Pronomi Diretti

Doğruda Nesne Zamirleri

Bir kişi veya nesnenin yerini tutan kişi zamirlerini (pronomi personali) diretti ve indiretti olmak üzere iki grupta inceleyeceğiz. Hatta İtalyanca’da bunlar birleştirilip combinati olarak da kullanılıyor. Karıştırıp zorlanmayın diye üçünü ayrı ayrı ele alacağım.

Pronomi Diretti bir fiilin alabileceği nesnenin yerini tutar, zamirlerin ‘ismin i halinde’ ifade edilmiş şeklidir.

mi (beni), ti (seni), lo/la (erkek/dişi onu), La (sizi, resmî hitap)
ci (bizi), vi (sizi), li/le (erkek çoğul/dişi çoğul onları)

Bu zamirler, üçüncü tekil ve üçüncü çoğul şahıs hariç, Verbi Riflessivi konusunda öğrendiğimiz pronomi riflessivi ile aynıdır.

İtalyanca’da kişi zamirleri fiilden önce gelir. Ancak, mastar halinde (parlare) ve gerundio (parlando) formundaki fiiller ile bitişik kullanılabilir. Bu zamirler ayrıca üçüncü tekil ve çoğul şahıs çekimi (parli, parlino) hariç, emir kipinde çekilmiş fiiller ile de (parla, parlate) kaynaşabilir.

Bunun en tanıdık örneği, Toto Cutugno’nun L’italiano şarkısının Lasciatemi Cantare (bırakın şarkı söyleyeyim) nakaratında. Lasciare (bırakmak) fiilinin ikinci çoğul emir kipi çekimi lasciate ile mi nesne zamiri birlikte mi lasciate (bırakın beni) şeklinde kullanılabildiği gibi lasciatemi olarak da kullanılabilir.

Che ora é? Non lo so (bilmiyorum) / Non so che ora é (saatin kaç olduğunu bilmiyorum)
Va bene se ti chiamo dopo le dieci?
(Seni saat ondan sonra arasam olur mu)
Sì, chiamami quando vuoi (Evet, beni istediğin zaman ara)
Venite a trovarci? (Bizi ziyaret edecek misiniz)
Come no, è da tanto tempo che non ci vediamo
(Tabii ki, çok zamandır görüşmüyoruz)
Ho perso la mia borsa, la sto ancora cercando
(Çantamı kaybettim, hâlâ arıyorum)

Ti amo ifadesinde amare (sevmek) fiili ile kullanılan ti de un pronome diretto.
Bir arkadaşımıza veya yakınımıza sevgimizi belirtmek için ise voler bene
ifadesini kullanarak ti voglio bene, ti voglio tanto bene demeliyiz.

Hai letto questo libro? (Bu kitabı okudun mu)
Sì, l’ho letto (Evet, onu okudum)

Hai letto questi libri? (Bu kitapları okudun mu)
Sì, li ho letti tutti (Evet, hepsini okudum)

Geçmiş zamanda bu zamirleri kullanırken sözcüğün cinsiyetine ve nesnenin tekil/çoğul durumuna dikkat etmemiz gerekiyor. Yukarıdaki soru il libro (kitap) yerine la rivista (dergi) gibi dişi bir sözcük için sorulmuş olsaydı örneğimiz şöyle değişecekti:

Hai letto questa rivista? (Bu dergiyi okudun mu)
Sì, l’ho letta (Evet, onu okudum)

Hai letto queste riviste? (Bu dergileri okudun mu)
Sì, le ho lette tutte (Evet, hepsini okudum)

Lo ve la, sesli harfle veya h ile başlayan bir fiil ile kullanılacaksa apostrofo ile kısaltılır. İtalyanca’da h harfi okunmadığı için yukarıdaki örnekte olduğu gibi avere (sahip olmak) fiilinin ho, hai, ha çekimlerinde de bu kısaltma kullanılıyor.

L’avete capito vero?

Bir sonraki konumuz pronomi indiretti!

Sözlerinin ve ilgili güzel görsellerin olduğu bir klipte L’italiano dinleyerek güne başlamak iyi gelebilir:

Imperativo

Emir Kipi!

Emir Kipine geldi sıra ama benim bir türlü anlatasım gelmedi. Bazen söyleme şekline göre ya da yanına eklenen veya eklenmeyen ifadeler ile adı üstünde bir emir gibi geliyor insana ve itici olabiliyor. Git, gitme, ara, arama gibi davranışlarımızı yönetmeye çalışan yakınlarımız var. Ben eşyalarıma ve markalarıma sadık olduğum için bana sık sık arabanı değiştir, yeni bir telefon al artık, almışken plus, ultra, mega al bari gibi emirler gelir.

Uzun süre arabasının çıkardığı arızalardan yakınan, nerede nasıl rezil olduğunu anlatan, değiştireceğini söyleyen bir arkadaşım dönüp bir anda sen de değiştir arabanı diyebiliyor. Ben de niye ki, seninkinden indik benimkine bindik, o da mı arıza yapmaya başladı diye sorabiliyorum artık. Ya da her konuda bana akıl danışan biri en olmadık bir yerde yap ama, git ama diye saçma sapan diretince benim aklım bana yetiyor şimdilik diye bir cevap verip tercihlerime ve olanaklarıma göre kendim karar verebileceğimi söylüyorum. Ama bu dobralık mertebesine çok yıllar sonra gelebildim. Bu emir komuta zincirini kırmam lazım.

Neyse, stiamo calmo e parliamo italiano (sakin olalım ve İtalyanca konuşmaya devam edelim)!

Burada genel hatlarıyla anlatıp yine yazılarımda kullanarak, emir kipinin kullanıldığı şarkılar seçerek doğal bir şekilde öğrenmenize yardımcı olacağım, abbiate pazienza per favore (sabırlı olun lütfen).

Bakın bir lütfen ibaresi ekleyince emir olmaktan çıkıp rica oldu!

