir isim vermeyi uygun gördüm kitabıma.

İtalyanca’da kitap, film, şarkı adlarında ve yazı başlıklarında ilk sözcüğün baş harfi dışında büyük harf kullanılmıyor. Konseptimize uysun ve daha anlamlı olup güzel görünsün diye böyle yaptım. Hem zaten coronayı büyük harfle yazmam hayatta biliyorsunuz!

Aradan birkaç yazı çıkardım, bir yazı ekledim, bazı yazıları kısalttım, birkaç başlık değiştirdim, uzun bir yazıyı bölüp iki yazı halinde ekledim, dedikoduya varan çekiştirmeleri sildim, videolara ve resimlere yaptığım referansları silip ifadeleri düzelttim. Bir de daha uygun bir sıralama olsun diye sonlara doğru iki tanecik yazıda tarih değişikliği yaptım.

Uyarlamalar sırasında anlatım bozukluğu yaptıysam, olmayan bir resme referans kaldıysa ya da gözümden kaçan bir şeyler olduysa affola! Bir de ilk kitaptan biliyorum, Word dosyasındaki italik ve koyu renk yazılar pdf dosyasına çevrilirken düz ve açık renk çıkıyor ve maalesef sonradan değiştiriliyor. Bu nedenle de gözden kaçıyor, düzelten kişiye eziyet olduğu için tek tek uğraştıramıyorum görsem bile. Bir de bazen kesme işaretleri yok olmuş nedense.

Neyse o kadar kusur kadı kızında da olur, kadı kızı torunu olduğuma göre bende haydi haydi olur!

Editör desteği almadım yayınevinden, yazılarım doğal bir konuşma dilinde olduğu için herhangi bir değişime uğramalarını istemedim. Geçmişte, çevirilerimi ve birkaç yazımı gazete editörlerinin dokunuşlarından sonra görünce ağlamak gelmişti içimden.

Benden çıktığı gibi kalsın istedim yani.

Arada tek tük harf eksikliği olabilir, eğer hâlâ kaldıysa! İnsanın gözü okumak istediğini okuyor. Yazdıklarım benim kafamdan ve elimden çıkınca gözlerim de yazmayı düşündüğüm gibi okuyor. Defalarca okuduğum halde, yazıları teslim ettikten sonra da hatalar yakaladım. Dizgi aşaması tamamlanıp kitap baskıya girene kadar ne gördüysem düzelttirdim. Baktıkça bir şey gördüğüm, her düzeltmede yeni bir bozulma olduğu için bir aşamadan sonra bakmayı bıraktım.

Bakmayı bırakmasam onlar beni bırakacaktı korkarım. Her ne kadar üç teşekkür bir rica düzeninde ilerlesem ve “O dizlerinin üzerinde dua eden kızcağız kitaptan dışarı değil de yazıya doğru dönse yüzünü” şirinliğinde ricalarda bulunsam da “Eeeh, yeter be, seninle mi uğraşacağız kızım” diye bir azara hazırdım her an!

Öğrencilerim, benim farkına bile varmadığım bir sivilceyi dert ederek gösterdiğinde hep “Sen söylemesen görmeyecektim” derim ve karşısındakilere söyleyerek sorun yaptıkları şeye dikkat çekmemelerini tembihlerim. Benimki de biraz öyle oldu sanırım, normalde fark etmeyecek olsanız bile artık göreceksiniz kalan hataları!

Eksilen yazılara, silinen kısımlara ve gramer konusundaki yazıları hariç tutmama rağmen 424 sayfa, 492.489 karakterlik bir derleme yaptım ama eksik bir harf görünce tüm bir gece uyuyamadım birkaç kez. Ve işin kötüsü ertesi sabah düzelteceklerini bilmeme rağmen!

Ama ya düzeltilemezse?

Ne olur düzeltilemezse? Onca sevgi, onca emekle gece gündüz yazılıp ve ardından gece gündüz düzeltilip derlenen yazılar ve o yazıların içeriğini oluşturan yaşanmışlık varken, bir harf eksik olsa ben eksilecek miyim sanki? Üstelik edebi eser değil bu, dil konusunda iddiası ve ticari kaygısı hiç mi hiç yok.

Aklı başında geçinen, her konuda herkesin endişelerini giderebilen bir insanın dramı bu maalesef!

Bir İtalyan arkadaşım teslim etmeden önce dosyamı baştan sona inceledi, yalnızca iki başlıkta articolo ekletti böyle kalsa da sorun değil diyerek ve silmeyi unuttuğum bir kesme işaretini aksan sanıp o sözcükte aksan yok dedi. Sei bravissima deyip düzeltilecek bu kadarcık şey çıkmasına çok şaşırdığını söyledi ve tebriklerini iletti. Yani complimenti dedi! Ülkesi ve dili için böyle bir çalışma yapmış olmam karşısında nasıl teşekkür edeceğini bilemediğini yazdı.

