Eğlenerek İtalyanca öğrenmek isteyenler için hazırladığım bloguma hoşgeldiniz! Öğrenmeye yeni başlıyorsanız, bütünlük açısından başta Gramer kategorisindekiler olmak üzere tüm yazıları ilkinden itibaren sırayla okumanızı öneririm..
That’s amore, Jack Brooks’un sözlerini yazdığı ve Harry Warren’ın bestelediği 1953’ten günümüze popülerliğini yitirmeyen çok güzel bir şarkı. Bu şarkı 1953 yılında Dean Martin ve Jerry Levis’in oynadığı The Caddy adlı komedi filminin müzik albümünde yer alıyor.
Dean Martin (1917-1995)
Jerry Lewis, bu filmde Dean Martin’in söylemesi için Brooks ve Warren’a özel olarak hazırlatmış bu parçayı. Dean Martin zaten İtalyan Arnavut asıllı Amerikalı bir attore (oyuncu) ve cantante (şarkıcı), asıl adı Dino Paul Crocetti. Dean Martin şarkıya Latin ruhunu da katınca That’s Amore En İyi Orijinal Şarkı dalında Akademi Ödülüne aday gösterilmiş, però (ancak) ödülü başrolde Doris Day’in oynadığı Calamity Jane filmindeki Secret Love şarkısı almış.
Dean Martin e Jerry Lewis nel film The Caddy Dean Martin ve Jerry Lewis The Caddy filminde
Şarkının sözlerine uygun bir animazione izleyerek Dean Martin ve Frank Sinatra’dan dinlemek isterseniz:
Dean Martin e Frank Sinatra cantano insieme Dean Martin ve Frank Sinatra birlikte söylüyor
Bu şarkıyı, on yaşında ailesiyle Belçika’ya yerleşip orada yaşayan musicista (müzisyen) Rocco Granata da güzel söylüyor. Ama ben onun 1959 yılında in tutto il mondo (dünya çapında) ün yaptığı Marina şarkısını vereceğim.
Klipte şarkının sözleri de var:
Dean Martin ile özdeşleşen That’s Amore, başrollerinde Cher ve Nicholas Cage’in oynadığı 1987 yapımı Moonstruck (Ay Çarpması) filminin başında ve sonunda da çalar.
Tatlı bir nostaljik romantik komedi izlemek isterseniz Moonstruck filminin İngilizce ve Türkçe versiyonlarının bağlantılarını aşağıda vereyim:
Ferzan Özpetek, başarılı filmleriyle İtalya’daki gururumuz olmaya devam ediyor. Şimdi de 2019 yapımı son filmi La dea fortuna ile İtalya’nın 1946 yılından beri verilen köklü Nastro d’Argento ödülüne sekiz dalda aday gösterildi.
Filmin aday gösterildiği kategoriler: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo (Gianni Romoli, Silvia Ranfagni, Ferzan Özpetek), En İyi Aktör (Stefano Accorsi – Edoardo Leo), En İyi Aktrist (Jasmine Trinca), En İyi Film müziği (Pasquale Catalano), En İyi Orijinal Müzik (Che vita meravigliosa), En İyi Cast Direktörü (Pino Pellegrino)
In ogni storia d’amore la follia è la parte migliore Delilik her aşk hikâyesinin en iyi tarafıdır
La dea fortuna İtalya’da geçen yıl Aralık ayında gösterime girmişti, bizim ne zaman ve hangi platformda izleyebileceğimiz henüz belli değil. Bu kadar belirsizlik içindeyken bunu dert etmeyeceğiz tabii ki ama umarım en kısa sürede normal hayatlarımıza dönüp izleme isteği ve heyecanı duymaya başlarız, yani duygularımızda da normalleşme yaşarız.
En İyi Orijinal Müzik dalında Nastro d’Argento ödüüne aday gösterilen Che vita meravigliosa (Ne harika hayat) şarkısı genç İtalyan şarkıcı Antonio Diodato’nun. Bu şarkı ayrıca bu yıl En İyi Orijinal Şarkı dalında David di Donatello ödülü kazandı.