Bu tabloda parlare (konuşmak), vedere (görmek) ve partire (ayrılmak, yola çıkmak) fiilleri üzerinden, kurallı fiillerde mastar eki atıldıktan sonra hangi ekleri getireceğimizi vediamo (görelim):

Konuş, konuşsun/konuşun (resmî hitap), konuşalım, konuşun, konuşsunlar gibi anlamlar vermemize yardımcı olan bu eklere bol pratik yaparak alışabilirsiniz.

Konuşayım, göreyim/bakayım veya yola çıkayım/gideyim demek istersek, yani bu tabloda olmayan io (ben) şahıs zamiri için, birinci şahıs şimdiki zaman eki ile parlo, vedo veya parto diyebiliriz.

Konuşmayın, görmesin, ayrılmasınlar gibi ifadelerde non olumsuzluk sözcüğünü kullanacağız. Çekilmiş bir fiilin başına non getirmek yeterli, ancak ikinci tekil şahıs (sen) için fiil mastar halinde kalır.

non parlare (konuşma) AMA non parli (konuşmasın/resmî hitapla konuşmayın), non parlate (çoğul konuşmayın), non parlino (konuşmasınlar)

Stai attento/a, c’è molto traffico oggi (Dikkatli ol, bugün çok trafik var)
Apri la finestra per favore, fa molto caldo (Pencereyi aç lütfen, çok sıcak)
Non uscite senza ombrello, piove (Şemsiyesiz çıkmayın, yağmur yağıyor)
Signora, aspetti per favore, vengo subito (Bekleyin lütfen, hemen geliyorum)

Emir kipinde sık kullanılan ve çekimleri kuralsız olan bazı fiiller şunlardır:


essere – sii, sia, siate, siano
avere – abbi, abbia, abbiate, abbiano
andare – va’/vai, vada, andate, vadano
venire – vieni, venga, venite, vengano
stare – sta’/stai, stia, state, stiano
dire – di’, dica, dite, dicano
fare – fa’/fai, faccia, fate, facciano
dare – da’/dai, dia, date, diano
sapere – sappi, sappia, sappiate, sappiano
bere – bevi, beva, bevete, bevano

Genellikle kılavuzlardaki talimatlarda fiilin mastar hali emir kipi olarak
kullanılıyor:


Controllare l’integrità dell’imballo (Ambalajın bütünlüğünü kontrol edin)
Non avvicinarsi alle macchine in moto
(Hareket halindeki makinelere
yaklaşmayın)


Bir banka çalışanı (un impiegato di banca) gibi bizi tanımayan kişilerin bile prima di concludere la chiamata (aramayı sonlandırmadan önce) rahatlıkla tembihlediği gibi, abbiate cura di voi (kendinize iyi bakın).

Peki diyorum ben kim bu tembihte bulunursa, artık bundan vazgeçilsin istiyorum!

Futuro Semplice

Deniz fenerlerini konu ettiğim yazının sonunda farò una foto di ogni faro che vedrò (göreceğim her deniz fenerinin fotoğrafını çekeceğim) cümlesi ile bir sonraki gramer konumuzun Gelecek Zaman olduğunu müjdelemiştim!

Gelecek zamanda kurallı olan fiillerin -are, -ere veya -ire mastar ekini attıktan sonra hangi ekleri aldığına parlare (konuşmak), prendere (almak) ve partire (bir yerden ayrılmak, yola çıkmak) fiillerini örnek vererek bakalım:

Yukarıda gördüğünüz gibi, mastar halleri –are ve –ere ile biten kurallı fiillerin gelecek zamanda aldığı ekler aynıdır.

Tüm zamanlarda olduğu gibi, her çekilmiş fiil aynı zamanda vurguyla soru olabilir, unutmayın: Parlerai? (konuşacak mısın), prenderemo? (alacak mıyız), partiranno (yola çıkacaklar mı).

Gelecek zamanda kuralsız çekilen fiillerin sayısı çok azdır. Aynı ekleri aldıkları için yalnızca hangi fiillerin kuralsız olduğunu ve birinci tekil şahıs çekimlerini bilmeniz yeterli olacaktır.

Sık kullanacağınız fiilleri essere (olmak) ve avere (sahip olmak) yardımcı fiillerini başa alarak veriyorum:

esseresarò, sarài sarà, saremo, sarete, saranno
avereavrò, avrai, avrà, avremo, avrete, avranno
andareandrò, andrai, andrà, andremo, andrete, andranno
venireverrò, verrai, verrà, verremo, verrete, verranno
starestarò, starai, starà, staremo, starete, staranno
fare farò, farai, farà, faremo, farete, faranno
diredirò, dirai, dirà, diremo, direte, diranno
volere vorrò, vorrai, vorrà, vorremo, vorrete, vorranno
potere potrò, potrai, potrà, potremo, potrete, potranno
doveredovrò, dovrai, dovrà, dovremo, dovrete, dovranno
saperesaprò, saprai, saprà, sapremo, saprete, sapranno
vivere vivrò, vivrai, vivrà, vivremo, vivrete, vivranno
bere berrò, berrai, berrà, berremo, berrete, berranno

C’è (var, tekil) ve ci sono (var, çoğul) kalıpları gelecek zamanda ci sarà (olacak, tekil) ve ci saranno (olacak, çoğul) olarak çekilir. Yine non kullanarak non ci sarà (olmayacak, tekil) ve non ci saranno (olmayacak, çoğul) diyebiliriz.

Dönüşlü fiiller gelecek zamanda da aynı şekilde çekiliyor: mi alzerò (kalkacağım), si prepareranno (hazırlanacaklar), ci vedremo (görüşeceğiz).

Carissima (çok sevgili) arkadaşım Nilgün’ün on beş yıl sonra öğrenci olarak elime düşen haylaz yeğeni Ahmet Can, “Siz de yazlıkta habire Vincerò Perderò dinlerdiniz” deyip aynı cin bakışı fırlatınca çok şaşırdım çünkü o zamanlar beş veya altı yaşındaydı.

