Eğlenerek İtalyanca öğrenmek isteyenler için hazırladığım bloguma hoşgeldiniz! Öğrenmeye yeni başlıyorsanız, bütünlük açısından başta Gramer kategorisindekiler olmak üzere tüm yazıları ilkinden itibaren sırayla okumanızı öneririm..
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramımız Kutlu Olsun!
”Benim nazarımda 20 yaşında bir yobaz ihtiyardır,70 yaşında bir idealist de zinde bir gençtir”
Mustafa Kemal Atatürk
Not: Kadir Gecesinde yapılan dualar kabul olur diye bir duyum aldım. corona, vahdettin, damat ferit falan için dualarım hazır (gud mu bed mi tahmin edersiniz), geceyi bekliyorum
Bu başlıkta, daha önce Roby Facchinetti’nin şarkısını paylaştığım yazımdaki yeniden doğacağım yeniden doğacaksın anlamına gelen, İtalya’nın anlamlı rinascerò rinascerai sloganından ilham aldım.
Tom Hanks, Cast Away
Bugün size Tom Hanks’in oynadığı 2000 yapımı Cast Away (Yeni Hayat) filmini önermek istedim. Bir öğrencimin bu film ve Gary Paulsen’ın Hatchet (Balta) romanı hakkında karşılaştırmalı bir yazı ödevi nedeniyle izlemiştim zamanında. Uçak kazası sonrası ıssız bir adada sürdürülen yaşam mücadelesini konu alan filmleri oldum olası sevdiğim ve Tom Hanks hayranı olduğum için bu filmi unutamadım.
Dün sabah, salgının başında İstanbul’dan ayrılıp ailesiyle buradaki dağ evlerine yerleşen bir arkadaşımdan, sürdürdükleri doğal ve özgür yaşamın nasıl bir anda kesintiye uğradığına dair haber aldım. Tatlı tatlı paylaşımlarda bulunup birbirimizi gülümsetiyorduk sık sık. İtalyanca çalışıyordu,“şu articololarla başım dertte” diyordu itinayla notlar aldığı defterinden fotoğraflar yollayıp.
Kaç gündür ses çıkmayınca “bunalımda mısın yoksa benim gibi” diye sordum şakayla karışık. Öyleymiş meğer. Olabilecek her aksilik bir araya gelmiş: elektrik kesintisi, patlayan su borusu nedeniyle nehirden su taşıma zorunluluğu, klimasız geçirilen 40 derece çöl sıcağı, mutfağı basan karıncalar, benim yazımdan sonra ortaya çıkan ve arada bir boy gösterip korkutan kertenkele. Satır aralarında hep muzip ifadeler var ama, sonunda da durumu daha net canlandırayım gözümde diye eşofman altını tırnak makasıyla kesip kapri yaparak yaz moduna geçtiğini yazmış.
Chuck e il suo amico Wilson, pallone da pallavolo Chuck ve voleybol topu arkadaşı Wilson
Aklıma hemen Cast Away geldi bu kısa ama çok şey anlatan, esprili durum tasvirini okuyunca. Filmde (sembolik olarak) bir kargo paketi için hayata tutunan FedEx çalışanı Chuck’ın yaşam savaşını heyecanla izlemiştim.
Benim de umudum bir kargo paketi şu anda aslında. Beğendiğim saku handmade kahve fincanlarını alıyorum, ben aldıkça Umut bir kutuya atıyor onları (yani atmıyor tabii, her zamanki gibi müthiş bir özenle yerleştiriyor) benim için. Fincan kumbaramda, Yeni Hayatımda arkadaşlarımla ve öğrencilerimle kahve içmek için birbirinden güzel, boy boy yeni fincanlarım birikiyor. Bu süreç bitince kargom gelecek ve ben yeni paylaşımlarla Yeni Hayatıma başlayacağım.