Bunları okuyup neden hâlâ küçük ayrıntılarda boğuluyorum anlamıyorum ama sanırım can çıkacak, huy çıkmayacak!

Pratik dil kitabımı hediye amaçlı bastırıp dağıtmıştım ama tekrar tekrar bastırmak durumunda kaldım ve kendim ilettiğim için eş dostla sınırlı kaldı. Şimdi ise özellikle dil anlamında çok faydalı gördüğüm ve annemin keşke bu yazılar bir kitapta toplansa, eşe dosta dağıtırdık dileğini gerçekleştirerek sürpriz yapmak istediğim için böyle bir girişimde bulundum.

Sonuçta eş dostun da eşi dostu var, herkese yetişmem mümkün değil.

Kitabın önsözünden bir alıntı:

Yazılarımda hep kitaplardan uyarlanan filmlerin bahsi geçti, ancak sayıları fazla olmasa da senaryodan romanlaştırılan kurgular da var. Benimki ise hayatımdan film karelerinin de olduğu bir kitap, ondan ilham alan blog yazılarından sonra gelen nevi şahsına münhasır bir dönem kitabı oldu. Yumurta mı tavuktan, yoksa tavuk mu yumurtadan ben de anlamış değilim.

Yayınevinin bu yayın paketi seçeneğinde bana bile belli sayıda kitap gelmiyor, ben de bana özel bir indirimle kitap satın alabileceğim. Cinius Yayınevi, tüm dünyada yaygınlaşan self-publishing konseptinin Türkiye’deki en başarılı temsilcilerinden, bu nedenle benim de tercihim oldu. Keyifli bir işbirliği sonucunda yılbaşı sabahı son onayını verdiğim dizgi bir ay sonra, hayalini kurduğum gibi şubatta kitap oldu.

Benimkiler kargoda, pazartesi günü elimde!

Uzaktan çalıştığımız için çok müdahale edemedim, bence bu onların şansıydı çünkü bu tip işlerde yorarım adamı! Heyecanlıyım, bilmiyorum nasıl oldu ama dokunup kokusunu içime çekmek yeter bana. Bir de tabii annemin şaşkınlığını ve sevincini görmek!

Eğer kendiniz için satın almak veya ilgilenebilecek yakınlarınıza bildirmek isterseniz Cinius Shop ve birçok online kitapçıdan temin etmek mümkün.

Ama eğer Cinius Shop’tan alırsanız benim emeğim kazanıyor çünkü yayınevi ve benim arama başkası girmiyor. Diğer seçeneklerde ben figüran rolündeyim resmen, çok ilginç! Kendi aralarında kırışıp bana bir tam buğday ekmeği parası ayırıyorlar.

1 Mayıs’ta Kahrolsun Kapitalizm pankartıya Taksim’e çıkacağım!

Cinius Shop’tan satın alma işlemi çok kolay ve aynı gün kargoya veriliyor, tercih ederseniz sevinirim.

Sizce Yayınevinin adının Cinius olması bir tesadüf mü?

Not: Adana’daki eş dost, pazartesi elime geçer geçmez hazırlayıp salı günü elden dağıtıma çıkacağım, bekleyiniz.

Sull’emisfero australe

Güney yarımkürede!

İnsanoğlu kuş misali, sabah erkenden güney yarımküreye ışınlandım, yani sono stata teletrasportata. Güney yarımküre için daha yaygın olarak l’emisfero australe ifadesi kullanılsa da l’emisfero sud da deniliyor.

Bugün Melbourne’deki ilk dersime girdim. Hocamız dünya tatlısı İtalyan bir kadın, İtalya’dan katılıyor. Benden başka dört öğrenci daha var, tutti e quattro (dördü de) Avustralya’da. Ben tabii günlerdir hafif gergindim kendimi nasıl bir ortamda bulacağımı bilemediğim için. Asıl korkum da sınıftakilerden geri kalmak, çok katılamamak idi çünkü en ileri düzeyde bir kurs. Bir yandan da ne giysem, saçımı nasıl yapsam gibi ergen kız endişeleri!

Ne de olsa ülkemizi temsil edeceğim, zedelenen itibarımızı kurtarmak için çorbada tuzum olsun istiyorum.

Millet nasıl rahattı anlatamam. Yüzünün alt kısmını hiç göremediğimiz, boş tavanına baktığımız varla yok arası bir adamcağız, bir hanımın arka planında yarı açık bir kapıdaki askıdan sallanan kıyafetler!