Ben bile unutmuştum ama o deyince hatırlayıverdim. Nilgün ile İtalyanca çalışmak için tanışıp hemen çok yakın arkadaş olmuştuk. Artık pratiğimizi deniz kenarında İtalyanca şarkılar dinleyip söyleyerek yapıyorduk. Evet, o ara fena halde Mario Frangoulis’e takmıştık ve gerçekten de sürekli Vincerò Perderò şarkısını dinler, efkârlanırdık. 

Ahmet Can da arada bir fırtına gibi yanımıza gelip laf atar, aynı hızla geri giderdi. Bir keresinde biz yine bu şarkıyı dinlerken içeri dalıp “Ne diyor burada?” diye sordu bana aniden. Ben kulak kabarttım ve tam cevap verecektim ki “Sen İtalyanca bildiğine emin misin?” deyip çıktı.

Ben de bunu hatırlattım on beş yıl sonra hâlâ kıpır kıpır olan, yerinde duramayan adama.

İnsanın yaşı ilerledikçe kazandıkları azalıp kaybettikleri artıyor ama ne mutlu ki İtalyanca bana quello che ho vinto e perso (kazanıp kaybettiklerimi), quello che vincerò e perderò (kazanıp kaybedeceklerimi) paylaştığım ve paylaşacağım una carissima amica kazandırdı!

Şimdiye kadar öğrendiğimiz zamanlar, yapılar ve sözcükler ile capirete facilmente il testo di questa canzone che inizia così (böyle başlayan bu şarkının sözlerini kolaylıkla anlayacaksınız):

Nei sogni che facevo da bambino
vivevo la mia vita come un re,
avevo giorni pieni di sole,
non c’era mai dolore.
Vincerò, perderò
la mia vita vivrò
io da solo dovrò camminare
Vincerò, perderò
La mia strada farò,
Giocherò la partita della vita.
Ho avuto brevi attimi di gioia,
Momenti interminabili di noia,
Ho avuto giorni pieni di sole,
Io so cos’è il dolore…

Yine de biraz ipucu:

Çocukken gördüğüm rüyalarda, kurduğum hayallerde kral gibi bir bir hayat yaşıyordum, hiç üzüntünün olmadığı güneşli günlerim vardı, kazanacağım kaybedeceğim, kendi hayatımı yaşayacağım, tek başına yürümek durumunda kalacağım, kendi yolumu çizeceğim, hayatın maçını oynayacağım, neşeli ve sevinçli kısa anlarım oldu, hiç bitmeyen sıkıntılı anlarım da, güneşli günlerim oldu ama şimdi üzüntünün ne olduğunu biliyorum.

Devamı da bu minvalde ilerliyor..


Essere
ve avere yardımcı fiillerini gelecek zamanda çekip yanına fiillerin geçmiş zaman halini getirdiğimizde ilerideki bir zamanda tamamlanmış olacak bir eylemi anlatabiliriz.

Yapılmış olması beklenenleri önceden bildirmemize olanak sağlayan bu zamanın adı Futuro Anteriore.

Ancak yine kullanacağımız fiilin avere ile mi yoksa essere ile mi çekildiğine dikkat etmek gerekiyor. Saremo usciti/e (çıkmış olacağız), avrò finito (bitirmiş olacağım), saranno arrivati/e (varmış olacaklar), avremo fatto (yapmış olacağız).

Bu konuyu un proverbio siciliano (bir Sicilya atasözü) ile bitirelim:

Solo i veri amici ti diranno quando il tuo viso è sporco
(Yüzün kirli olduğunda yalnızca gerçek arkadaşların söyler)

Verbi riflessivi

Dönüşlü fiiller!

İtalyanca’da fiillerin mastar halinde -are, -ere veya -ire ile bittiğini söylemiştim. Dönüşlü fiiller ise bu fiillerden türeyip -arsi, -ersi veya -irsi ile biten fiillerdir (si burada kendi, kendini veya kendine anlamına gelir).

Bu fiiller, kişinin veya kişilerin kendine dönük yaptıkları eylemleri (yıkanmak, giyinmek, taranmak, uyanmak, kalkmak) ya da birden fazla kişinin karşılıklı olarak gerçekleştirdiği eylemleri (buluşmak, karşılaşmak, selamlaşmak, görüşmek, haberleşmek) anlatmak için kullanılır.

Dönüşü fiiller, geçişli (nesne alabilen) bir fiil mastarından elde edilmiştir. Lavare fiili ‘yıkamak’ anlamına gelirken, lavarsi dönüşlü fiili ‘yıkanmak’ anlamına gelir. Karşılıklı olarak yapılan bir eylemi anlatan ikinci gruptan bir örnek vermek gerekirse, ‘selamlamak’ anlamına gelen salutare fiilinden gelen salutarsi dönüşlü fiili ise ‘selamlaşmak’ anlamına gelir.

Pronomi riflessivi (dönüşlü zamirler), tekil ve çoğul şahıslar için sırasıyla mi, ti, si, ci vi, si olarak kullanılır.

Tüm dönüşlü fiiller geçmiş zamanda essere yardımcı fiili ile çekilir ve bu nedenle fiilin geçmiş zaman hali cinsiyete göre değişir.

Şimdi bu iki gruba ayrı ayrı bakalım:

  • Yukarıda bahsettiğim ilk gruptaki fiiller, bir veya birden fazla kişinin kendine dönük olarak gerçekleştirdiği bir eylemi anlatır ve tüm şahıslar için çekilir.