Dün akşam kargo kutusuna bir fincan daha eklerken, artık kutunun şiştiğini söyledi Umut. Ben şiştikçe kutu da şişiyor tabii, sürekli yeni tasarım el yapımı bir umut ekliyorum.
Hepimiz castaway’iz, hepimiz corona mağduruyuz farklı yerlerde, farklı koşullarda ama şu durumda bile espriler yapıp gülebiliyorsak halimize, güldürebiliyorsak karşımızdakini, ileride kahvelerimiz elimizde karantina anılarımızı paylaşırken daha da çok güleceğiz demektir!
Pimpa diFrancesco Tullio Altan
Not: Bu yazı sevgili Ayşe ve Milano’daki okuluna dönmenin hayalini kuran, kiralamak istediği güzel çatı dairesinin fotoğraflarını paylaşarak benim hayatımı da renklendiren oğlu, tatlı öğrencim Emre için yazıldı
Mart ayında, Elvis Presley’in hayatıyla ilgili bir film çekmek üzere gittiği Avustralya’da eşi ile corona virüs kapan ve iyileşen Tom Hanks’in Cast Away filmi:
Kafalar karışık vallahi! Televizyonda bir profesör çıkıyor, mecbur olmadığınız sürece izinli olduğunuz günlerde dahi çıkmayın diyor, bayramı da içine alacak şekilde dokuz gün blok sokağa çıkma yasağı olması gerektiğini söylüyor. Mantıklı geliyor çünkü meclis kapalıyken açılan alışveriş merkezlerinin, pazar yerlerinin halini görünce bütün emeğimizin boşa gideceğini, başa saracağımızı düşünüyorum.
Yurdum insanının toplu iftarları ve bayram heyecanı beni endişelendiriyor. Bir bayramda da el öptürme ne olur, kapın çalmasın veya kapının çalmaması çok dayanılmaz geliyorsa sen çal ve “Ooo kimler gelmemiş diye aç”, kolonya ve diğer ikramları bu seferlik aile içinde yap ki bu iş daha çabuk bitsin!
Bir diğeri daha ılımlı konuşuyor, maske takarak ve sosyal mesafeyi koruyarak kısıtlı sürelerde çıkabileceğimizi söylüyor. Tedbirler alındığı sürece riskin azalacağı konusunda ikna ediyor. Riskin azalma oranını bilmiyoruz ama. Sağlık Bakanının okuduğu başarı öyküsünün ve kahramanlık destanının satır aralarında meslek ahlakı ile sıkıştırılmış ciddi uyarılar duyuyorum, yüzünde ve konuşmalarında endişe seziyorum.
Ve son olarak dün, 65 yaş üzerinde ve 20 yaş altında olanların boş yere evde tutulduklarını söylemeye getiren ifadeler duydum televizyonda iki doktordan. Maske ve sosyal mesafe tedbirleri ile normal hayata dönülmesi, başka sağlık sorunları nedeniyle hastanelere gitmekten korkulmaması yönünde telkinler geldi.
Biz bize olsak çıkıp görüşebilir, tedbiri elden bırakmayarak daha kaliteli bir yaşam sürebiliriz ama memleketimden insan manzaralarında gördüklerim beni en katı tedbirlerin uygulanması yönünde ikna ediyor her günün sonunda. Yoksa bir bu kadar daha oturacağız evde.
İtalyan karikatürist Francesco Tullio Altan, dün La Repubblica gazetesinde yayınlanan karikatüründe bu kafa karışıklığını, dizginleri ele vermişliğimizi şöyle anlatmış:
Bisikleti aldım. Nereye gitmem gerektiğini söylemelerini bekliyorum
“Bir ülkeyi severseniz orada özgürlük mücadelesi verenleri de seversiniz”
Gerçek bir insan hakları savunucusu, aktivist çizer Gianluca Costantini tüm dünyadaki olaylara karşı son derece duyarlı bir sanatçı. Ancak, Türkiye’nin ve burada olup bitenin çok ayrı bir yeri var onun için. Aldığı tehditlere, sosyal medya hesaplarına uygulanan sansüre rağmen oradan korkusuzca haksızlığa uğrayanlar adına mücadele veriyor.