En güzel duruş ve arka plan genç öğretmenimiz, İtalyan asıllı bir bey ve bana aitti: tertipli, düzenli, saygılı ve Akdenizli. Mediterraneo filminin meşhur repliğindeki gibi stessa faccia stessa razza (aynı yüz, aynı ırk) diyebiliriz.

Önümüzdeki haftalarda izleyip tartışacağımız Il processo dizisine giriş yapıldı, çok keyifli alıştırmalar yaptık, yeni kelimeler öğrendik diziyi daha rahat izlemek için. Ben önden izleyip hazırlandığımı hiç çaktırmadım, bir de utanmadan toplam kaç episodio (bölüm) olduğunu sordum.

Dizinin geçtiği, Lomardia bölgesindeki Mantova şehrini tanıdık. Ben sadece Romeo’nun sürgüne gönderildiği şehir olarak bilirdim ismen, bir de diziden kısmen!

Çok güzel ve özel bir şehir.

Sınıfın ineği olma yolunda çok sağlam bir adım attım bugün, darısı diğer iki sınıfa. Tabii sınıfta sadece beş kişi olmanın da payı yok değil! Beklentimin çok ötesinde verimli ve çok keyifli bir ilk ders oldu.

Tek rakibim, İtalyan asıllı, Avustralya’da büyümüş, o merkezin kurslarına sürekli katıldığını söyleyen sınıf arkadaşım. Bir alıştırma için grubu ikiye böldüler ve aynı odaya düşünce senin ne işin var burada diyerek aldım hemen ifadesini!

Bir tık ileri benden sanki ama kesinlikle iki tık değil.

Hem zaten erkek inek olmaz ki!

Il febbraio mascherato

Maskeli şubat!

Şubat neşeli bir aydır

Bize maskeler getirir

Bize ilk güneşi hediye eder

Bu şubat gerçekten maskelerle geldi, bol neşeli ve güneşli geçmesini diliyorum hepiniz için…

Ben dün Versace markalı maskelerin talimatlarını çevirdim. Cerrahi maske olmadıklarını, virüse karşı koruma garantisi olmayan aksesuar olduklarını ve olası enfeksiyonlara karşı Versace’nin herhangi bir sorumluluk üstlenmeyeceğini dilimize çevirerek Versace maske ile gezmek isteyen vatandaşlarımıza bir hizmette, uyarılmalarına katkıda bulundum.

Bana sorarsanız, ben Fendi’ciyim eFendi’m!

Versace’nin on modeli var sanırım, bir fark yaratmak isterseniz 190 Erocuk falan.

Allahım aklımı koru!

Parliamo turco

Türkçe konuşuyoruz!

Hep biz mi İtalyanca konuşacağız, biraz da onlar konuşsun biz dinleyelim. Benim gibi Kaş tutkunu Venedikli Renzo ve Giulia’nın sohbetini dinleyerek gününüze farklı bir keyif getirmek istedim bugün.

İtalyanca altyazıları da olacak şekilde bağlantı veriyorum ama altyazılar çıkmazsa Ayarlar kısmından altyazı seçeneğini açabilirsiniz. Videonun başları da Renzo hep uzak geçmiş zaman kipi Passato Remoto kullanıyor. Bu bizim son gramer konumuz olacak, haftaya yayınlayacağım bu dersi.

Keyifli bir hafta sonu geçirmenizi diliyorum, benim de çorbada tuzum olsun!

Congiuntivo

İstek kipi olarak geçen bu zamanın tam karşılığı yok bizim dilimizde ve oldukça karmaşık bir konu, ancak konuşurken İtalyanların bile o kadar önemsemediğini söylemeliyim. Bu zamanı mümkün olduğu kadar az kullanmak zorunda kalmanız için alternatifler vereceğim.

İtalyanca’da henüz olasılık halindeki, kesinlik kazanmamış durumlar bu zamanda anlatılır.

Sapere (bilmek) dışında pensare (düşünmek), credere (inanmak), sperare (ummak), volere (istemek), temere (korkmak) fiillerini ve avere paura (korkmak) gibi ifadeleri ‘ki’ anlamına da gelen che ile kullandığımızda fiillerimizi bu zamanda çekmeliyiz:

Penso che, credo che, speriamo che, temiamo che, ho paura che

(sanırım ki, inanıyorum ki, umalım ki, korkarız ki, korkarım ki)

Bunun dışında è possibile che, è probabile che, mi dispiace che, mi pare che/mi sembra che (bana öyle geliyor ki), sono contento/a che, bisogna che, non vedo l’ora che (sabırsızlıkla bekliyorum) gibi che’li ifadelerde congiuntivo kullanmalıyız.