Verbi: lavare (yıkamak), pettinare (taramak), alzare (kaldırmak), svegliare (uyandırmak), vestire (giydirmek), spogliare (soymak), trovare (bulmak),
muovere (hareket ettirmek, yerini değiştirmek), avvicinare (yaklaştırmak), preparare (hazırlamak), chiamare (çağırmak)

Verbi riflessivi: lavarsi (yıkanmak), pettinarsi (taranmak), alzarsi (kalkmak), svegliarsi (uyanmak), vestirsi (giyinmek), spogliarsi (soyunmak),
trovarsi (bulunmak), muoversi (hareket etmek, yer değiştirmek), avvicinarsi (yaklaşmak), prepararsi (hazırlanmak), chiamarsi (adı olmak)

Örnek olarak alzarsi (kalkmak) fiilini önce geniş, sonra da geçmiş zamanda çekelim:

mi alzo-ti alzi-si alza-ci alziamo-vi alzate-si alzano

mi sono alzato/a-ti sei alzato/a-si è alzato/a-ci siamo alzati/e-vi siete alzati/e-si sono alzati/e

Normalmente mi alzo molto presto ma stamattina mi sono alzato/a alle dieci.
(Normalde çok erken kalkarım ama bu sabah onda kalktım)
Si è alzato/a dalla sedia ed è salito/a sul palco.
(Sandalyeden kalktı ve sahneye çıktı)

Giorgio Gaber’in Lo Shampoo şarkısındaki non si muove una foglia (bir yaprak bile kıpırdamıyor) ifadesi, muoversi dönüşlü fiilinin geniş zaman çekimini içeriyor.

Dönüşlü bir fiil, daha önce gördüğümüz si mangia (yenir), si dice (denir, söylenir), si scrive (yazılır) örneklerindeki si passivante ile kullanılarak edilgen bir cümle kurulacaksa, iki kez si yerine ci si kullanılır:

Ci si alza tardi quando non c’é scuola (okul yokken geç kalkılır).

Adımızı söylerken Mi chiamo dememizin nedeni, chiamarsi dönüşlü fiilini kullanıyor olmamızdır.

Lavarsi dönüşlü fiili ‘yıkanmak’ anlamına geldiği gibi, lavarsi le mani ‘ellerini yıkamak’ veya lavarsi i capelli ‘saçlarını yıkamak’ anlamına gelir.

Mi lavo le mani molto spesso (Ellerimi çok sık yıkarım)
Si lava i capelli ogni giorno (Saçlarını her gün yıkar)

İtalyanca’da ellerini, yüzünü, saçlarını yıkamak veya saçlarını yaptırmak, kestirmek gibi ifadelerde iyelik sıfatları (le mie mani, la mia faccia, i miei capelli) kullanılmaz.

mi, ti, si, ci vi, si zamirleri mastar halinde kalan bir fiil ile birleşebilir, dolayısıyla dovere (zorunda olmak), volere (istemek), potere (yapabilmek) yardımcı fiilleri kullanırken iki şekilde ifade etmek mümkündür:

Domani mi devo svegliare alle cinque (Yarın beşte uyanmam gerek)

Bu cümleyi Domani devo svegliarmi alle cinque olarak da kurabiliriz.

Aynı şey gerundio halinde kullanılan fiiller için de geçerlidir:

Mi sto lavando le mani (Ellerimi yıkıyorum).

Bu cümle de Sto lavandomi le mani şeklinde kurulabilir.

  • İkinci gruptaki fiiller ise birden fazla kişinin karşılıklı gerçekleştirdiği bir eylemi anlatır ve bu nedenle yalnızca üç çoğul şahıs için çekilir.

Verbi: vedere (görmek), incontrare (bulmak, rastlamak), sentire (duymak), salutare (selamlamak), abbracciare (kucaklamak), baciare (öpmek), trovare (bulmak)

Verbi riflessivi: vedersi (görüşmek), incontrarsi (buluşmak, rastlaşmak), sentirsi (haberleşmek), salutarsi (selamlaşmak), abbracciarsi (kucaklaşmak), baciarsi (öpüşmek), trovarsi (buluşmak)

Örnek olarak vedersi (görüşmek) dönüşlü fiilinin geniş ve geçmiş zamanda nasıl çekildiğine bakalım:

ci vediamo-vi vedete-si vedono

ci siamo visti/e-vi siete visti/e-si sono visti/e

Normalmente ci vediamo ogni settimana ma questa settimana non ci siamo visti/e. (Normalde her hafta görüşürüz ama bu hafta görüşmedik)

Eğer ‘görüşmedik’ yerine ‘görüşemedik’ demek istersek potere fiilini kullanarak Non ci siamo potuti/e vedere demeliyiz çünkü essere ile çekilen fiiller kullanıldığında verbi ausiliari (volere, potere, dovere) essere ile çekilir ve dönüşlü fiiller de söylediğim gibi her zaman essere ile çekilir.

Non ci siamo potuti/e vedere (görüşemedik) seçeneği Non siamo potuti/e vederci olarak da söylenebilir.

Ci vediamo domani (Yarın görüşürüz veya Yarın görüşelim)
Ci vediamo domani? (Yarın görüşüyor muyuz veya Yarın görüşelim mi)
Ci sentiamo allora (Haberleşiriz o zaman)

Arrivederci ifadesi de vedersi dönüşlü fiilinden geliyor ve anlamı tam olarak yeniden görüşmek üzere.

Vorrei vedersi più spesso
(Daha sık görüşmek isterim)
Devono trovarsi per discutere le cose
(Meseleleri tartışmak için buluşmaları gerek)


Her iki grupta da olan trovarsi dönüşlü fiili bulunmak veya buluşmak anlamına gelir.

Piazza Duomo a Milano

Dove si trova la piazza più grande della città?
(Şehrin en büyük meydanı nerede)
Dove si trovano le piazze più grandi della città?
(Şehrin en büyük meydanları nerede)
Ogni volta che vado in Italia, Laura ed io ci troviamo a Roma
(İtalya’ya her gittiğimde Laura ile Roma’da buluşuruz)
Dopo il concerto ci troviamo in Piazza Duomo
(Konserden sonra Duomo Meydanı’nda buluşuyoruz/buluşalım)

Vostradamus
Sizindamus

Not: Bu konu anlatımını kitabımdan alıp eklemeler, değiştirmeler yaptım. Sürekli lavare (yıkamak) fiilini örnek verip el yıkamaktan bahsetmişim, başımıza gelecekleri bilirmiş gibi!

La forma passiva

Edilgen fiil (çatı)!