Bakın la mia seconda casa (ikinci evim) dediği İstanbul için umudunu nasıl dile getirmiş çizgileriyle:
Gianluca Costantini’yi tanımak, Volga Kuşçuoğlu ile yaptığı söyleşiyi okumak isterseniz bağımsız iletişim ağı Bianet’teki şu sayfaya bir göz atın:
Tıp camiası obsesif kompulsif bozukluk, bizim cami günah olduğunu söylüyor ama ben gizliden tatlı tatlı sürdürüyorum, yani şu ana kadar gizliydi. Sanırım iyileşme konusunda bir adım atmak üzere ilk terapimi burada sizinle yapmaya karar verdim. Bu sırrımı kimseyle paylaşmayacağınızı biliyorum ama yine de size güvenebileceğimi bildirmek için telefonumu üç kere çaldırın.
Yoksa bu yazıyı geri çeker, deliliğime dair delil bırakmam ortada!
Çok bozuluyorum, niye bozukluk veya günah olsun ki! Kime ne zararım var kendimden başka? Kendime zararım da azıcık vakit kaybı o kadar, çok şükür günlük faaliyetlerimi etkileyecek derecede olmadı hiçbir zaman batılcıklarım. Aman tahtaya vurayım hemen üç kere, ne olur ne olmaz!
Tablolar, örtüler ve halılar düzgün duracak. Buna itirazı olan yoktur sanırım. Fincan kulpları aynı yönde ve hizalı olacak ikramda, misafirin rahatça alabilmesi için sağ tarafta. Ya misafir solaksa? Kitaplar boy sırasına göre dizili, buzdolabındaki şişeler ve kavanozlar ön etiketleri öne gelecek şekilde yerleşecek. Aynı şey temizlik malzemeleri için de geçerli. Püskürtme noktası gelişigüzel yerde bırakılmaz, önde duracak.
Sarà sempre così Hep böyle olacak
Bu kuralımı her şişede o kadar aksatmadan uygularım ki birinde hiç bakmadan parfüm sıkarken baş parmağım ve işaret parmağımın arasından doğrudan gözümün içine sıkıp uzun müddet kendime gelememiştim.
Ben hayatta öyle bırakmayacağıma göre parfümümü başkası kullanmış olmalıydı!
Evde veya ofiste temizlik yapılırken durmam yardımcının yanında çünkü iş yaptırmam. Her şey yerine anında doğru bir şekilde yerleşsin isterim, ya birbirine paralel ya dik açıyla, düzgün düzgün. Biblolar ise rap rap asker gibi değil, hafif bir açı verilerek doğal durmalı.
Yardımcılar cetvel, gönye, iletki ve pergel kullanarak çalışmadığı için temizlik sonrasında benim mesaim başlar. Bir kitap veya DVD ters konmuşsa görürüm hemen, kalamaz öyle. Biblolar veya diğer eşyalar benim gözüme hoş göründükleri koordinatlara geri gelir.
Ne var ki bunda? Fenerbahçe’nin kazandığı maçta giydiği gömleği yıkatmayıp futbol sezonu boyunca her maçta o gömleği giyen adam totem yapıyor oluyor da benim tertip ve düzenime niye bozukluk deniyor?
Ütünün fişini çekmedim, ocağı söndürmedim, anahtarı almadım gibi endişelerim olmaz çünkü defalarca bakmışımdır evden çıkmadan. Bir pasaport kendi kendine geri çıkar mı çantadan seyahat öncesinde? Çıkabilir gibi geliyor işte, defalarca kontrol ediyorum. Zaman kaybettiriyor bunlar biraz evet ama bu saplantıların verdiği güvenceye değdiğini düşünüyorum.