Congiuntivo Presente zamanında kurallı fiillerin mastar ekini attıktan sonra hangi ekleri aldığına aynı örneklerle bakalım:

Bu zamanda kuralsız çekilen fiillerden bazılarını çekimleri ile veriyorum:

essere – sia, sia, sia, siamo, siate siano
avere – abbia, abbia, abbia, abbiamo, abbiate, abbiano
andare – vada, vada, vada, andiamo, andiate, vadano
venire – venga, venga, venga, veniamo, veniate, vengano
stare – stia, stia, stia, stiamo, stiate, stiano
fare – faccia, faccia, faccia, facciamo, facciate, facciano
dire – dica, dica, dica, diciamo, diciate, dicano
volere – voglia, voglia, voglia, vogliamo, vogliate, vogliano
potere – possa, possa, possa, possiamo, possiate, possano
dovere – debba, debba debba, dobbiamo, dobbiate, debbano
sapere – sappia, sappia, sappia, sappiamo, sappiate, sappiano
bere – beva, beva, beva, beviamo, beviate, bevano

Eğer şu andan değil de gelecekten bahsediyorsak congiuntivo’dan kaçınmanın yolu, ikinci fiili gelecek zamanda çekmek (temo che il treno sia in ritardo demek yerine temo che il treno sarà in ritardo, è probabile che lui non ritorni yerine è probabile che lui non ritornerà).

Ama yağmur yağacağını değil de şu anda yağdığını düşünüyorsam, yağmurdan kaçabilirim ama congiuntivo’dan asla! Burada penso che piova veya penso che stia piovendo demeliyim.

Kural bu, ancak ilk öğrendiğimiz geniş zamanda penso che piove veya penso che sta piovendo derseniz sorun olmaz.

Eğer özne değişmeyecekse che kullanımından kaçınarak başka şekilde ifade edebiliriz söylemek istediklerimizi.

Spero che non faccia tardi stanotte yerine spero di non fare tardi stanotte diyerek bu gece geç yatmamayı umduğumu söyleyebilirim.

Aynı şekilde, kendi yapacağım bir şeyi sabırsızlıkla bekliyorsam, örneğin İtalya’ya gitmeyi sabırsızlıkla bekliyorsam, non vedo l’ora che vada in Italia yerine non vedo l’ora di andare in Italia diyebilirim, hatta böyle demeliyim.

Bisogna che yapısından sonra cümle kurarak ne olması gerektiğini ifade etmek yerine doğrudan ne gerektiğini söyleyebilirim, bisogna che si beva molta acqua yerine bisogna bere molta acqua.

Bisogna praticare! (pratik yapmak gerek)

Bir de è possibile che, è probabile che, mi dispiace che, mi pare che/mi sembra che (bana öyle geliyor ki) yapıları yerine forse (belki), probabilmente (muhtemelen), purtroppo (maalesef), secondo me (bana göre), per me (bence) ifadelerini kullanarak congiuntivo’dan kaçabilirsiniz.

Ayrıca prima che (önce), benché/sebbene/quantunque (rağmen), purché/a patto che/a condizione che (şartıyla), perché/affinché (-sın/-sin diye, İngilizce so that) yapıları ile de congiuntivo kullanılır.

Prima che ve perché/affinché yapılarında özne değişmeyecekse congiuntivo’dan kaçınabiliriz. Karşımdakine ti chiamerò prima che parta yerine ti chiamerò prima di partire diyerek yola çıkmadan önce onu arayacağımı, ti scriverò perché/affinché sappia come stanno le cose yerine ti scriverò per farti sapere come stanno le cose diyerek nasıl gittiğini bildirmek için ona yazacağımı söyleyebilirim.

Sapere fiili emin olma anlamı içerir ve bu nedenle che sözcüğü ile kullanılsa dahi ikinci fiil congiuntivo olarak çekilmez (so che non vengono). Bilmek, tanımak anlamına gelen conoscere fiili ise kesinlikle che sözcüğü ile kullanılmaz. Bir kişiyi
tanımak, bir şeyi biliyor veya ona aşina olmak conoscere fiili ile anlatılır (non conosciamo i suoi genitori, conosco l’autore di quel libro, conosci questo film?).

Conoscere fiili geçmiş zamanda kullanıldığında tanışmak anlamına gelir (ho conosciuto Lisa due anni fa). Bir kişiyi ne zamandır tanıdığımızı da conoscere fiili ile ifade ederiz (lo conosco da qualche mese).

Sapere ise bilgi sahibi olmak veya bir şeyi yapmayı bilmek anlamını içerir (so che non parlano il tedesco, non so dove vivono, sappiamo come si pronuncia quella parola, sapete chi viene a trovarmi all’aeroporto?, i bambini sanno nuotare, non sa guidare né la macchina né la moto).