Daha önce Come si dice? (nasıl denir), Come si scrive? (nasıl yazılır) ve Come si pronuncia? (nasıl telaffuz edilir) soruları ile edilgen yapı hakkında bir fikrimiz olmuştu. Si passivante adı verilen bu yapıda si beve (içilir), non si mangia (yenmez), si dice (denir), si ascolta (dinlenir), si può fare (yapılabilir), non si deve parlare (konuşulmamalı) gibi genel bir ifade söz konusudur.

Si vede (görülür, görülüyor) örneğini alalım. Non si vede bene con questi occhiali (bu gözlükle iyi görülmüyor), si vede poco da qui (buradan az görülüyor) veya non si vede niente (hiçbir şey görülmüyor) diyebileceğimiz gibi görülen/görülmeyen şeyin ne olduğunu da söyleyebiliriz:

Dalla finestra si vede un bellissimo parco (pencereden çok güzel bir park görülüyor).

Eğer görülen şey birden fazla ise fiilimizin çekimi de çoğul olmalıdır:

Dalla finestra si vedono dei grattacieli (pencereden gökdelenler görülüyor).

Diğer edilgen yapıda, etken cümledeki nesne edilgen cümlenin sözde öznesi olur. Edilgen cümle essere veya venire yardımcı fiili ve asıl fiilin geçmiş zaman hali ile oluşturulur.

I cittadini rispettano le regole (vatandaşlar kurallara uyar/uyuyor).

Bu etken cümleyi şu iki şekilde ifade edebiliriz:

Le regole sono rispettate dai cittadini (vatandaşlar tarafından kurallara uyulur).
veya
Le regole vengono rispettate dai cittadini (vatandaşlar tarafından kurallara uyulur).

Eğer kurallar değil de tek bir kuraldan bahsedecek olsaydık sono ve vengono yerine é ve viene demeliydik (la regola é/viene rispettata dai cittadini).

Bir eylemin kim tarafından gerçekleştirildiğini belirtirken da ve tabii ki gerekiyorsa articolo ile birleşmiş halini kullanmalıyız (da+i cittadini).

Kurala veya kurallara uyulması gerektiğini söylemek istersek dovere ve essere/venire fiillerini birlikte kullanabileceğimiz gibi yalnızca andare fiilini de kullanabiliriz.

La regola deve essere/venire rispettata (Kurala uyulmalı)
Le regole devono essere/venire rispettate (Kurallara uyulmalı)
veya
La regola va rispettata (Kurala uyulmalı)
Le regole vanno rispettate (Kurallara uyulmalı)

Edilgen çatıda geçmiş zaman kullanımı biraz zordur. Şimdilik kuralı söyleyip bir örnek vereyim, daha sonra yazılarda kullanarak daha doğal bir şekilde öğrenmenize yardımcı olayım.

Geçmiş zamanda essere fiilinin kendisi de essere ile çekildiği ve bu fiilin geçmiş zamanı stato olduğu için edilgen cümleler şu şekilde kurulur. Essere ile çektiğimiz fiillerde cümlenin öznesinin cinsiyetine ve tekil/çoğul olma durumuna dikkat etmemiz gerektiğini unutmayın.


La mia macchina non é stata lavata da due mesi.

(Arabam iki aydır yıkanmadı)

Not: Bunu belirtmeden geçemeyeceğim, bu gerçekten benim arabam. Kitabı hazırlarken, yazdıkça illustrasyonları hazırlasın diye Gamze’ye yolluyordum ve resim istediğim yerlere parantez içinde terliksiz bir aile veya sopa ucunda çıkınıyla dağ bayır kaçan H harfi çılgınlığında bir açıklama yazıyordum. İki aydır yıkanmayan araba örneğimin altına da kirli bir araba notu düşmüştüm yalnızca. Uzaktan çalıştığımız ve tabii ki arabamı bilmediği halde tıpatıp aynısı gelince şok oldum.

Ve baktım bayağı bir süredir ihmal etmişim, utanç içinde o gün hemen yıkattım!

Chi è più diligente?

Kim daha çalışkan?

Güne ve haftaya coronanın più forte (daha güçlü), riskimizin più grande (daha büyük) ve yolumuzun più lungo (daha uzun) olduğunu ancora una volta (bir kez daha) dinleyerek başladığım halde, meno allegra (daha az neşeli) bir ruh haline girmeden, karşılaştırma sözcüklerini anlatmaya başlıyorum.

İlk olarak comparativo di uguaglianza (aynı olma) sözcüklerine bakalım. Eğer iki kişi veya şey bir konuda aynı nitelikte ise così … come veya tanto … quanto ile karşılaştırma yapabiliriz. Genellikle, sıfattan önce gelen così ve tanto sözcükleri kullanılmaz.

Mario è così intelligente come sua sorella.
(Mario kız kardeşi kadar zekidir)
Livia è tanto bella quanto sua madre.
(Livia annesi kadar güzeldir)

Aynı cümleleri Mario è intelligente come sua sorella ve Livia è bella quanto sua madre olarak kurabiliriz.

Bir nitelik yerine yapılan bir şeyin çokluğunu karşılaştıracaksak fiilden sonra tanto quanto kullanmalıyız. Yine tanto sözcüğünü atabiliriz.

Non viaggiamo tanto quanto voi.
(Sizin kadar çok seyahat etmiyoruz)
I bambini mangiano quanto loro padre.
(Çocuklar babaları kadar yiyor)

Comparativo di maggioranza (daha fazla olma) ve minoranza (daha az olma) sözcükleri ise più ve meno. Karşılaştırdığımız kişi veya şeyden de bahsedeceksek –den, –dan anlamında di ve tabii gerekiyorsa del, dello, dell’, dei, degli veya delle gibi articolo ile birleşmiş halini kullanmalıyız.

Io ve tu zamirleri bir preposizione sonrasında kullanıldığında me ve te olur. Di me, di te, per me, per te, con me, con te gibi.