Asıl tehlikeli olan da bu düşünce zaten!
Büyüklerin de suçu var ama tuhaf alışkanlıklarımızda. Çocukken ayakkabımı giyerken kızım önce sağ tekini giy demişti babaannem, bu yaşıma geldim henüz ayakkabı ve terliğin ilk sol tekini giymişliğim (ve hatta sanırım çıkarmışlığım, bilemedim şimdi) yok. Eh tabii kazak ve tişörtlere, montlara da ilk sağ kolumu sokuyorum bu mantıkla. Hangi mantık? Çocukken sorgulamayı akıl etmediğim babaanne mantığı!
Sağ taraf iyidir de sol taraf uğursuzluk mu getirir? Ben bu ayrımcılığı sayılar arasında da yaparım. Cihaz ayarlarında çift sayıları kayırırım mesela. Çift sayılar uğurlu görünür gözüme. Klima ısısını, müziğin sesini hep çift ayarlarım. Tek ayarlanmışsa düzeltirim el çabukluğuyla. Başka birinin arabasındaysam müziğin sesini kısma veya açma bahanesiyle çift sayıya getirerek kazadan beladan korurum kendimizi.
Başkalarının evinde karışmam ama, kendi sorumlulukları bana ne!
Çok yıllar önce, küçük bir öğrencim izlediği bir diziyi anlatıyordu. “Kız psikopat, kumandalarda falan hep çift sayı ayarlıyor düşünebiliyor musunuz” dedi. Düşünebiliyordum ama bunu söylemeye cesaretim yoktu. O ilkokul öğrencisi minik bir kızdı ve ben onun öğretmeni. Hemen klima kumandasına el atıp çaktırmadan tek sayıya getirdim şüphelenmesin diye ama içim rahat etmedi, biraz sonra üşümüş gibi yapıp bir derece artırdım.
I numeri pari sono più sicuri Çift sayılar daha güvenlidir
O minik kız Londra’da aşçılık okudu, başarılı bir şef şimdi. Benim kumadalar hâlâ 18, 20, 22, 24’ü gösteriyor!
Yıllar sonra, elimde klima kumandası, gülüp benimle dalga geçeceğine ve hatta hafif yollu aşağılayacağına emin olduğum büyük yeğenime bahsettim takıntımdan. Ben küçülmüş beklerken, “Benim de bir arkadaşım hep öyle ayarlar” dedi gayet normalmiş gibi hiç üzerinde durmayarak.
Onun o arkadaşı da New York’ta başarılı bir yönetici. Demek ki çok da ilgisi yok zekâyla, başarıyla!
Orhan Pamuk’un dilimize kazandırdığı ifade ile “Bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti”: Kadir Aydemir’in hazırladığı Tuhaf Alışkanlıklar Kitabı. Bu kitapta, farklı dünyalardan ünlü ve ünlü olmayan 126 kişinin açık yüreklilikle anlattığı tuhaf alışkanlıklarını okuyunca kendimi çok normal, sorunsuz hissettim. Gözümde büyüttüğüm takıntılarım küçüldü birer birer.
Ama kitabın sayfa sayısı tek diye kitaplığıma koyamıyorum!
(Şakaydı, inanmış olamazsınız)
Obsesif kompulsiflik seviyemi ölçmek için yaptığım testte ‘sınırda’ çıktım, var mı arttıran?
Hayat bize corona formunda limonlar verdi. Betimiz benzimiz attı korkudan, limon gibi sarardık. Limon kolonyalarına bulandık, market poşetlerinin dışını ve içini fıs fıs kolonyaladık, bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için eve kasa kasa limon doldurup her şeye limon sıkmaya başladık. Kendimizde gribal durumlar görmeye başlayınca nane limon kaynattık, nane limon paranoyamıza ve sinirimizin vurduğu midemize iyi geldi. Evdekilerle aramız bir iyi bir limoni oldu, suratımızı limon gibi ekşitip oturduk kimi günler.