Sai se sono arrivati/e? (gelip gelmediklerini biliyor musun) sorusunda, İngilizce’de olduğu gibi se (eğer) sözcüğü kullanılır.

Yine aynı yapıları kullanarak geçmişte olup olmadığından emin olmadığımız durumlar için Congiuntivo Passato kullanmalıyız. Essere ve avere yardımcı fiillerini congiuntivo’da çekip yanına fiillerin geçmiş zaman halini getirerek böyle durumları anlatabiliriz. Ancak yine kullanacağımız fiilin avere ile mi yoksa essere ile mi çekildiğine dikkat etmek gerekiyor:

Penso che loro siano usciti/e (sanırım çıktılar), credo che non abbiano finito (sanırım bitirmediler), è probabile che lui/lei sia arrivato/a (gelmiş olması muhtemel). Congiuntivo’da üç tekil şahıs aynı şekilde çekildiği için kişinin adı veya io, tu, lui/lei zamirleri ile daha belirgin bir ifade gerekebilir.

Eğer pensare, credere, sperare, volere, temere fiillerini ve avere paura gibi ifadeleri (che ile), è possibile che, è probabile che, mi dispiace che, mi pare che/mi sembra che, sonocontento/a che, bisogna che, non vedol’ora che kalıplarını ya da prima che, benché/sebbene/quantunque, purché/a patto che/a condizione che, perché/affinché yapılarını geçmiş zamanda kullanıyorsak Congiuntivo Imperfetto kullanmalıyız (pensavo che tu non fossi arrabbiato/a, era probabile che venissero, sono andato/a a vedere mia sorella prima che partisse, sebbene piovesse siamo usciti/e).

İlk örnekte ‘kızgın olmadığını düşünüyordum’ ifadesi o andaki durum için söylenmiş oluyor. ‘Kızmayacağını düşünüyordum’ diyeceksek condizionale kullanarak pensavo che tu non saresti arrabbiato/a demeliyiz.

Ben de sizi kızdırmadan bu zaman çekiminde kurallı fiillerin aldıkları ekleri vereyim:

Bu zamanda kuralsız çekilen çok az sayıda fiil var, en sık kullanacaklarımız şunlar:

essere – fossi, fossi, fosse, fossimo, foste, fosseero
stare – stessi, stessi, stesse, stessimo, steste, stessero
fare – facessi, facessi, facesse, facessimo, faceste, facessero
dare – dessi, dessi, desse, dessimo, deste, dessero
dire – dicessi, dicessi, dicesse, dicessimo, diceste, dicessero
bere – bevessi, bevessi, bevesse, bevessimo, beveste, bevessero


Özne değişmeyecekse, yine congiuntivo’dan kaçınabiliriz (pensavo che fossi pronto/a yerine pensavo di essere pronto/a diyerek ‘hazır olduğumu düşünüyordum’ denilebilir).

Ve yine aynı şekilde essere ve avere yardıncı fiillerini bu zamanda çekip yanına fiillerin geçmiş zaman halini getirerek Congiuntivo Trapassato zamanını kullanabiliriz.

Abbiamo pensato che i bambini non avessero capito bene (çocukların iyi anlamadıklarını düşündük), credevo che fossero usciti/e senza avvertirti (sana
bildirmeden çıktıklarını sanıyordum) gibi cümleleri kurmak yerine çaresizlikten sessiz kalmayı tercih edebiliyor bazen insan!

Condizionale Presente

İtalyanca’da şart kipi istek, niyet, rica ve bazen de tavsiye içeren ifadelerde
kullanılır. Daha önce gördüğümüz vorrei (I would like) ve vorremmo (we would like) volere (istemek) fiilinin bu zamanda çekilmiş halleridir.

Önce yine bu zamanda kurallı olan fiillerin nasıl çekildiğine bakalım:

Şart kipinde kuralsız çekilen fiillerin sayısı çok fazla değil ve aynı ekleri aldıkları için yalnızca kuralsız fiillerin birinci şahıs çekimini bilmek yeterli.