Tu sei più brava di me.
(Sen benden daha başarılısın)
Roberto è più giovane della sua moglie.
(Roberto karısından daha gençtir)

Io sono meno intelligente di Einstein.
(Einstein’dan daha az zekiyim)
Sono molto modesta vero?
(Çok mütevazıyım değil mi)

Miktar ve sayı karşılaştırılacaksa yine più veya meno kullanılır.

Loro hanno più amici di noi.
(Bizden daha fazla arkadaşları var)
Tu spendi più di tuo fratello.
(Erkek kardeşinden daha fazla harcıyorsun)
Lei dorme meno della sua gemella.
(İkizinden daha az uyuyor)

Aynı kişi için iki farklı özellik veya iki eylem karşılaştırıldığında
di yerine che kullanacağız cümlemizde.

Anita è più simpatica che bella.
(Anita güzel olmaktan çok sempatiktir)
Carlo sembra più americano che italiano.
(Carlo İtalyandan çok Amerikalıya benziyor)
Nuotare è meno difficile che sciare.
(Yüzmek, kayak yapmaktan daha az zordur)

Bazı sıfatlar için ise farklı bir karşılaştırma sözcüğü daha sık kullanılır.

buono (iyi) migliore, più buono (daha iyi)
cattivo (kötü) peggiore, più cattivo (daha kötü)
grande (büyük) maggiore, più grande (daha büyük)
piccolo (küçük) minore, più piccolo (daha küçük)

Maggiore ve minore çoğu zaman fratello maggiore/minore veya sorella maggiore/minore ifadelerinde olduğu gibi yaşça daha büyük veya daha küçük anlamında kullanılır.

En güzel, en zor, en az pahalı ifadeleri için kullanacağımız superlativo ise più ve meno öncesinde articolo determinativo ile oluşturulur.

La studentessa più studiosa della classe è Irina
(Sınıfın en çalışkan öğrencisi Irina’dır)
Irina è la più studiosa della classe (Irina sınıfın en çalışkanıdır)
Per te, qual’è la più bella città in Italia?
(Sence İtalya’daki en güzel şehir hangisi)
Il migliore metodo per imparare una lingua straniera è praticare molto.
(Yabancı bir dil öğrenmenin en iyi yolu çok pratik yapmaktır)

Bir sıfatın anlamını kuvvetlendirmek için öncesinde kullandığımız molto, tanto (çok) sözcükleri yerine sıfatın sonuna –issimo ekini getirebiliriz. Bu eke, sıfatın nitelendirdiği ismin cinsiyeti ve sayısına göre –issimo,–issima, –issimi ve –issime, yani son harfi –o olan sıfatlarda olduğu gibi dört şekilde rastlayacağız.

Essere o non essere

Olmak ya da olmamak!

Essere ve avere fiilinin çekimlerini çok rahat kullanabilmemiz gerekiyor çünkü bu iki fiili geçmiş zamanda verbi ausiliari (yardımcı fiiller) olarak kullanacağız.

Avere ile biraz daha pratik yapmak için bu fiilin kullanıldığı deyimsel ifadelere bakalım:

Ho sete
Susadım

avere x anni (x yaşında olmak), avere fame (acıkmak), avere sete (susamak), avere freddo (üşümek), avere caldo (sıcaklamak), avere sonno (uykusu olmak), avere paura (korkmak), avere ragione (haklı olmak), avere torto (haksız olmak), avere fretta (acelesi olmak), avere voglia di (istemek, canı istemek), avere bisogno di (ihtiyacı olmak)

Quanti anni hai? sorusu ile karşımızdakine yaşını sorabiliriz. Tam tercüme edecek olursak, kaç yıla sahip olduğunu sormuş oluyoruz. Karşılığında ho quindici anni, ho vent’anni, ho trentadue anni veya ne ho dieci, ne ho ventuno, ne ho quaranta gibi bir cevap alabiliriz.

Ne İtalyanca’da oldukça sık kullanılan bir particella, yani parçacık. Tam karşılığı olmasa da onlardan gibi çevirebiliriz belki. Kaç yıla sahipsin? sorusuna cevap olarak bende onlardan yirmi tane var demiş oluyoruz.

Sul piatto ce ne erano venti
Sono deliziosi, ne ho mangiati cinque

Bir tabakta 20 kurabiye olsun. “Tabakta onlardan (di quei biscotti) yirmi tane vardı”, “Çok lezzetli, onlardan (di quei biscotti) beş tane yedim” diye aramızda bahsi geçen kurabiyelere işaret edip tekrar kurabiyeler sözcüğünü kullanmayabiliriz.

Bu minik sözcüğü bir de di edadı alan ifadelerde kullanacağız. Avere fiilinin kullanıldığı deyimsel ifadeler listemdeki son iki ifade ile anlatmaya çalışayım.

Ho voglia di andare al cinema diye sinemaya gitmek istediğini söyleyen kişiye, canı gitmek istemeyen arkadaşı Non ne ho voglia diyebilir kısaca. Ne burada sinemaya gitmek eyleminin yerini tutar.

Birisine bir şey anlattıktan veya bir teklif yaptıktan sonra Che/cosa ne dici? veya Che/cosa ne pensi? diye bu konuda ne dediğini veya düşündüğünü sorabiliriz. Ya da teklifimizi doğrudan ne kullanarak yapabiliriz: Che/cosa ne dici di mangiare fuori stasera? (Bu akşam dışarıda yemeye ne dersin)

İş yerinde bunalmışken telefonda tatilinin ne kadar güzel geçtiğini anlatan arkadaşıma iç geçirerek Ne ho bisogno anch’io diyerek benim de buna ihtiyacım olduğunu dile getirebilirim. Uzun uzun tatile gitmeye ihtiyacım olduğunu
söylememe gerek kalmaz, yani non c’è ne bisogno!

Che ne dite di prendere una pausa caffè, bir kahve molasına ne dersiniz?

I verbi avere e essere

Sahip olmak ve olmak fiilleri!

Bu haftaya dersle başlıyorum, müfredat yetişmeyecek..

Artık iki temel fiile öncelik vererek hemen cümle kurmaya başlayalım. Kuralsız olduğu için ezberlememiz gereken avere (sahip olmak) ve essere (olmak) fiillerinin geniş zaman çekimlerini bilirsek şu ana kadar öğrendiklerimizle bol bol cümle kurabiliriz.

Daha önce öğrendiğimiz kişi zamirlerini tekrarlayalım:

Tekil: io (ben), tu (sen), lui/lei ve Lei (erkek/dişi o ve resmî hitap olarak siz)

Çoğul: noi (biz), voi (siz), loro (onlar)

İtalyanca’da fiiller her kişi zamiri için farklı çekilir ve bu nedenle de zamirler vurgulama amacı dışına pek kullanılmaz.

Ancak, geniş zamanda birinci tekil ve üçüncü çoğul çekimi aynı, yani sono olan essere fiilini kullanırken duruma göre kişi zamiri kullanmamız gerekebilir.

Bu arada, fiilin başına non getirerek cümlemize olumsuz anlam verebiliriz.

Essere fiilinin çekimini öğrenmişken, çok sık kullanacağımız c’è (var, tekil) ve ci sono (var, çoğul) kalıplarına da bakalım. Yine non kullanarak non c’è (yok, tekil) ve non ci sono (yok, çoğul) diyebiliriz.

Tüm öğrendiklerimizi pekiştiren cümleler kurmaya başlıyorum. Siz de yalnızca bu iki fiili kullanarak molte frasi (çok sayıda cümle) kurabilirsiniz şimdiden.

  • L’italiano non è una lingua difficile (İtalyanca zor bir dil değil)
  • La mia amica Laura è di Siena (Arkadaşım Laura Sienalı)
  • Noi siamo al mare (Denizdeyiz)
  • Anna e Carlo hanno due figli (Anna ve Carlo’nun iki çocuğu var)
  • La nostra macchina è vecchia (Arabamız eski)
  • La prossima settimana non sono in ufficio (Gelecek hafta ofiste değilim)
  • Bob non è americano, è inglese (Bob Amerikalı değil, İngiliz)
  • Il lavoro di mio padre è molto stressante (Babamın işi çok stresli)
  • Non è un problema grave (Ciddi bi sorun değil)
  • Non c’è problema (Sorun yok)
  • Mia cugina Roberta é molto simpatica (Kuzenim Roberta çok sempatik)
  • Gli alberghi in questa zona sono molto cari (Bu bölgedeki oteller çok pahalı)
  • Abbiamo solo due biglietti per il concerto (Konser için yalnızca iki biletimiz var)
  • I miei studenti sono bravissimi (Öğrencilerim çok başarılı)
  • Ci sono sessanta minuti in un’ora (Bir saatte altmış dakika var)
  • Ha due fratelli maggiori (İki ağabeyi var)
  • Siete molto intelligenti (Çok zekisiniz)
  • Parlare l’italiano è abbastanza facile (İtalyanca konuşmak oldukça kolay)
  • Il direttore del film è molto bravo (Filmin yönetmeni çok başarılı)
  • Un biglietto di andata e ritorno è più economico (Gidiş dönüş bileti daha hesaplı)
  • Hanno una piccola casa in montagna (Dağda küçük bir evleri var)
  • Viaggiare in treno è divertente (Trenle seyahat etmek eğlenceli)
  • Nella mia classe ci sono venti studenti (Sınıfımda yirmi öğrenci var)

Cevabı (evet) veya no (hayır) olan soruları sorarken fiili başa alabildiğimiz gibi, düz cümleyi değiştirmeden yalnızca vurguyu değiştirerek de soru sorabiliyoruz.

Kısa bir cümle ile deneyelim. Lui ha un cane (onun bir köpeği var) cümlesini birkaç şekilde soruya çevirebiliriz:

Lui ha un cane

Lui ha un cane?
Lui ha un cane, vero?

Ha un cane?
Ha un cane, vero?

Ha un cane lui?
Ha un cane, non è vero?

Vero ve non è vero bizim sürekli kullandığımız değil mi sorusu gibi her cümlenin sonuna gelerek bir evet/hayır sorusu yapmanıza yardımcı olur.

Cümlenin olumlu veya olumsuz olmasına göre tercih yapmanız gerekmiyor, istediğinizi kullanabilirsiniz. Hatta yalnızca no diyerek de aynı soruyu sorabilirsiniz.

È molto facile, no? (Çok kolay, değil mi)

Le ore in italiano

İtalyanca’da saatler!

İtalyanca’da saati iki şekilde sorabiliriz: Che ora è ? veya Che ore sono?

Saati söylerken ise 1 için essere (olmak) fiilinin 3. tekil (é),
diğer saatler için ise 3. çoğul (sono) çekimi kullanılır.

Sono le sei
Sono le tre

È l’una – Saat 1

Sono le due – Saat 2

Sono le cinque – Saat 5

Sono le sette – Saat 7

İtalya’da da 24 saatlik zaman dilimi kullanıldığı için konuşma sırasında gerektiğinde del mattino veya di mattina (sabah), del pomeriggio veya di pomeriggio (öğleden sonra), della sera veya di sera (akşam), della notte veya di notte (gece) ifadeleri eklenir.

06:00 – Sono le sei (di mattina)

16:00 – Sono le quattro (di pomeriggio)

20:00 – Sono le otto (di sera)

23:00 – Sono le undici (di notte)

Sono le dodici e venti

Saatleri söylerken, geçiyor anlamında e ve var anlamında meno (daha az, eksi) kullanacağız.

07:10 – Sono le sette e dieci

08:55 – Sono le nove meno cinque

Buçuklu saatleri e mezzo veya e mezza ekleyerek iki şekilde söyleyebiliyoruz.

22:30 – Sono le dieci e mezzo/mezza

12:30 – Sono le dodici e mezzo/mezza

Ama tabii ki sono le dieci e trenta veya sono le dodici e trenta da diyebiliriz bu saatler için.

Çeyrekli saatler ise bir çeyrek anlamına gelen un quarto ifadesi ile söyleniyor.

13:15 – È l’una e un quarto

15: 15 – Sono le tre e un quarto

13:45 – Sono le due meno un quarto

15: 45 – Sono le quattro meno un quarto

Bu örnekteki saatler şu şekilde de söylenebilir:

13:15 – È l’una e quindici

15: 15 – Sono le tre e quindici

13:45 – È l’una e tre quarti

15: 45 – Sono le tre e tre quarti

Saatler söylenirken 15 geçiyor diyebiliyoruz ama 15 var hiç kullanılmayan bir ifade. Onun yerine üç çeyrek geçiyor diyebiliriz veya yukarıdaki çeyrek var anlamına gelen meno un quarto ifadesini kullanmalıyız.

Mezzogiorno (12:00) ve mezzanotte (24:00) sözcükleri ise öğlen (günün yarısı) ve gece yarısı anlamlarındadır.

Dün öğrendiğimiz gibi, İtalyanca’da gece yarısından sonraki saatlere le ore piccole deniyor. Bir, iki, üç gibi küçük saatlere kadar uyumamak anlamındaki deyim ise ise fare le ore piccole.

Saat kaçta sorusu ise A che ora? şeklinde soruluyor. Cevaplarda -de, -da anlamındaki a ve saat ifadesinin başındaki tekil l’ ve çoğul le articolo’su birleşiyor.

Alle otto

All’una – Saat 1’de

Alle due – Saat 2’de

Alle tre e un quarto – Saat 3:15’te

Alle otto e mezzo/mezza – Saat 8:30’da

Not: İtalyanca’da saatler sayı ile yazılırken bizdeki gibi iki nokta üst üste işareti değil, yalnızca nokta kullanılıyor

A che ora ci vediamo domani? Va bene alle 10.30?


Lo Shampoo

Günlük, sıradan ve koşuşturma dolu hayatlarımızda durup düşünmeye zaman ayırmadığımız konular, Giorgio Gaber’in penceresinden baktığımızda büyük anlam kazanır çoğu zaman.

Politika ve ağır kavramların bir entelektüel ve hiçbir şey bilmeyen bir kişi arasındaki diyalogda işlendiği Dialogo tra un impegnato e un non so albümünde Lo Shampoo şarkısı hoş bir sürprizdir örneğin.

Son derece bezgin bir sesle söylemeye başladığı Lo Shampoo şarkısının ilk dizelerinde chiuso in casa a pensare (düşünmek üzere eve kapanan), yozlaşmış bir hayat içinde una brutta giornata (kötü, çirkin bir gün) yaşayan bir adam görüyoruz. Non c’è niente da fare ve non c’è via di scampo (yapacak bir şey ve kaçıştan başka yol yok) diye düşünen adam banyo yapmaya karar verir.

Una strana giornata (tuhaf bir gündür) ve non si muove una foglia (bir yaprak bile kıpırdamaz). Kafası pamukla doldurulmuş gibi olduğu ve hiçbir istek duymadığı için per forza (kesinlikle) bir şampuan yapması gerektiğini düşünür.

İşte bu andan itibaren şarkıdaki ruh hali değişmeye başlar. Shhh su sesi ile birlikte bu sesin olduğu fiillerle (scende l’acqua, scroscia l’acqua) suyun indiğini, aktığını duyuyor, adeta suyu üzerimizde hissediyoruz.

Derken calda, fredda, calda diye suyun sıcaklığı ayarlanıyor ve giusta diye doğru ısı yakalanıyor.

Sırada şampuan seçimi var. Keyfi yerine gelmeye başlayan adam, kırmızı ve sarı şampuana bakarken quale marca mi va meglio diye hangi markanın kendisi için daha iyi olacağını soruyor ve questa (bu) diyerek birinde karar kılıyor.

Su ve şampuan bir araya gelince tabii ki schiuma (köpük) çıkmaya başlıyor ve şarkı daha da neşeli bir hal alıyor. Yumuşacık, beyaz, hafif hafif gibi sıfatlarla betimlenen köpük, kaymağa ve kara benzetiliyor.

Burada duygusallaşan karakterimiz, konuşarak köpüğün iyi bir şey olduğunu söylüyor ve köpüğü üzgün ve yorgun olduğumuzda başınızı okşayan, kocaman beyazlar içinde bir anneye benzetiyor.

Lo Shampoo

Una brutta giornata
chiuso in casa a pensare
una vita sprecata
non c’è niente da fare
non c’è via di scampo
mah, quasi quasi mi faccio uno shampoo.

Uno shampoo?
Una strana giornata
non si muove una foglia
ho la testa ovattata
non ho neanche una voglia
non c’è via di scampo
devo farmi per forza uno shampoo.
Uno shampoo?
Scende l’acqua, scroscia l’acqua calda, fredda, calda…
Giusta!
Shampoo rosso e giallo, quale marca mi va meglio?
Questa!

Schiuma soffice, morbida, bianca, lieve
lieve sembra panna, sembra neve.
La schiuma è una cosa buona, come la mamma, che ti accarezza la testa
quando sei triste e stanco:
una mamma enorme, una mamma in bianco.
Sciacquo, sciacquo, sciacquo.

Ben burada şarkının su sesleri ile biten ilk bölümünü verdim. İkinci bölümde antiforfora (kepeğe karşı) şampuanın meglio (daha iyi) olduğuna ikna olduğunu dile getiren il Signor G, yine aynı özelliklerinden dolayı köpüğü insanın içini temizleyen saf bir şeye, süte ve ardından da kutsal bir şeye benzetiyor.

Şimdi bu şarkıyı Giorgio Gaber’in sesinden dinleyip ona eşlik etmeye ne dersiniz?

Not: Yazının girişinde koşuşturma dolu hayatlarımızdan bahsetmem tuhaf, bu tarz bir hayat nostaljik gelmiş olabilir, bu yazı kitabımdan

Fare uno shampoo (bir şampuan yapmak) her zaman iyi geliyor insana, karantina uzadıkça şampuan sıklığı artıyor!