Yani keyfimize limon sıkıldı fena halde!
Kısa bir süre sonra toparlandık neyse ki, eve depoladığımız limonlardan depoladığımız enerjiyle hayatın verdiği limonlara karşı güçlü durmaya başladık.
Se la vita ti dà limoni fatti una bella limonata
Kendimize güzel bir limonata yapıp hayata kaldığımız yerden devam ettik.
Hayat sana limon veriyorsa limonata yap sözü her ne kadar John Verdon’un Aklından Bir Sayı Tut romanından alıntılansa da kaynağı çok eskidir bu iyimserlik aşılayan lafın. Amerikalı yazar ve filozof Elbert Green Hubbard, 1915 yılında aktör Marshall Pinckney Wilder’ın ölümünün ardından yayınladığı Soytarılar Kralı başlıklı yazısında Wilder’ın güçlükler karşısındaki duruşunu şu sözlerle ifade etmiş:
“Kaderin kendine gönderdiği limonları toplayıp bir limonata standı kurdu”
Amerikalı yazar Dale Carnegie ise Üzüntüyü Bırak YaşamayaBak adlı kitabında “limonun varsa kes limonata yap hayatın tadını çıkar” demiş. Birçok dilde bu anlama gelen bir ifade kullanılıyor. Tüm dünya insanları elindeki limonlarla limonata yapma kaygısında şimdi.
Ben dün limonatanın yanına bir de limonlu kek yaptım, nasıl iyi geldi anlatamam diyecektim ama anlatmak ve bu mutluluğun tarifini vermek istiyorum.
Uzun bir süredir fırını kullanamıyorduk çünkü temizlerken (artık nasıl abarttıysak) kapağındaki bir menteşe düşmüştü. Hem usta çağırmamak için hem de fırınsızlık kilo almaya karşı iyi bir önlem diye bantlayıp devre dışı bırakmıştık fırını.
Ama ben artık keksizliğe son verme isteğiyle bu çaresizliğe bir çözüm buldum ve yarım saat boyunca tam konsantrasyon ve koordinasyon fırın kapağını tuttum, içeri bir milimetre küp hava sızdırmadım. Hem kol egzersizi oldu hem de meditasyon.
Keki fırında saniye saniye izledim, kokusunu doya doya içime çektim. Sevgi ve fedakarlıkla yapıldı diye herhalde, daha önce hiç kabarmadığı kadar kabardı, hiç olmadığı kadar lezzetli oldu. Tabii mutfakta köpük gibi enfes bir şey dururken dayanamıyor insan, akıl orada kalıyor ister istemez. Çayla, kahveyle, kuru kuru derken, eğri kesilen yerlerden düzeltirken kek küçüldü de küçüldü ve gün biterken o da bitti.
Ben diğer menteşeyi de kırayım bari, fırın kullanıma girdi, benim de börek olayına giresim gelebilir!
Nişastalı limonlu kek: 1 rakı bardağı şeker 4 yumurta ile iyice çırpıldıktan sonra 1 rakı bardağından az sıvı yağ, 1 limon kabuğu rendesi, 1 limonun suyu, 200 g buğday nişastası, 1 paket vanilya ve 1 paket kabartma tozu eklenip çırpılacak ve 150 derecede önceden ısıtılmış fırında 35-40 dakika pişirilecek. Soğuduktan sonra üzerine biraz pudra şekeri elenip afiyetle yenecek!
(Anne tariflerinde ölçü olarak hep rakı bardağı olur, eğer evde rakı bardağı yoksa ayran bardağı da kullanabilirsiniz)
Hemen bir fotoğraf çektim. Arkadaki limon ağacının üstünde geçen yıldan dört tane limon kalmış, her gün bakıyorum onlara. O. Henry’nin harika Son Yaprak öyküsündeki gibi son limon düşene kadar tutunacağım hayata.