Bu zaman, İngilizce would yardımcı fiili gibi bir anlam verecek cümlenize (yani yukarıdaki örnekler sırasıyla would sing, would run ve would sleep)

Bu zamanda kuralsız çekilen ve sık kullanacağınız bazı fiiller şunlar:

essere – sarei, saresti, sarebbe, saremmo, sareste, sarebbero
avere – avrei, avresti, avrebbe, avremmo, avreste, avrebbero
andare – andrei andresti, andrebbe, andremmo, andreste, andrebbe
venire – verrei, verresti, verrebbe, verremmo, verreste, verrebbero
fare – farei, faresti, farebbe, faremmo, fareste, farebbero
dire – direi, diresti, direbbe, diremmo, direste, direbbero
dare – darei, daresti, darebbe, daremmo, dareste, darebbero
stare – starei, staresti, starebbe, staremmo, stareste, starebbero
sapere – saprei, sapresti, saprebbe, sapremmo, sapreste, saprebbero
vivere – vivrei, vivresti, vivrebbe, vivremmo, vivreste, vivrebbero
bere – berrei, berresti, berrebbe, berremmo, berreste, berrebbero


Vi aiuterei volentieri (Size seve seve yardım ederim)
Sarei felice di aiutarvi (Size yardım etmekten mutlu olurum)
Sarebbe meglio prendere quella strada per arrivarci prima
(Daha önce varmak için o yoldan gitmek daha iyi olur)


Mi scusi signore/signora, saprebbe dirmi dov’è l’ufficio postale?

Tanımadığımız birine postanenin nerede olduğunu Dov’è l’ufficio postale yerine, son derece kibar bir şekilde böyle sormalıyız!

Bu zamanda en sık kullanacağımız fiiller ise verbi servili:

volere – vorrei, vorresti, vorrebbe, vorremmo, vorreste, vorrebbero
potere – potrei, potresti, potrebbe, potremmo, potreste, potrebbero
dovere – dovrei, dovresti, dovrebbe, dovremmo, dovreste, dovrebbero

Con questo tempaccio non vorrei uscire
(Bu kötü havada çıkmak istemem)
Da bere, vorremmo una bottiglia di vino rosso per favore
(İçecek olarak, bir şişe kırmızı şarap istiyoruz lütfen)
Potresti darmi il tuo indirizzo email, vorrei inviarti qualche foto
(Bana e-posta adresini verebilir misin, sana birkaç fotoğraf
göndermek istiyorum)
Buongiorno, vorrei sapere a che ora parte il prossimo treno per Firenze
(İyi günler, Floransa’ya bir sonraki trenin kaçta kalkacağını soracaktım)
Il tempo è cambiato, dovresti metterti qualcosa di più pesante
(Hava değişti, daha kalın bir şey giymelisin)

Kibarca bildirilen niyetler, aldığımız iyi niyetli öneriler, ricalarımızdan sonra yapılanlar için dovremmo ringraziare (teşekkür etmeliyiz). Daha önce öğrendiğimiz grazie ve binlerce teşekkür anlamına gelen grazie mille en yaygın teşekkür ifadeleri. Grazie infinite (sonsuz teşekkürler) veya grazie di tutto (her şey için teşekkürler) duruma göre kullanılabilir. Karşı tarafın yaptığı bir inceliğe teşekkür ederken de ti ringrazio, sei molto gentile (teşekkür edeim, çok kibarsın) veya la ringrazio, è molto gentile (teşekkür ederim, çok kibarsınız) diyebiliriz.

Sürekli fiillerin üçüncü şahıs çekimini düşünmek zorunda kalmamak için tanıdığınız ve siz diye hitap ettiğiniz kişiye Le posso dare del tu? (size sen diye hitap edebilir miyim) diye sorabilirsiniz.

Teşekkür ettikten sonra duyabileceğimiz veya bize teşekkür edildiğinde verebileceğimiz karşılıklar prego, di niente/nulla (hiçbir şey değil), nessun problema (sorun değil) ve figurati (lafı mı olur).

Prego aynı zamanda buyrun anlamında kullanılıyor çeşitli ortamlarda (yol verirken, içeri buyur ederken, boş bir koltuğa oturabileceğini söylerken, nasıl
yardımcı olabileceğimizi sorarken).

Essere ve avere fiillerini bu zamanda çekip yanına fiillerin geçmiş zaman halini getirerek gerçekleşmemiş bir olaydan bahsedebiliriz. Fiilimizin avere ile mi yoksa essere ile mi çekildiğine dikkat edeceğiz yine. Sarei andato/a (gidecektim, giderdim), avremmo visto (görecektik, görürdük), sarebbe uscito/a (çıkacaktı, çıkardı), sarebbero rimasti/e (kalacaklardı, kalırlardı). Bu zamanın adı Condizionale Passato (Composto)!

Nek (Filippo Neviani), kaybetmek pahasına da olsa yeniden başlamak isteğini Io ricomincerei sözleriyle dile getirmiş:

I tre tempi rimanenti

Kalan üç zaman!

Blog maceram için hedeflediğim bir yılın sonuna hızla yaklaşıyoruz. Bu hafta kalan birkaç gramer konusunun da üzerinden geçip rehber niteliğindeki pratik dil kitabımı su questa piattaforma (bu platforma) taşımış olacağım.