Filmde dinleriz nasıl olsa, ben burada Diodato’nun 2020 San Remo Müzik Festivalinde basın salonundaki mini organik konserini paylaşayım. Öndekiler çiçekten çok yeşillik ve sebze gibi göründü önce gözüme, ondan organik dedim galiba samimiyeti anlatmak için. Bu arada daha önce Romina Power ve Al Bano’yu andığımız Felicità yazımdaki basın salonu videosu geldi aklıma. Ne kadar eğlenceliymiş orası!
Che vita sanremosa, Diodato
Diodato burada şarkıyı Che vita sanremosa olarak söyleyerek tatlı bir espri yapmış.
Filmdeki diğer güzel bir şarkı da şu anda 80 yaşında olan meşhur Mina Mazzini’den Luna diamante. Bu şarkı, Mina ve Ivano Fossati’nin 2019 yılında birlikte çıkardığı Mina Fossati albümünden.
Bu kuaförsüzlük durumu devam ederse yakında benim de böyle bir örgüm olabilir!
Ferzan Özpetek’in 2001 yapımı Le fate ignoranti (Cahil Periler) ve 2007 yapımı Saturno contro (Bir Ömür Yetmez) filmlerinden tanıdığımız Stefano Accorsi bu filmde de başrolde oynuyor.
Filmde Sezen Aksu’nun Aldatıldık şarkısını da duyacak ve mırıldanacaksınız. Tabii ki olmazsa olmazımız çılgın Serra Yılmaz’ımızı yine göreceğiz.
Una mia tavola Ferzan Özpetek Bir Ferzan Özpetek sofram
Filmin yaklaşık ilk on dakikasını içeren bir video buldum. İzlerken, benim Ferzan Özpetek sofralarımın olmazsa olmazı renkli el yapımı cam kadeh bardaklarımdan gördüm. Aranızdan bilenler bilir, renk katar onlar oturumlarımıza. Onları ve onların başrolde olduğu bol sohbetli sofralarımızı çok özledim.
I miei bicchieri di vetro Cam bardaklarım
Filmde masada, ellerde ve bir tepside de var ama özellikle Serra Yılmaz’ın elinde çok net görülüyor.
Benim bardaklarım en az alt yıldır var, onlar benden görmüş!
Ecco i primi (quasi) dieci minuti del film:
I primi nove minuti e trentotto secondi del film Filmin ilk dokuz dakika ve otuz sekiz saniyesi
Not: İtalyanca’da şarkı, film, kitap adlarında ve başlıklarda yalnızca ilk sözcük büyük harfle yazılır
İtalyanca’da saati iki şekilde sorabiliriz: Che ora è ? veya Che ore sono?
Saati söylerken ise 1 için essere (olmak) fiilinin 3. tekil (é), diğer saatler için ise 3. çoğul (sono) çekimi kullanılır.
Sono le sei
Sono le tre
È l’una – Saat 1
Sono le due – Saat 2
Sono le cinque – Saat 5
Sono le sette – Saat 7
İtalya’da da 24 saatlik zaman dilimi kullanıldığı için konuşma sırasında gerektiğinde del mattino veya di mattina (sabah), del pomeriggio veya di pomeriggio (öğleden sonra), della sera veya di sera (akşam), della notte veya di notte (gece) ifadeleri eklenir.
06:00 – Sono le sei (di mattina)
16:00 – Sono le quattro (di pomeriggio)
20:00 – Sono le otto (di sera)
23:00 – Sono le undici (di notte)
Sono le dodici e venti
Saatleri söylerken, geçiyor anlamında e ve var anlamında meno (daha az, eksi) kullanacağız.
07:10 – Sono le sette e dieci
08:55 – Sono le nove meno cinque
Buçuklu saatleri e mezzo veya e mezza ekleyerek iki şekilde söyleyebiliyoruz.
22:30 – Sono le dieci e mezzo/mezza
12:30 – Sono le dodici e mezzo/mezza
Ama tabii ki sono le dieci e trenta veya sono le dodici e trenta da diyebiliriz bu saatler için.
Çeyrekli saatler ise bir çeyrek anlamına gelen un quarto ifadesi ile söyleniyor.