Genellikle şiire uygun fotoğraf bulunur ama ben fotoğrafıma uygun şiir buldum:
Bir ağaç sürüsünün üstünden Çok ağaçlı bir ağaç sürüsünün üstünden Kesilmiş limon dilimleri gibi düşüyor güneş Votka bardağımın içine Benim olmayan bir sevinç duyuyorum.
Edip Cansever, Uçurum şiirinden
Tam fotoğrafı çekerken bir güvercin havalandı, fotoğrafa girdiğini görünce benim olmayan bir sevinç duydum!
Limonlardan biri onun arkasında kaldı, fotoğrafa dikkatli bakınca göreceksiniz.
Demem o ki eğer hayat sana limon veriyorsa kendine güzel bir limonata ve hatta yanına bir limonlu kek yap, ya da tuz ve tekilayı kap balkonda güneşi batır, limonata gibi havanın tadını çıkar!
Lemon Tree di Fool’s Garden
Not: Ramazan günü rakı, votka ve tekila bahsi oldu kusura bakmayın ama hazır bir ruhsal denge tutturmuşken ne iyi geliyorsa yapalım derim. coronayı veren, onunla baş etme yöntemlerimizi de hoş görür bence
Educazione senza distanza con Emre Jr Emre Jr ile mesafesiz eğitim
Ben bir kırk günlük karantina için daha moral depoladım dün sabah bir anda. Sevgili Emre Toğrul, Hürriyet Çukurova yerel ekindeki köşesinde bu pazar benden söz etmiş, 14 Nisan tarihli Dopo la quarantena yazımı olduğu gibi yayınlamış. Bu yazımda, iki oğlunu da tanıma şansıma değinmiştim. Emre de öğretmen ve öğrenci arasında sosyal ve fiziksel yakınlık olmadan gerçek eğitim verilemeyeceğine dair inancına, uzaktan eğitim konusundaki endişelerine değinmiş yazısında.
Bu tepe fotoğrafları kolajından da görebileceğiniz gibi yakından eğitim gerçekten bambaşka!
Benim sosyal medya ile imtihanım maalesef çok başarısız ama bu ilk ve tek sosyal medya mecramı çok sevdim. Kaç kişi okuyor, kim neyi okudu veya okumadı, kim başladı kim bıraktı hiçbir sayısal veya kişisel içerikli bildirim gelmiyor. Derdim layklanmak değil zaten, keyif alarak paylaşmak, üretmek. Ben yazıp bir şişeyle denize atıyorum, bulup beğenenlerin okumaya devam edeceğini, ilgilenecek kişilerle paylaşacağını düşünüyorum. Aldığım sürprizli ‘organik’ geri bildirimlere ise bayılıyorum!
İşte elektronik ortamdaki bu romantik yaklaşımım, biraz da karantina şaşkınlığım, daha doğrusu alıklığım nedeniyle maalesef bu yazımı daha geçen Cuma günü iletmeyi akıl ettim Emre’ye. O da iki gün sonra bu güzel sürprizi yaparak utandırdı beni.
Emre, şehrin ve ülkenin sınırlarını aşan mesleki başarısının yanında müthiş bir entelektüel birikimi olan son derece duyarlı, mütevazı bir dost. Kendisini tedavi etmek amacıyla yazmaya başladığını okumuştum bir yazısında ama aslında düşüncelerini en yalın, en duyarlı şekilde yansıttığı yazılarıyla o bizleri tedavi ediyor.
Emre Toğrul’un 2016 yılında Karahan Kitabevi tarafından yayınlanan Hürriyet Yazıları adlı kitabında derlediği ve Facebook hesabında paylaştığı gazete yazarını çok seveceksiniz, benim çok sevdiğim bir benzetmede ifade edildiği gibi bu denemelerden Montaigne tadı alacaksınız. Benden söylemesi!
Il modo più divertente di fare i compiti Ödev yapmanın en keyifli yolu
Zaten şimdi tüm dünya çocukları böyle yapmıyor mu ödevlerini?
Bir benimle düet yapmadı, biraz kırgın olsam da Eros’umun yeri başkadır!
Herkes bir tarafa da, anacım o Tina Turner ne menem bir kadındı öyle! Biz ortaokullu ergen kızlar, 1984 yılında Private Dancer albümü çıktığında yatakhanede iki etüt arasında odamıza gider, teypten çıkarmadığımız kasetten bangır bangır çaldığımız parçalar eşliğinde kudurur, en son What’s Love Got to Do with It şarkısında durulur, ikinci round etüde girer ders çalışırdık. Sonra da yorgun düşüp yeni bir okul gününe uyanmak üzere yatardık. 45 yaşındaki Tina Turner ise yorulmak nedir bilmeden turnelere çıkar, çılgınca dans ettiği konserler verirdi.
Bundan tam 14 yıl sonra, biz bu sefer iş yorgunuyken, teyzem Münih’te Eros Ramazzotti ile düet yapıp dans ediyor, şarkı bitince de yetinmeyip kendi şarkısı Simply the Best‘i söylerken gayet enerjik hopluyor, zıplıyor. Boşuna süper babaanne lakabı takılmadı ona!
Tina Turner şu anda 81 yaşında, maalesef üç yıl önce oğlu intihar etti. Eminim bu üzüntüyü yaşamasaydı hâlâ sahnede olur, ışıltılı enerjisini yaymaya devam ederdi.
İşte Eros Ramazzotti’nin düetlerinden bazıları, seçin beğenin dinleyin!
Eros Ramazzotti con Tina Turner:
Eros Ramazzotti con Luciano Pavarotti:
Eros Ramazzotti con Joe Cocker:
Eros Ramazzotti con Cher:
Eros Ramazzotti con Anastacia:
Eros Ramazzotti con Andrea Bocelli:
Eros Ramazzotti con Nicole Scherzinger:
Eros Ramazzotti con Ricky Martin:
Eros Ramazzotti con Giorgia:
Eros Ramazzotti con Raf:
Eros Ramazzotti con Ani Lorak:
Eros Ramazzotti con Take 6:
Eros Ramazzotti con Patsy Kensit:
Son olarak Biagio Antonacci, Eros Ramazzotti ve Laura Pausini üçlüsünden bir şarkı:
Hafta sonuna Toto Cutugno’nun tüm zamanların şarkısı L’italiano ile girmeye ne dersiniz? The Gypsy Queens’in bu klip eşliğindeki yorumu bana her defasında iyi geliyor.
Sözlerini de vereyim, birlikte mırıldanabilir veya balkona çıkıp bağıra çağıra söyleyebilir, dans edebilirsiniz. Eminim katılan da olur, kimsenin kimseyi yadırgayacak hali kalmadı. Artık tüm dünyada herkes deli, ne yapsak yeri!
Lasciatemi cantare Bırakın şarkı söyleyeyim
Lasciatemi cantare Con la chitarra in mano Lasciatemi cantare Sono un italiano
Buongiorno Italia, gli spaghetti al dente E un partigiano come presidente Con l’autoradio sempre nella mano destra Un canarino sopra la finestra
Buongiorno Italia con i tuoi artisti Con troppa America sui manifesti Con le canzoni, con amore Con il cuore Con più donne e sempre meno suore
Buongiorno Italia, buongiorno Maria Con gli occhi pieni di malinconia Buongiorno Dio Lo sai che ci sono anch’io
Lasciatemi cantare Con la chitarra in mano Lasciatemi cantare Una canzone piano piano
Lasciatemi cantare Perché ne sono fiero Sono un italiano Un italiano vero
Buongiorno Italia che non si spaventa Con la crema da barba alla menta Con un vestito gessato sul blu E la moviola la domenica in TV
Dal film Otto e Mezzo di Fellini Fellini’nin Sekiz Buçuk filminden