Daha önce de belirttiğim gibi, yeni bir dil öğrenirken artık sınırsız sayıda kaynağa, alıştırmaya anında erişebiliyoruz. Quello che volevo fare (benim yapmak istediğim) ise vakit kaybetmeden daha hızlı öğrenmeniz için gerekli olan her şeye en uygun sırada değinmek, klasik ders kitaplarında rastlamayıp zamanla kendi kendinize keşfedeceğiniz, belki de bir türlü keşfedip anlamayacağınız şeyleri dile getirmekti.

Araya corona girince dersleri askıya, dertleri ön plana aldım ama arada arabeske bağlasam da misyonumuzdan şaşmayıp İtalyancadan ve İtalyan kültüründen sapmamaya çalıştım. Nei titoli (başlıklarda) ve yazıların içeriğinde bol miktarda İtalyanca var. İtalyanca öğrenenler dışında okuyanlar da çok olduğu için sözcüklerin, ifadelerin ve alıntıların Türkçe anlamlarını da yazdım mutlaka.

Kalan gramer konularımız, İtalyanların bile molto spesso (çok sık) yanıldığı, en zor fiil çekimlerinin olduğu Condizionale Presente (Semplice), Congiuntivo ve genellikle günlük konuşmalarda kullanılmayan ve bu nedenle her şahıs için ayrı çekimini ezberlemenin gerekmediği, uzak geçmiş zaman kipi Passato Remoto.

L’isolamento su un’isola

Bir adada tecrit!

Bir adasever olarak, kendimi adalarda çok daha mutlu ve özgür hissederim. Ve bu nedenle de gençlik yıllarımda şu ada senin, bu ada benim yelkovan kuşlarının peşi sıra gezer dururdum.

Midilli’ye gidişim, Assos’a dadandığım yıllara rastlar. Bir akşamüstü deniz kenarında otururken karşıdaki adanın mimarisini merak etmiş, bir kaçamakta da Ayvalık’tan oraya geçip Yunan adaları arasında island hopping yapmıştım.

Malta’ya gidişim ise bir arkadaşımın bana taktığı yüklü miktarda borcun karşılığında, yıllar sonra beni Malta’ya göndermesi ile olmuştu. Üniversiteyi bitirip işe başladığımda hiç dokunmadığım ilk üç maaşımı, arkadaşlık anlayışım gereği, gözümü kırpmadan kafe açan ve maddi sıkıntıları olan arkadaşıma vermiştim. O ise işi gücü çok yerinde olmasına, üstüne anche un’agenzia di viaggio (bir de seyahat acentesi) açmasına rağmen hiç ödememişti borcunu.

Yıllar sonra nasıl oldu da aklına geldiyse, bana Adana’dan ulaştı ve nakit ödeme yapamayacağını söyleyerek kendi turizm şirketi yoluyla Malta’ya yolladı beni. Eminim kontenjandan, sıfır maliyetle! Oysa ben çoktan bir bardak soğuk su içmiş ve hatta unutmuştum. En az otuz üç maaş daha almıştım o arada.

Ne yapayım, hazır gitmişken ada, denizaltı, deniz üstü turları almış, çok yakınındaki L’isola sorella (sister island) Gozo’ya gidip bir maaş daha harcamıştım üzerine. Ödendiği düşünülen bu borcun üstüne bir bardak da soğuk şarap içtim adanın eğlence merkezi St. Julians’da!

Ne kadar uzun anlattım, içime oturmuş belli ama durup dururken aklıma düşüp de gitmeyi düşünmeyeceğim Malta’yı çok sevdim. İyi ki gitmişim, ada adadır! Sicilya Arapçası kökenli Maltaca’ya da bayılmıştım. İtalyanca, Arapça ve İngilizce kelimelerin karışımı bu dili kesin öğrenirdim biraz daha uzun kalsam.

İtalyan arkadaşlarım bana Fata derdi. Peri anlamına gelen bu takma adımı çok severdim. İspanyolca öğrenmeye başladığımda Ada sözcüğünün peri anlamına geldiğini öğrendiğimde adeta kanatlandım. Uçuş kartlarımda Adana’nın ilk üç harfi ADA yazardı. Ada adında çok yakın bir İtalyan arkadaşım var. Ben de kızım olursa adını Ada koymaya kararlıydım. Come il suo significato (anlamı gibi) güzel bir sözcük: kısa, ferah, özgürlük çağrıştıran, tersten okunuşu aynı.

Ama tam o yıllarda Buket Uzuner Kumral Ada Mavi Tuna’yı yazdı ve sağım solum küçük Ada’larla doldu birden. Bir bardak soğuk su da bu noktada içtim!