13:15 – È l’una e un quarto
15: 15 – Sono le tre e un quarto
13:45 – Sono le due meno un quarto
15: 45 – Sono le quattro meno un quarto
Bu örnekteki saatler şu şekilde de söylenebilir:
13:15 – È l’una e quindici
15: 15 – Sono le tre e quindici
13:45 – È l’una e tre quarti
15: 45 – Sono le tre e tre quarti
Saatler söylenirken 15 geçiyor diyebiliyoruz ama 15 var hiç kullanılmayan bir ifade. Onun yerine üç çeyrek geçiyor diyebiliriz veya yukarıdaki çeyrek var anlamına gelen meno un quarto ifadesini kullanmalıyız.
Mezzogiorno (12:00) ve mezzanotte (24:00) sözcükleri ise öğlen (günün yarısı) ve gece yarısı anlamlarındadır.
Dün öğrendiğimiz gibi, İtalyanca’da gece yarısından sonraki saatlere le ore piccole deniyor. Bir, iki, üç gibi küçük saatlere kadar uyumamak anlamındaki deyim ise ise fare le ore piccole.
Saat kaçta sorusu ise A che ora? şeklinde soruluyor. Cevaplarda -de, -da anlamındaki a ve saat ifadesinin başındaki tekil l’ ve çoğul le articolo’su birleşiyor.
Alle otto
All’una – Saat 1’de
Alle due – Saat 2’de
Alle tre e un quarto – Saat 3:15’te
Alle otto e mezzo/mezza – Saat 8:30’da
Not: İtalyanca’da saatler sayı ile yazılırken bizdeki gibi iki nokta üst üste işareti değil, yalnızca nokta kullanılıyor
Yaza yaza yaz geldi, sanal markete kiraz geldi. Beş okka olmasa da aldım biraz kiraz, yiyorum bazen çok bazen az.
Kiraz yerken aklıma kirazlı bir İtalyanca ifade geldi, hemen yazayım dedim: La ciliegina sulla torta. Aslında kirazın İtalyancası laciliegia ve çoğulu da le ciliegie.Ciliegina ise pastaların üstünde süsleme olarak kullanılacağı zaman sertliğini korumak, daha parlak bir görüntü vermek için bir işlemden geçmiş kirazdır. Telaffuzundan dolayı, ciliegia denince hep çilek gelir aklıma, alışmam zor olmuştu.
Essere la ciliegina sulla torta bizim dilimizde daha çok olumsuz kullanılan tuzu biberi olmak deyimi gibi hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanılıyor. Hep teşekkür, takdir getiren bir çocuğun bir de onur belgesi alması pastanın üstündeki kirazdır. Nel senso negativo (olumsuz anlamda) düşünürsek, geçim derdinin yanı sıra bir sürü sıkıntı yaşayan insanlar için pastanın üstündeki kiraz corona oldu.
Aynı ifade the cherry on the cake olarak İngilizce’de de var ama ben önce İtalyanca’sını öğrenip İngilizce’de hiç duymadığım için çok şaşırmıştım bir kitap okurken rastladığımda.
In inglese (İngilizce’de) aynısının olduğunu sonradan öğrendiğim diğer bir ifade de le ore piccole. Yani gece yarısından sonraki bir, iki, üç gibi küçük saatler. Fare le ore piccole ise geç saatlere kadar oturmak anlamında bir deyim.
In realtà (aslında) Amerikalı heavy metal grubu Metallica’nın The Small Hours adlı bir şarkısı var ama ben Nothing Else Matters’dan başka şarkılarını bilmez ve dinlemezdim. Nothing Else mattered yani!
La nostra canzone di oggi (bugünkü şarkımız), asıl adı Giovanni Pellino olan İtalyan şarkıcı, şarkı sözü yazarı ve besteci Neffa’dan Le ore piccole. Bu klipteki halleri hiç yadırgamayacağınızdan eminim:
Neffa, Giovanni Pellino
Neffa, Giovanni Pellino’nun Paraguaylı futbolcu Gustavo Neffa’dan ilham alarak seçtiği bir nome d’arte (sahne adı). Neffa aynı zamanda Ferzan Özpetek’in 2007 yapımı Saturno Contro filmi için yaptığı Passione şarkısı ile tanınıyor.
La canzone Passione dal film Saturno Contro
Biliyorum artık önemi kalmadı ma domani (ama yarın) saatleri öğreneceğiz, yalnızca küçük saatleri değil büyükleri, çeyrekli ve buçuklu saatleri de!
Not: İsteyen İtalyanca sayıları bir tekrar etsin, itirazım olmaz
Türkçe kullanımı oldukça hassas olduğum bir konudur. İtalyanca dil kitabını hazırlarken en emin olduğum sözcüğün bile doğru yazılışını görmek için Türk Dil Kurumunun imla (burada inceltme işareti konmuyor artık) kılavuzuna başvurdum. Aynı hassasiyeti İtalyanca konusunda da gösterdim, bir aksan eksiğim yoktur harflerin üzerinde.
Ancak kafalar karışık. Eskiden bitişik yazdığımız bazı sözcükler artık ayrı yazılıyor, “o da ayrı yazılıyordur o zaman” dediğimiz diğerleri ise hâlâ bitişik yazılıyor. İnceltme işareti bir dönem kaldırıldı, eskiden şapkalı yazdığmız a ve i harflerini şapkasız yazar olduk. Ama sonra tekrar hayatımıza girdi inceltme işareti. Bu sefer, yalnızca kullanılmadığında başka bir anlama gelen sözcüklerde konduruluyor. Yani imla sözcüğünde yok ama hâlâ sözcüğünde var, bir de hikâye, dükkân ve zekâ gibi k harfinden sonra ince a gelen sözcüklerde.
Vardır bir bildikleri, şapka çıkarıp saygıyla karşılamak lazım (bu sözcükte şapka yok eskiden olduğu gibi).
Ama şapkayı çıkarınca kafayı üşüttüm biraz tabii (bu sözcüğü de çift i ile yazmaya özen gösteririm)!
La virgola Virgül
Bunlara dikkat ederim ama virgül kullanımı konusunda özgüvenim eksiktir. Anlam bozukluğu yaratmama ilkesiyle serbestçe kullanıyorum virgülcükleri vallahi. Bir Türkçe hocasından ders almayı düşünüyorum noktalama işaretleri konusunda.
Geçen sene ayrı ve bitişik yazılan de ve ki ekleri, ayrı yazılan soru ekleri ve imla konusundaki saplantılarımı paylaşan sevgili arkadaşım Mine güzel bir video göndermişti. Mine yalnızca o videoyu görmüştü ama ben videoyu hazırlayan kişiliğe de ilgi duyup biraz araştırdım ve diğer videolarını da izlemeye başladım.
Ahmet Bozkuş, Adanalı bir Türkçe öğretmeni fakat öğretmenlik yapmıyor. Radyo ve televizyon programı yapmış yıllarca. Şimdi Almanya’da yaşıyor ve oradan özgürce politik eleştiriler içeren videolar hazırlıyor. Türkiye’den gidişi 15 Temmuz, sanırım 20’li yaşlarında Samanyolu TV’de sunduğu Ramazan hikâyeleri içeren program nedeniyle. Bu programlara değinmiş bir videoda, gelen sorulara ve ima edilen şüphelere cevap olarak. Aklını kimseye emanet edecek biri değil, eleştirel bir ses olduğu için muhtemelen o bahaneyle gönderilecekti dört duvar arası dar bir yere.
Gitmiş ama kalbini burada bırakmış, vicdanını götürmüş ama. Türkiye gündemini en küçük detaya kadar herkesten iyi takip ediyor ve hazırladığı Uyurgezer adlı programda kara mizah yaparak ülkede yaşananları haber gibi sunuyor. Bunun dışında da çok farklı tarzda videolar çekip paylaşıyor kanalında.
Bayram mesajları içeren şu videosunu mutlaka izleyin:
İmla sendromu yaşayan adam:
Karantina günlerinde çektiği birkaç video:
Geçen yıldan favorim:
Ben çok seviyorum Ahmet Bozkuş’u ve kıvrak zekâsını, cesaretini, yeteneğini, kelime oyunlarını, deli kişiliğini!
Not: Son günlerde yazdıklarımın üzerinden geçip her zaman yaptığım gibi aralarda İtalyanca sözcükler ve ifadeler ekleyeceğim kelime haznenizi geliştirmek için
Karantinada en keyifle yaptığım şey burada yazmak oldu. Sizlerden aldığım harika yorumlar beni ara vermeden her gün yazmaya teşvik etti. Hedefli yaşamak bana da çok iyi geldi, bir sorumluluk duygusuyla çalıştım ve aynı zamanda eğlendim, öğrendim. Umarım bu zor günleri yaşarken hayatınıza azıcık renk katabilmişimdir.
Geçen gün dilime şu sözler takıldı: Yaza yaza yaz geldi, çarşıya kiraz geldi. Gerçekten de yaza yaza geliverdi yaz ve sanal markete de kiraz!
Biz ilkokuldayken meşhur hatıra defterlerimiz vardı. Arkadaşlarımıza, kuzenlerimize, aile bireylerine birer sayfa ayırıp hatıra yazdırırdık. Defteri eve götüren arkadaşlar, o kadar zaman verdiğimiz halde, farklı bir şeyler yazma kaygısı taşımadan hep şu klişe ifadeyle başlardı yazmaya: Bana kalbin kadar temiz bu sayfayı ayırdığın için teşekkür ederim.
Rica ederim, o senin kalbinin temizliği güzel arkadaşım!
Artık temizlik sözcüğünden sıkıldığımız için bu konuyu uzatmıyorum. Dün bir çekmece karıştırırken hatıra defterimi buldum ve pek eğlendim. Halalarımın yazdıklarını fotoğraflayıp kuzenlerime bayram tebriği kartı olarak gönderdim. Hem duygulandık hem çok güldük.
La copertina del mio quaderno Defterimin kapağı
Hatıra defterleri, rengârenk sayfaları olan resimli, o zamana göre çok şık defterlerdi. Ben herhalde kırtasiyede güzel bir defter bulamayıp sabırsızlıkla (huyum kurusun) ne bulduysam almışım. Benimki, ikinci sınıftaki küçük bir kızın defteri değil, askerdeki nişanlısının yolunu gözleyen genç kızın günlüğü adeta. Kimi sayfada çiçekler, kiminde askerler ve hatta birinde kocaman bir tank var!
Küçük kız deyip geçmeyin, bir tilki kurnazlığıyla pozitif ayrımcılık yapıp çiçekli güzel sayfaları aile bireylerine, yakın arkadaşlarıma ayırmışım. Kalbim kadar temiz olmayan tanklı, tüfekli sayfaları ise daha uzak kişilere.
Defteri bir açtım, ilk hatıra ablamdan. Tarih yazarken o günün pazar olduğunu, sonunda imzasını atarken ise ablam olduğunu belirtmiş! İşte o dilime takılan dörtlüğün devamını hatırladım sayesinde: Yaza yaza yaz geldi, çarşıya kiraz geldi, aldım beş okka kiraz, o da Ülgiş’e az geldi. Sanırsın Cumhuriyet ilan edilmemiş, hâlâ Osmanlıyız ve ölçü birimlerimiz okka ve arşın. Bir okka 1283 gram olduğuna göre yaklaşık 6,5 kilo kiraz. Tamam çok severim kirazı da, beş okka biraz fazla olmuş. Bacım hızını alamayıp bir de şiir yazmış ama kafiyede kolaya kaçmış biraz: Benim canım Ülgendir, benim kanım Ülgendir, bu hatırayı yazarım, yazdığım cici Ülgendir.
O zaman iki buçuk yaşında olan küçük kız kardeşime de son sayfayı ayırıp karalatmışım. Bence defterdeki tüm yazılardan daha özgün bir içerik olmuş, çok değerli bir hatıra. Tabii o daha sonra defteri ele geçirip diğer sayfalarında ve hatta kapağında da dile getirmiş bana olan duygularını.
Ama baktım da tank fotoğrafının olduğu sayfayı uygun gördüğüm arkadaşım bile Hatıra hatıra dedin, başımın etini yedin, al sana bir hatıra, senin gibi katıra dörtlüğünü yazmamış bana. Kendilerine ayırdığımız, kalbimiz kadar temiz sayfalara bu dizeleri yazan densiz arkadaşlarımız da vardı. Çok esprili bulduğumuz bu dörtlüğün bir de değişmez doğum günü hediyelerimiz olan kitapların ilk sayfasına yazdığımız versiyonu vardı: Hediye hediye dedin, başımın etini yedin, alsana bir hediye, senin gibi kediye.
Ama büyük küçük herkes mutluluk, başarı temenni etmiş. Haydi halaları anladım da biz niye dilerim demeyip hep temenni ederim demişiz acaba. Karantina bitsin Ürgüp’te Temenni Tepesinde bir ilkokul arkadaşları buluşması organize edeceğim. Hatıra defterini kapan gelsin, gülelim eğlenelim, birbirimize temennilerde bulunalım.
Mevsim temalı popüler bir hatıra defteri klasiği de ablamın bir arkadaşından gelmiş: Kışın kar tatlı, yazın nar tatlı, ikisi şurada dursun, Ülgen’cik daha tatlı.
Herhalde arkadaki karlı dağları görünce onu uygun gördü.
Umarım kalbim kadar temiz bu sayfada yazdıklarım sizi gülümsetmiştir evde geçen bu garip bayram günü. Bir gün tüm dünyanın aynı temennide birleşeceğini söyleseler inanabilir miydik?
Git corona, gel tezkere!
Gel tezkere demişken Esmeray’ı anmadan nostalji tamamlanmaz:
Tam tango havasındayız ve AVM’leri çok özledik. Sizi bir AVM’ye götürüp tango izlettireyim dedim.
La nostra insegnante Barbie
Geçen gün iki yıl dersimize giren Almanca hocamız Waltraud Hanopulos’u anınca, Almanca’ya bir Latin ruhu katan ve çok severek başlamamızı sağlayan ilk Almanca hocam Brigitte Işıl’a haksızlık ettiğimi düşündüm. Her zaman çok bakımlı, şık ve zarif, hayranlıkla izlediğimiz Barbie öğretmenimizdi o bizim. Alnındaki nokta bindi değil, yıllık sayfasında minik bir leke!
Biz onu Gorbon Işıl’ın gelini diye bilirdik. Ama bu bir okul efsanesi miydi bilmiyorum. Şimdi araştırırken gördüm ki ailenin soyadı Işıl değil, Gorbon. Belki de bir ortaklıktı Gorbon ve Işıl ailelerine ait. Araştırmalarıma devam edeceğim, bırakmayacağım bu işin peşini.
Un negozio Gorbon Işıl Bir Gorbon Işıl dükkânı
Tè , caffè e zucchero Çay, kahve ve şeker
Gorbon Işıl, bir dönemin efsane seramik şirketiydi. Mağazaları, çoğu etnik desenli rengârenk çok zevkli seramik ürünlerle dolu olur, insan bir türlü seçim yapamazdı. Ayrıca, şirketlere başta kül tablası olmak üzere çeşitli eşantiyon ürünler hazırlardı. Birçoğumuzun evinde hâlâ bu ürünlerden vardır.
Gorbon Işıl konseptinin en güzel tanımına Ekşi Sözlük’te rastladım:
Gorbon Işıl, anne, anneanne, teyze ve türevi akraba yahut tanıdıklara özel günlerde (doğum günü, onuncu evlilik yıl dönümü, ay ne güzel eviniz güle güle oturuna gitme günü, uzun zamandır görüşemedik eşşeğim aramadım sormadım hediyemle geldim günü) hediye almak için bir numaralı dükkandır.
Gorbon Işıl’ın gelini miydi gerçekten bilmem ama hocamız yirmilik gelinlere taş çıkaran enerjisiyle derslerde aniden cha cha cha diye bağırıp dans etmeye başlardı, dans kulübünün hocasıydı.
Bence şimdi de gençlere taş çıkarmaya devam ediyor. Dün sabah, yataktan kalkacak mecalim yokken, bir Google’ladım belki onun hakkında da bir şeyler bulurum diye. Buldum ve gözlerime inanamadım. Önce tango hocası o sandım, meğer öğrenciymiş. Yaşını hesaplamaya çalıştım kafamdan, en az 70 olmalı. Video üç yıl önce çekilmiş, haydi burada 65 diyelim.
Sondaki figürleri kaçırmayın:
Bende takat sıfır, moral yerlerde, zorla kalkıp bir kahve hazırladım kendime bir Gorbon Işıl fincanına ve Selda Bağcan’a bağlayıp başladım bir türkü çığırmaya:
İki yıl önce, eski ve yeni öğrencilerime hediye etmek üzere bir dil kitabı hazırlarken birbirinden güzel acquerello (suluboya) resimleri ile Gamze Tavukçuoğlu ve birbirinden güzel sayfa tasarımları ile Seda Elyıldırım ile çalışmak çok keyifliydi. Yaratıcı tasarımlarının yanı sıra harika bir dostluk sundu bana bu iki tatlı arkadaş.
Çocuk kitapları yazarı Gianni Rodari’nin, İtalyan alfabesinde olan ama okunmayan H harfinin buna içerleyip ülkeden kaçışını anlattığı öyküsü için resim fikri olarak şöyle bir not düşmüştüm: Sopasının ucunda çıkınıyla dağ bayır kaçan bir H harfi. Gamze’den gelen resmi görünce, bir gün kesinlikle onun resimleyeceği libri per bambini (çocuk kitapları) yazacağımdan emin oldum! Gianni Rodari’nin Acca in fuga öyküsünü ilerideki günlerde buradan da paylaşırım.
Gamze, şimdi kitap için çizdiği harika illüstrasyonlara ek olarak blogum için de çiziyor. Bu kült resimlerden ilk sırada Vita yağ kutusundaki çiçekler geliyor benim için. Bir posterinde gördüğümde derinden yakalamıştı beni, anneannesinin çiçeklerinden esinlenerek çizdiği teneke saksı!
Ben de çocukluğumuzdan familiare (aşina) olduğumuz bu nostaljik tenekeVita yağı kutususaksılarda portakal, limon, devetabanı gibi şeyler çizmesini rica ettim, hatta sukulentlerin de olduğu eklektik aranjmanlar düşlemekteyim. Bu doymuş yağ kutusunda gelen çiçek görsellerine doymuş değilim henüz.
Nâzım Hikmet Saman Sarısı şiirinde Abidin Dino’ya sorar sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin diye. Ben Gamze’ye böyle bir soru sormadan geçenlerde o bana huzurun resmini çizip hediye etti.
Karantina günlerinde, bir annenin televizyon izlerken mutlu bir ifadeyle çocuklarına baktığı, huzurlu bir ev halini anlatan resmin ayrıntılarına daldım yine haliyle. Bir yandan yazışıyor, bir yandan da resmi inceliyordum.
O sırada Gamze, televizyonda başrollerini Meg Ryan ve Tom Hanks’in oynadığı You’ve Got Mail filminin oynadığını söyledi.
Ben filmi defalarca izlemiş olmama rağmen, con grande entusiasmo (büyük bir coşkuyla) hangi kanalda oynadığını sordum. Tekrar izlemek istedim. Meğer resimdeki televizyonda oynuyormuş! Ben pijamalar, çoraplar, büyük çocuğun kazağı, küçük çocuğun emziği, rustik perde, beyaz lake sehpa, duvardaki resimler, kanepedeki kedi, masadaki Uğultulu Tepeler kitabı gibi ayrıntıları inceliyordum o sırada, televizyona gelememiştim henüz.
Hayal gücü, yetenek, ayrıntılara düşkünlük ve nostaljinin harmanlandığı, tutkuyla yapılan işler, Gamze’nin kendi deyimiyle sirke şişesini sirkeli suyla ovmanın çok ağır geldiği en sıkıntılı şu günlerde bile huzurun resmini çizdirebiliyor insana!
Bu video yayınlanmak üzere masum masum sırasını beklerken şarkı Türkiye gündemine oturdu, ortalık karıştı.
Ben bir partizanlık çağrısı amacı gütmeden, hazır sözleri de üzerinde yazılıyken, güzel görüntüler eşliğinde mırıldanır ve bu arada telaffuz pratiği yaparsınız diye düşünmüştüm ve bugün için planlamıştım.
Bella Ciao, kimin yazdığı ve bestelediği bilinmeyen bir İtalyan halk şarkısıdır. Tabii şarkının kökenine dair çeşitli söylentiler var. Şarkı sözlerinin 19. yüzyılda pirinç tarlasında çalışan bir işçinin karısına bıraktığı bir yazıdan geldiğine inanılıyor. Daha sonra da Po Ovası’ndaki pirinç tarlalarında zor koşullar altında çalışan işçilerin söylediği bir şarkı haline gelmiş.
Bir söylentiye göre ise Bella Ciao melodisinin kaynağı bir Musevi halk müziği türü Klezmer. Aşağıda verdiğim 1919 yılında yapılmış bu kaydı bir dinleyin, oldukça benziyor.
Bildiğimiz gibi, Bella Ciao İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizm karşıtlarının marşı olmuş. Önce Mussolini’ye ve sonra da işgalci Alman güçlerine karşı duran direnişçiler şarkı sözlerinde değişiklik yaparak şarkıyı bir direniş marşı yapmışlar.
İtalya’nın bu partizan şarkısının 1947 yılında Prag’da yapılan ve 71 ülkeden 17 bin civarında delegenin katıldığı Dünya Öğrenci ve Gençlik Festivali ile dünyaya yayıldığı düşünülüyor. Bella Ciao bu festivalden sonra birçok dile çevrilip tüm dünyada popüler bir şarkı olmuş.
Bizde ise ilk olarak Mehmet Taneri tarafından farklı sözlerle Sen, Sen, Sen adıyla seslendirilmiş.
Grup Yorum’un Çav Bella yorumuyla şarkı bizde de devrimci, özgürlükçü ruhu temsil eden bir marş gibi söylenmeye başladı.
Aman dikkatli dinleyin ne olur, ya kısık sesle ya da kulaklıkla. Yerin kulağı var!
Not: Bu arada, dün Sözcü’de Deniz Zeyrek de benzer bir yazı yazdı
Not 2: İki aydır her yatsı ezanından sonra yüksek desibelde sela ve Allahım sana inandık sana sığındık diye başlayan corona duaları devam ediyor, sanırım bitince bakın duayla biz gönderdik denecek
Zaten uyku düzenimiz bu kadar bozulmuşken, bu sabah altıda (5.58) bir dua ile sıçradım uykudan. Bu neyin nesiydi anlamadım ve tabii ki bayrama öfkeyle uyandım, ne hayır beklenirse artık bu bayramdan.
Ağız tadıyla mutlu bayramlar diliyorum sizlere ve tüm yakınlarınıza. Bu sene millî ve dinî tüm bayramları, anneler ve babalar gününü (muhtemelen), doğum günlerini, yıl dönümlerini evde geçirmek yazılmış alnımıza ne yapalım.
Bunca özverili ve itinalı, yer yer meşakkatli bir yaşamdan sonra evlerimizden alnımızın akıyla, sağlıkla çıkalım yeter.
Bir Robert Frost değilim ama sizler için aabb kafiye düzeninde mini bir bayram şiiri yazdım:
Kestiremedik saçları olamadık tıraş
Gidemedik maniküre tırnaklar birer faraş
Ama tüm dünya birleştik tek yürek tek seste
Her balkondan ayrı yükseldi güzel bir beste
Geçmiş bayram ziyaretleriyle artmasa bari bulaş
Yetti gari çektiğimiz çile yaşadığımız telaş
Çürüyoruz evlerde ömrümüz geçiyor aheste
En kalbi duygularımla Auguri di Buone Feste
Büyüklerin ellerinden, küçüklerin gözlerinden öpmeye devam edeceğimiz bayramların hayaliyle!