Yanı başımdaki Kıbrıs’a ilk kez ortaokulu bitirdiğim yaz bir aylığına gitmiştim ve çok da sevmiştim. Biz o zamanlar Kıbrıs’ı yurtdışı sayardık, con il passaporto (pasaportla) gidip elimiz kolumuz yabancı marka kıyafetlerle, spor ayakkabılarıyla dolu dönmüştük. Nike ayakkabı, Fred Perry shetland kazak giymenin prestij sağladığı yıllar!

Kıbrıs ülke dışında gördüğüm ilk yerdi. Yaklaşık on yıl sonra iş için sürekli gitmeye başladım. Arada birçok ülkede birçok yer görmüş olduğum halde, çocukluğumun o yazında çok sevdiğim Girne yat limanını yine çok beğendim.

corona öncesinde dadandığım ve üç yaz üst üste gittiğim Kaş’ın karşısındaki Meis ise son gözdem! Asıl adı Castellorizo veya Kızılhisar olan, Yunanlıların Megisti dediği Meis, Kaş’a kaş-göz mesafesinde gözbebeği gibi bir ada. Meis, Gabriele Salvatores’in 1992 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oscar’ını alan muhteşem Mediterraneo filminin çekildiği yer.

Hey gidi günler hey! Şimdi burnumuzun dibindeki, burnumuza koymadığımız, şehrimizin neon ışıklı Sevgi Adası’na gidip cümbür cemaat mangal yapmaya, çekirdek çintmeye, veleybol oynamaya bile çoktan razıyız!

Ama kayıt olduğum İtalyanca kursu Melbourne’de olduğu için nei prossimi due mesi (önümüzdeki iki ay) sanal olarak da olsa bir adada olacağım için heyecanlıyım.

Bir sürü ada hikâyem var ama çok sevdiğim Sri Lankalı dostlarımın adasına bir türlü gidemedim maalesef. Eski adı Seylan olan, şeklinden ve coğrafi konumundan dolayı Hindistan’ın gözyaşı olarak bilinen Sri Lanka’ya gitmek hayalim.

San Michele

Venedik’in gözyaşı ise Murano ile Venedik arasındaki mezarlık adası San Michele! Napolyon, 1804 yılında Venedik’i işgal ettiğinde, şehrin yapısını ve belirli dönemlerde yükselen suları dikkate alarak ölülerin buraya gömülmesini yasaklamış.

Bunun üzerine, Venedik’in kısaca La Fenice (anka kuşu) olarak bilinen meşhur tiyatro binası Teatro La Fenice’nin mimarlarından Gian Antonio Selva, San Michele adasındaki mezarlığı tasarlamış. 1835-1839 yılları arasında komşu San Cristoforo della Pace adasıyla birleştirilip bugünkü şeklini alan mezar adasının güncel tasarımı 1860 yılında mimar Annibale Forcellini tarafından yapılmış.

Birçok milletten, etnik kökenden ve farklı dinlerden insanların mezarlarının bulunduğu adada yer tabii ki sınırlı. Bu nedenle, 1995 yılında çıkarılan bir kararnameye göre kişiler mezarlarının konumuna göre, burada 10-20 yıl kalabiliyor. Daha sonra kalıntılar, ailenin isteğine göre başka bir mezarlığa naklediliyor veya İtalyan Katolikler arasında yaygın olduğu gibi yakılıyor.

(1885-1972)

San Michele’de yalnızca ünlülere dokunulmuyor. Bu ünlüler arasında, 1924 yılında İtalya’ya yerleşen ve Mussolini’yi destekleyerek faşist işbirlikçi olarak faaliyet gösteren Amerikalı şair Ezra Pound da var.

(1882-1971)

Mezarı su quest’isola (bu adada) olan diğer bir ünlü de Rus kökenli besteci, piyanist ve orkestra şefi Igor Stravinsky. Ezra Pound’dan üç yıl önce doğup bir yıl önce ölen Stravinsky, ABD ve Fransa vatandaşı idi. Amerika’da ölmesine ve Venedik’te hiç yaşamamış olmasına rağmen, Rake’s Progress operası dahil olmak üzere birkaç eserinin ilk kez sahne aldığı Venedik’e hayran olduğu için vasiyeti üzerine ebedi istirahatgâhı San Michele’ye getirilmiştir.

Ben de nel mio testamento (vasiyetnamemde) bir güncelleme yapıp şansımı deneyeceğim San Michele için. İtalyanca öğretmek ve İtalyan kültürünü tanıtmak için az emek vermedim sonuçta!

Halk dilindeki adıyla Il Giorno dei morti (ölüler günü) için ailesiyle San Michele’ye giden Alessandro del Monte’nin ilgilenenler için YouTube’a yüklediği çok güzel bir video: