Sotto il sole della Toscana

Toskana güneşinin altında!

20. yüzyılın son yıllarından birinde işim gereği Adana’ya geldiğimi ve küçük bir yaşta ayrılıp yıllar sonra döndüğüm için ilk zamanlar pesce fuor d’acqua (sudan çıkmış balık) gibi olduğumu yazmıştım. Arada bir geri suya atlayıp soluklanmak için yemek saatlerinde ofise yakın bir otelin havuzuna kaçardım. Yemek molamız normalde bir saatti ama biz uzak bölgede çalışanlar evde veya dışarıda yediğimiz için un’ora e mezza (bir buçuk) saat süremiz vardı. Hem süremiz daha uzundu hem de İstanbul merkezimizdeki yemekhane ve enfes yemeklerinden mahrum olup kendi yağımızda kavrulduğumuz için ekstra bir para yatardı hesabımıza her ay.

İşte ben de bu vakit ve nakit avantajını havuzda değerlendirirdim. Bizim buralara yaz molto presto (çok erken) geldiği için oldukça uzun bir dönem bu keyifli kaçamağı yapardım fırsat buldukça. İşim gereği sık sık geç saatlere kadar çalıştığım için bazen bu süreyi iki saate çıkarma hakkı bulurdum kendimde. Amerikalı scrittrice (kadın yazar) Frances Mayes’in Under the Tuscan Sun kitabını orada, Çukurova güneşi altında okumuştum. Islanıp ıslanıp kurumaktan oldukça kalındır kitabım, ona baktıkça hep o günleri hatırlarım.

Frances Mayes, Toskana Güneşi adıyla Türkçe olarak da yayınlanan bu anı kitabında, Toskana’da görüp anında sahip olma isteği duyduğu 200 yıllık eski Casa Bramasole’yi satın alma, restore etme ve bu arada İtalyan yaşam tarzına alışma sürecini anlatıyor. Bu eski Toskana evini bir cennete dönüştüren Frances ve suo marito (kocası) Ed, yeni evlerindeki hayatlarını o kadar seviyor ki Bramasole’nin bulunduğu Cortona artık yalnızca yazı geçirdikleri yer değil, asıl memleketleri olmaya başlıyor.

Mayes, bu kültürden aldığı ilhamla, aralarında keyifli bir yemek kitabı da olan, Toskana ağırlıklı olmak üzere İtalya ile ilgili farklı türlerde çok sayıda kitap yayınladı. Inoltre (ayrıca), yine Türkçe’ye çevrilmiş olan A Year in the World (Dünyada Bir Yıl) ve bir anı kitabı olan Under Magnolia da huzurlu evi Bramasole’den çıkan eserleri.

Bramasole, olio di oliva extra vergine

Frances Mayes’i solamente (yalnızca) yazar olarak tanımlamak eksik olur. O aynı zamanda üniversite hocası, şair, gezgin, gurme, amatör mimar ve girişimci bir kadın. Kendi zeytinlerinden ürettikleri Bramasole markalı naturel sızma zeytinyağını, torununun hazırladığını söylediği sito web (web sitesi) üzerinden de pazarlıyor.

Sizi Frances ve Ed ile tanıştırayım:

Bramasole e la vita toscana
Bramasole ve Toskana hayatı

Frances Mayes’in, kitaplarına, blog yazılarına ve yemek tariflerine göz atmak istersiniz belki, web sayfasının adresini de vereyim:

https://www.francesmayesbooks.com

Gelelim benim Bramasole’me! İtalyanca bramare fiili arzulamak, çok istemek (long for, yearn for) demek, yani güneşi arzulamak oluyor Bramasole. Geçen yıl Eylül ayında anne, teyze, abla ve kuzenler olmak üzere altı kadın Alaçatı’ya kaçtık dört gün. Terapi amaçlı bu kaçamağı ben icat edip herkesi tek tek ikna etmiştim.

En zor olan bu ilk adımı geçince organizasyona başladım. İkinci zor adım, herkesin rahat edeceği ve memnun kalacağı mekânı bulabilmekti. La mia preferenza (benim tercihim) olan butik otel fikrini çok demokratik yollardan empoze edip kabul ettirdikten sonra işin en keyifli ama bir o kadar da sorumluluk içeren kısmı kaldı: herkesi kucaklayan bir butik otel bulmak, yani un boutique hotel che abbraccia tutti!

Sotto il sole dell’Egeo
Ege güneşinin altında

Günlerce ince eleyip sık dokuyarak araştırma yaptım ve kendimi dönüp dolaşıp, güzel görsellerini ve hakkında yapılan yorumları çok sevdiğim Bramasole Butik Otel’e bakarken buldum. Tanti anni fa (çok yıllar önce) okuduğum Under the Tuscan kitabının ayrıntılarını ve Frances Mayes’in villasının adının Bramasole olduğunu hatırlamıyordum.

Bu otelin adının, kitaptan uyarlanan filmden ilham alınarak seçildiğini okuyunca giusto (doğru, tamam) dedim zaten çünkü tıpkı Mayes ile Casa Bramasole arasındaki gibi bir bağ oluşmuştu bu şirin otelle aramda. Gerçekten de girdiğimiz andan kapıda uğurlandığımız ana kadar sarmaladı bizi Bramasole ve tatlı ekibi.

Bramasole Butik Otel, otel sahibi çiftin İtalya’da architettura (mimarlık) okuyan kızının eseriymiş meğer ama zaten her bir ayrıntı fısıldıyordu insanın kulağına bunu!

Bu yaz, corona yüzünden vacanze estive (yaz tatili) seçenekleri çok sınırlandı. Bence ev konforunda butik oteller konaklamada tercih edilecek, edilmeli de. Merkeze son derece yakın ama bir o kadar da sessiz ve huzurlu bir sokaktaki on odalı Bramasole Butik Otel’i Alaçatı’ya gitmeyi düşünenlere, Ege güneşi altında Toskana zevkini yaşamak isteyenlere öneririm.

Alaçatı’da bizim Morçatı Kadın Sığınma Evimiz olup ruhumuzu onaran, yalnızca adulti (yetişkinleri) kabul eden Bramasole, her türlü tatil beklentiniz için uygun bir seçenek.

Otel yeni olduğu için TripAdvisor’a yorum yazmamızı rica etmişlerdi. Döner dönmez, yabancılar da okuyabilsin diye, İngilizce bir commento (yorum) yazdım. Şimdi tekrar baktım yorumuma ne yazmışım diye. Seneye Eylül’de tüm odaları ayırtıp oteli kapatacağımı ifade eden çok iddialı bir başlık atmışım, demek ki seneye diğer odalara da misafir bulurum, yine gideriz gibi hissetmişim. Ne bileyim başımıza gelecekleri!

Dal libro (kitaptan) esinlenerek çevrilen ama farklı bir kurgusu olan, benim de geçen sene Alaçatı’ya gitmeden izlediğim Under the Tuscan Sun (Türkçe adı Kızgın Güneş) filmini izlemek isterseniz:

https://www.filmmodu.org/under-the-tuscan-sun-altyazili-izle

Şimdilik balkondan, Çukurova güneşi altından selamlıyorum. İlerleyen günlerde bakarız!

Come si cuoce la pasta?

Makarna nasıl pişirilir?

Bu videoyu izledikten sonra benim ezberim bozuldu vallahi, siz ne düşüneceksiniz bakalım bu tarifi izlerken! Daha appena (henüz, yeni) gördüğüm için deneme fırsatı olmadı ama kafama yattı.

Quale tipo di pasta preferisci?
(Hangi tip makarnayı tercih edersin)

Hayatlarımız son derece monoton ve olumsuz bir durum olmasın da böyle monoton kalsın diye şükrediyoruz sürekli ama en azından molto spesso (çok sık) yapar olduğumuz bu kolay ama lezzetli yemeğe farklı bir punto di vista (bakış açısı) getirerek eğlenebiliriz.

İsterseniz denedikten sonra yorum yapmamı bekleyin, oppure (ya da) deneyip siz bana yorum bırakın. Ama bu cingöz Ahmet bu kadar emek sarf edip bu videoyu çekerek paylaşmak istediyse vardır bir bildiği!

Makarnayı İtalyan usulü al dente (dişe gelir, sertçe) seviyorsanız, anche con questo metodo (bu yöntemle de) istediğiniz kıvamı yakalamak mümkün görünüyor.

Cacığı lasciate perdere (boş verin), güzel bir salata ve içecek olarak da con l’uva (üzümle, üzümden) yapılan o harika meşrubattan tavsiye edeceğim naçizane.

Hani üç rengi olur: kırmızı, beyaz, pembe!

Buon appetito
Afiyet olsun

Che tempo fa?

Hava nasıl?

Soru sözcüklerine baktığımız yazıda bu soruyu Com’è il tempo oggi? (Bugün hava nasıl) soru cümlesinde bu şekilde vermiştim. Henüz yalnızca essere (olmak) fiilinin çekimini öğrendiğimiz için böyle sormuştum havanın nasıl olduğunu.

Com’è il tempo?

İtalyanca’da hava durumunu iki şekilde sorabiliriz:

Com’è il tempo? (hava nasıl)

Che tempo fa? (ne hava yapıyor).

Hava nasıl olabilir bakalım:

Il tempo è bello/Fa bel tempo – Hava güzel

Il tempo è brutto/Fa brutto tempo – Hava kötü

C’è il sole

Fa freddo veya freddissimo – Hava soğuk veya çok soğuk

Fa caldo veya caldissimo – Hava sıcak veya çok sıcak

C’è il sole – Güneşli (güneş var)

C’è la nebbia – Sisli (sis var)

C’è vento/Tira vento – Rüzgârlı (rüzgâr var/rüzgâr esiyor)

Tira vento

È nuvoloso/Coperto – Bulutlu/Kapalı

È parzialmente nuvoloso – Parçalı bulutlu

È burrascoso/Tempestoso – Fırtınalı

È piovoso/Piove – Yağmurlu/Yağmur yağıyor

Grandina – Dolu yağıyor

Nevica – Karlı (kar yağıyor)

Edip Akbayram’ı da analım bari Hava Nasıl Oralarda şarkısının nakaratını İtalyanca’ya çevirerek:

Che tempo fa da quelle parti, hai freddo?

Nevica sui miei capelli, non lo vedi?

(Hava nasıl oralarda, üşüyor musun? Kar yağıyor saçlarıma görmüyor musun?)

Nevica sui miei capelli
Saçlarıma kar yağıyor

Sadece kar yağsa iyi saçlara, bir de Rapunzel olma yolundayız hayırlısı bakalım. Kuaför bir terapi merkezidir bizler için, girerken depresif çıkarken manik olduğumuz. Sohbetimizi eder, bol köpüklü kahvemizi içer, sevgiyle uğurlanırız. Orada tanıdıklarla sohbet etmek, tanımadıklarla tanışmak, memleketimden kadın manzaraları izlemek ne de güzeldi.

21. yüzyılın savaş kalkanı reklamıyla sinirimi bozan siperliklerle teker teker girip savaşır gibi saç kestireceksek, saçlarına kar yağmış Rapunzel olarak gezerim daha iyi. İşleri biraz sakinleşsin, kuaförüm bana gelir ve evde keser, boyar saçımı. Kahvemizi içer, sohbet ederiz. Ben de anlamsız cılız tay kuyruğumdan kurtulur, aynalarla barışırım artık.

İtalyanca derslere gelen üçüncü sınıfta minik bir kız öğrencim vardı. Dersleri çizgi filmler, karikatürler ve komik şiirler ile ona göre tasarlamıştım. Ders günleri dışında da gelirdi sıkıldıkça. Bir gün, daha bir bakımlı gördü beni herhalde, “Ülgeeen bugün kendini çok havalı sanıyorsun ama değilsin” dedi gayet acımasız bir tonda. Kalakaldım, öyle sanmıyordum kendimi ama bu ezici iltifatı aldığım an havam değişti, bütün günü özgüvenli ve havalı geçirdim. Küçük kızlar (gerçi bazen koca kadınlar da) sevgiye rekabet karıştırır farkında olmadan. Bu tarz cümlelerde ve tepkilerde bol iltifat gizlidir aslında!

Yaşı yetenler bilir, çok yıllar önce ilk özel televizyon kanalında Hülya Uğur diye çok havalı bir hava durumu spikeri vardı. Ben de onun kapanış dileğiyle bitirmek istedim bu yazımı:

Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız iyi olsun!

Ennio Morricone

Ennio Morricone, dünya çapında üne sahip 91 yaşında Romalı bir film müziği bestecisidir. Aldığı ödülleri burada listelemek mümkün değil. Ancak, 2016 yılında Quentin Tarantino’nun The Hateful Eight filmi için bestelediği müzikle aldığı En İyi Film Müziği Oscar’ından başlayabiliriz.

Ennio Morricone e Maria Travia

Morricone, şimdilik son olan bu ödülünü başarısını borçlu olduğunu söylediği karısı Maria Travia’ya ithaf etti. 2016 yılında bir İtalyan gazetesi için Maurizio Turrioni ile yaptığı röportajda hiçbir zaman ödül beklentisiyle müzik yapmadığını, ödül gelince sevindiğini, hele bu ödül bir Oscar ise volentieri (seve seve) alacağını söylüyor. Fizyoterapi almaya devam ettiği, henüz tam iyileşmeyen kalça kırığına rağmen törene gitmeye karar verdiğini, böyle bir geceden mahrum kalamayacağını düşündüğünü ifade ediyor.

Ennio Morricone nel 2016

Ünlü bestecinin En Orijinal Film Müziği dalında Akademi Ödülüne aday gösterildiği filmler ise Cennet Günleri (1979), Misyon (1987), Dokunulmazlar (1988), Bugsy (1992) ve Malèna (2001).

Leone e Morricone (sopra)
Yukarıda ikinci ve dördüncü

Ennio Morricone’nin çalışmaları, 1964 yılında birlikte çalışmaya başladığı ilkokul arkadaşı famoso regista (ünlü yönetmen) Sergio Leone’nin filmleri ile popülerlik kazandı, çok beğenilen film müzikleri için yönetmenler sıraya girdi.

Sergio Leone
(1929-1989)

Sergio Leone, sinemada spaghetti western türünün babası olarak bilinen bravissimo (çok başarılı) bir yönetmen. Leone’nin yarattığı bu alt kategori Italo-Western olarak da biliniyor. Hollywood’un ai costi più bassi (daha düşük maliyetlerle) İtalya’da filmler çektiği dönemde Rahibe Hikayesi (1959), Troia’nın Helen’i (1955) ve Ben-Hur (1959) gibi filmlerde çalışan Leone bir süre sonra kovboy filmleri çekmeye başlayarak spaghetti western dönemine öncülük etti. Böylece 1960-1975 yılları arasında, çoğunlukla İtalyan yapımcıların üstlendiği ve yönettiği spaghetti western türü filmler çekildi İtalya’da.

Leone’nin ilk yönettiği spaghetti western filmi Bir Avuç Dolar (1964). Birkaç Dolar İçin ise un anno dopo (bir yıl sonra) çekildi. Leone’nin geleneksel western estetiği kurallarına uymadığı ve müziğini yine Ennio Morricone’nin yaptığı diğer kovboy filmi İyi Kötü ve Çirkin (1966) ile Trilogia del dollaro (Dolar Üçlemesi) tamamlandı. Bu üçleme Sergio Leone, Ennio Morricone ve Clint Eastwood üçlüsünün destanıdır sinema tarihinde.

İyi Kötü ve Çirkin filminin leggendario (efsane) müziği:

Leone’nin daha sonra çevirdiği filmler ise C’era Una Volta (Bir Zamanlar) Üçlemesi olarak biliniyor: Bir Zamanlar Batıda (1968), Bir Zamanlar Devrim (1971) ve başrolde Robert De Niro’nun oynadığı meşhur Bir Zamanlar Amerika (1984).

C’era una volta il west

Morricone, Bir Zamanlar Amerika’da filminin müziğiyle 1985 yılında Gümüş Kurdele ve BAFTA ödülleri aldı.

C’era una volta in America

Ennio Morricone, 2007 yılında film müziklerine katkılarından dolayı onur ödülü aldığı Oscar töreninde yaptığı duygu yüklü bu konuşmasında, aldığı ödülün un punto di arrivo (varış noktası) değil, kendini geliştirmek üzere un punto di partenza (yola çıkış noktası) olduğunu vurguluyor. Bu ödülünü de çok sevdiği ve bunca yıl hep yanında olan karısına ithaf ediyor. Morricone’ye ödülünü veren Clint Eastwood bu güzel konuşmanın çevirmenliğini de yapıyor.

L’Oscar onorario nel 2007

Ennio Morricone’nin film müziklerine yer verdiğim bu yazıda David di Donatello ödülü aldığı Herkesin Keyfi Yerinde filminin müziğinden canlı bir parça vereyim:

Stanno tutti bene – Viaggio

Dün bahsettiğim ve dilerseniz izlemeniz için bağlantısını verdiğim, Giuseppe Tornatore’nin En İyi Yabancı Film dalında Oscar aldığı Cinema Paradiso filmi için yaptığı müzikle Ennio Morricone de David di Donatello ödülü aldı.

Giuseppe Tornatore’nin yönettiği diğer bir film de Malèna. Başrolde Monica Belluci’nin oynadığı ve En İyi Orijinal Film Müziği dalında Oscar adayı olan filmin müziği yine Ennio Morricone’ye ait.

Filmi altyazılı veya Türkçe dublajlı izlemek isterseniz:

https://www.filmmodu.org/malena-altyazili-izle

Stanno tutti bene

Herkes iyi, herkesin keyfi yerinde!

Herhalde hiçbir film Giuseppe Tornatore’nin 1990 yapımı, bol ödüllü Stanno Tutti Bene (Herkesin Keyfi Yerinde) filmini yüreğimde ikinci sıraya indiremeyecek. Kaç kez izlediğimi bilemiyorum ama filmin bendeki kopyası bu quasi (neredeyse) otuz yıllık sürede tüm kayıt teknolojilerinden geçti. Kasada saklanacak kadar değerlidir benim için.

Stanno Tutti Bene’nin ikinci sıraya indirdiği film ise yine Giuseppe Tornatore’nin 1989 yılında Yabancı Dilde En İyi Film Oscarı’nı alan yarı otobiyografik filmi bol ödüllü Cinema Paradiso. Her iki filmin de müziği İyi Kötü ve Çirkin filminin efsane müziğinin bestecisi Ennio Morricone’ye ait. Giuseppe Tornatore’nin söylediği gibi Ennio Morricone yalnızca bir film müziği bestecisi değil, aynı zamanda muhteşem bir besteci, yani un grande compositore.

“I miei figli”
Çocuklarım

Filmin başrol oyuncusu, film çekildikten altı yıl sonra vefat eden ama neyse ki filmin gördüğü ilgiye ve sevgiye tanık olan Marcello Mastroianni. Filmde Matteo Scuro, kendisini ziyarete gelemeyen çocuklarını görmek için yanında gururla taşıdığı aile fotoğrafı ile Sicilya’dan trenle yola çıkan yaşlı bir babadır.

Senza preavviso (haber vermeden) beş çocuğunu yaşadıkları yerde bulmak üzere keyifle yollara düşen baba, İtalya’nın farklı şehirlerinde çağdaş yaşamın dayattıklarına tanık olur, çocuklarının kendisinden sakladıkları gerçekleri öğrenir, hayal kırıklıkları yaşar.

Sicilya’ya döndüğünde ise karısının mezarı başında ‘herkesin keyfinin yerinde’ olduğunu söyleyerek hem onu üzmez, hem de kendini kandırma yolunu seçer.

Unutulmaz replikler, kareler ve paralel kurgu sahneleri ile dolu olan bu film bir harika! Türkçe altyazılı veya seslendirmeli versiyonunu bulunca filmin tamamını da ekleyeceğim.

Marcello Mastroianni nel film Stanno Tutti Bene

Bu arada, Internet’te filmi ararsanız 2009 ABD yapımı Everybody’s Fine çıkabilir karşınıza. Aynı senaryodan uyarlanan bu filmde çocuklarını ziyaret etmek için trene atlayan baba Robert De Niro.

Çok sevdiğim bir oyuncuyu çok sevdiğim bir senaryoda görmek için izledim tabii ki bu filmi ama aklımda kalan tek bir sahne yok desem yalan olmaz.

Ama aklımda kalan bir şarkı var filmden: Paul McCartney’in 2010 yılında En İyi Orijinal Şarkı dalında Golden Globe Ödülüne aday gösterilen (I Want To) Come Home şarkısı!

La bella canzone di Paul McCartney

İzlemek isterseniz Cinema Paradiso filminin tamamını buldum. Bu bağlantıda Türkçe altyazılı olarak veya Türkçe Dublaj sekmesini tıklayarak Türkçe seslendirmeli izleyebilirsiniz:

Not: Reisin gönlü razı olmadı halkının bu hafta sonu da evde kalmasına, son anda kaldırdı yasağı. Biliyorum eve uğramazsınız hafta sonu, gezmekten vaktiniz olmaz okumaya ama benim de gönlüm razı değil sizi yazısız bırakmaya, yarın da bu iki filmin müziklerini besteleyen Ennio Morricone var

Un grande cuore

Kocaman bir yürek!

Dün Nâzım Hikmet’in aşk şiirlerinin derlendiği Poesie d’Amore kitabından ve şiirleri çeviren Joyce Lussu’dan bahsettim.

Joyce Lussu’nun ayrıca ilk baskısı 1992 yılında yapılan Il turco in Italia (ovvero l’italiana in Turchia) adlı bir kitabı var. Kitap aslında Nâzım Hikmet’in otobiyografisi olarak kaleme alınmış oldukça kapsamlı bir çalışma.

Ancak bu kitapta, Lussu’nun daha sonra çok iyi arkadaş olduğu ve kitabında bir kardeş kadar yakın hissettiğini söylediği Münevver ve Memet’i Ayvalık üzerinden Midilli’ye kaçırmasının hikâyesi de var.

Lussu, Nâzım Hikmet’in daha önce Piraye ile yaşadığı ve o sırada Moskova’da Vera ile yaşamakta olduğu aşktan habersiz, tüm şiirlerin Münevver için yazılmış olduğunu düşünerek Münevver’e tanımadan hayran olmuştur. Amacı, henüz üç aylıkken bıraktığı oğlu Memet’e hasret olan Nâzım Hikmet’i suo figlio e sua moglie (oğlu ve karısı) ile buluşturmaktır.

Lussu, bir elimle Münevver’ini, diğeriyle küçük Mehmet’ini tutarak geldiğimi göreceksin dediği şu sözleri ile Nâzım Hikmet’e bu niyetini bildiririr:

“Mi vedrai arrivare tenendo per mano da una parte la tua Munevver, dall’altra il tuo piccolo Mehmet”

Ama Nâzım’ın hayatında Vera vardır artık ve bu nedenle pek de sevinçle karşılamaz Lussu’nun bu kararlılığını. Ona bir açıklama yapmaz ama Türk polisinin zorluk çıkaracağını, bunun başarıyla sonuçlanmayacak rischioso (riskli) bir girişim olacağını söyler durur.

Ama Lussu kararından vazgeçmez, kaçışı planlar ve gerekli işlemleri yaparak duro (zor, meşakkatli) bir deniz yolculuğu ile Münevver’i ve Memet’i yurt dışına kaçırmayı başarır.

Maalesef Nâzım Vera ile evlenip una nova vita (yeni bir hayat) kurmuştur kendine ve yeniden aile olmak üzere onlarla bir araya gelemez. Münevver ve Memet Varşova’ya yerleşir ve orada yaşamaya başlar.

Yani Lussu con grande determinazione (büyük bir kararlılıkla) elindeki olanakları seferber ettiği tehlikeli serüveni başarıyla tamamlamış olsa da gerçek bir buluşma olmaz bu.

Lussu’nun kitabı, çevirmenleri Engin Demiriz ve Anna Lia Ergün’ün eline tesadüfen geçer ve çevirmenler biyografi kısmını atlayarak bu ilginç kaçırma öyküsünü Türkçe’ye çevirir. 1995 yılında Lussu’nun önerisi üzerine buluşma adıyla bu derleme kitabın ilk baskısı yapılır. Bu kitabın yeni baskısı yok piyasada, bendeki di seconda mano (ikinci el)!

Münevver, oğlu ile Önce Varşova’da ve daha sonra kağıt üzerinde un matrimonio (bir evlilik) yaparak oturma izni aldığı Paris’te yaşar. Nazım Türkiye’den (Refik Erduran sayesinde) kaçtıktan sonra İstanbul’da on yıl polis gözetimi altında yaşayan Münevver, Paris’te daha rahat olsa da mutlu olamaz artık.

Nâzım Hikmet’in öz oğlu ressam Mehmet Nâzım ise kendini bırakıp gitmiş (ülkesinden kaçmak zorunda kaldığı için) ve daha sonra sahip çıkmamış olan babasına hep kırgın ve kızgın olmuş, çok tepkili konuştuğu tek bir intervista (röportaj) dışında basında hiç yer almamış, 15 Ekim 2018 tarihinde Fransa’da ölmüştür.

Nâzım Hikmet’in şiirlerinde oğlum memet diye seslendiği ve Nâzım Hikmet hakkında eserleri olan yazar, eleştirmen, eğitimci Mehmet Fuat ise Piraye’nin oğlu, Nâzım Hikmet’in üvey oğludur.

Joyce Lussu, İngiliz kökenli İtalyan bir aristokrat ailenin kızı olarak Floransa’da doğmuş ama ailesi İtalyan faşizminden kaçıp yurt dışına yerleşince Almanya ve Fransa’da eğitim görmüş, Sorbonne’da edebiyat ve ardından Lizbon’da filoloji dereceleri almış. Kocası Emilio Lussu ile ise aktif üyesi olduğu Giustizia e Libertà (Adalet ve Özgürlük) adlı antifascismo (faşizm karşıtı) direnişçi örgütte tanışmış.

Il docufilm di Piccinini
Marcella Piccinini

İtalyan yönetmen Marcella Piccinini, Nâzım Hikmet vakfının da desteklediği La mia casa e i miei coinquilini (Evim ve ev arkadaşlarım) adlı belgesel filminde,  86 yaşında Roma’da ölen şair, çevirmen, partizan Joyce Lussu’nun hayatından kesitleri göstermiş. Piccinini, Bellaria Film Festivalinde ödül alan bu filminde Lussu’nun bir kadın olarak edebi kişiliğine ve ideolojik duruşuna olan hayranlığını samimi bir şekilde dile getirmiş.

Aşağıdaki videonun sonlarına doğru (3:35 civarı) Lussu, Nâzım Hikmet’e bu güzel şiirlerin İtalya’da da bilinmesi gerektiğini söyleyerek çevirmenliğini üstlendiğini anlatıyor.

L’anniversario della morte di Nâzım Hikmet

Nâzım Hikmet’in ölüm yıldönümü!

Nazım Hikmet, 1963 yılının 3 Haziran sabahı apartman kapısında gazetesini alırken kalp krizi geçirdi, hayata veda etti ama ölmedi!

İtalya’da Nâzım Hikmet’i yalnızca yetişkinler tanımıyor. Gün Benderli, Nâzım’ın Giderayak şiirinden esinlenerek adlandırdığı anı kitabında, Livorno’da ziyaret ettiği yakın arkadaşı Bianca Vidali’nin torunu Vittorio’nun 10 yaşına girdiği doğum günü partisinde kendisine yaşattığı şaşkınlığı anlatmış.

Sono contento
Memnunum

Vittorio, Gün Benderli’nin Türk olduğunu anlayınca koşup getirdiği ders kitabından heyecanla Nâzım Hikmet’in Sono Contento şiirinin olduğu sayfayı açmış. Nâzım’n Fevkalade Memnunum Dünyaya Geldiğimden şiirinden ilkokul öğrencilerinin anlayacağı ve onlara yaşam sevinci aşılayacak Dünyayı dolaşmak, görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim gibi dizelerden derlenmiş bu Memnunum adlı şiiri görmek Benderli’ye kıvanç ve hüznü bir arada yaşatmış.

Derken, oradaki misafirlerden gazeteci Andrea Jardella, kaptan ve makinist yetiştiren Livorno Sivil Denizcilik Lisesi’nin sınıflarından birinin kapısında asılı olan bir Nâzım Hikmet şiirinden bahsetmiş: Ed ecco ce ne andiamo come siamo venutiarrivederci fratello mare. 

Zülfü Livaneli ve Leman Sam’ın sesinden dinlemeyi sevdiğmiz İşte geldik gidiyoruz, hoşçakal kardeşim deniz dizeleri!

Nâzım Hikmet’in en güzel aşk şiirlerini içeren Poesie d’Amore (Aşk Şiirleri) İtalya’da Ferzan Özpetek’in Le Fate Ignoranti (Cahil Periler) filmiyle popolarità (popülerlik) kazandı. 2001 yılında gösterime giren film sonrasında Nâzım Hikmet şiirleri romantik İtalyan erkeklerine ilham kaynağı oldu, kitap İtalya’da halen ünlü kitapçıların raflarındaki yerini koruyor.

İtalya’da Sevgililer Günü hediyesi olarak çok rağbet gören Poesie d’Amore, ilk olarak 1991 yılında İtalya’nın önde gelen yayınevi Mondadori tarafından basılmış. Hatta bu yayınevine geçmeden önce Lo Specchio tarafından 12 kez basılmış olduğu biliniyor.

Orada her baskının 5.000 adet olduğu düşünülürse, bizim için son derece gurur verici ama bir yandan da iç burkucu bir tablo çıkıyor ortaya.

Keşke kendi ülkesinde de bu denli sevilip benimsenseydi grande poeta (büyük şair)!

Benim bu kitabı keşfetmem ise Cahil Periler öncesine denk düştü ama yine de kendimi una fata ignorante (cahil bir peri) gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim.

İşi gereği bir süre ailesinden uzak kalıp Adana’da ve daha sonra İstanbul’da yaşayan Türkçe öğrencim Mimmo, bir derse Poesie d’Amore kitabını getirip sevdiği birkaç şiirin Türkçe’sini bulmamı istedi benden. Nâzım’ın sade dilini Türkçe olarak da anlayabileceğini düşünüyordu.

Bu çok sevdiğim şiiri ilk sıraya alarak bir süre derslerimizin konusu yaptık kitabı ve öğrendiğimiz grammatica (dilbilgisi) kurallarını Nâzım Hikmet şiirleri üzerinde tekrar ettik:

En güzel deniz
henüz gidilmemiş olanıdır. 
En güzel çocuk
henüz büyümedi. 
En güzel günlerimiz
henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
henüz söylememiş olduğum sözdür.

Ben de bu vesileyle hemen kitabın fotokopisini çektirerek İtalyanca okumuştum şiirleri, sevdiğim dizelerin altını özgürce çizerek ve notlar alarak.

Fakat çevirilerin bu kadar başarılı olmasına hayret etmiştim, şiirleri Türkçe’ye hiç de benzemeyen bir dilde bu kadar rahat okuyup yadırgamıyordum. Biraz araştırıp çevirmen Joyce Lussu’nun Türkçe bilmediğini öğrendiğimde daha da hayrete düşmüştüm.

Meğer İtalyan bir scrittrice (kadın yazar) ve traduttrice (kadın çevirmen) olan Joyce Lussu ve Nâzım Hikmet şiirleri Roma’da yaşadıkları kaçamak bir buluşma sırasında birlikte Fransızca’dan çevirmiş.

Pek duyulmamış olsa da, eldeki verilerle bu aşk hikâyesine inanmamak zor: Karısı Münevver ve oğlu Memet’i İstanbul’da bırakarak ülkesinden kaçmak zorunda kalan, aşka aşık yakışıklı romantik devrimci Nâzım Hikmet ve o sırada Fransa’da sürgünde olan ünlü İtalyan komünist lider Emilio Lussu’nun karısı güzel Joyce Lussu.

Ve tabii ki birlikte çevrilen şiirlerdeki o duygu!

Son olarak, Ruhun bir ırmaktır gülüm dizesi ile başlayan şiirin Lussu için yazıldığı gibi bir magazin haberi vererek kaçıyorum.

La tua anima è un fiume, mio amore

1912-1998

Not: Yarın Joyce Lussu’yu tanıyacağız

Not 2: Tam ben yazıyı yayınlarken sevgili Merih Soylu’dan harika bir fotoğraf geldi. Bir arkadaşı yollamış, etikette Nâzım Hikmet’in şiirini görünce çok şaşırmış

Paylaşmadan edemedim:


Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer…

Nâzım Hikmet

That’s amore

That’s amore, Jack Brooks’un sözlerini yazdığı ve Harry Warren’ın bestelediği 1953’ten günümüze popülerliğini yitirmeyen çok güzel bir şarkı. Bu şarkı 1953 yılında Dean Martin ve Jerry Levis’in oynadığı The Caddy adlı komedi filminin müzik albümünde yer alıyor.

Dean Martin (1917-1995)

Jerry Lewis, bu filmde Dean Martin’in söylemesi için Brooks ve Warren’a özel olarak hazırlatmış bu parçayı. Dean Martin zaten İtalyan Arnavut asıllı Amerikalı bir attore (oyuncu) ve cantante (şarkıcı), asıl adı Dino Paul Crocetti. Dean Martin şarkıya Latin ruhunu da katınca That’s Amore En İyi Orijinal Şarkı dalında Akademi Ödülüne aday gösterilmiş, però (ancak) ödülü başrolde Doris Day’in oynadığı Calamity Jane filmindeki Secret Love şarkısı almış.

Dean Martin e Jerry Lewis nel film The Caddy
Dean Martin ve Jerry Lewis The Caddy filminde

Şarkının sözlerine uygun bir animazione izleyerek Dean Martin ve Frank Sinatra’dan dinlemek isterseniz:

Dean Martin e Frank Sinatra cantano insieme
Dean Martin ve Frank Sinatra birlikte söylüyor

Bu şarkıyı, on yaşında ailesiyle Belçika’ya yerleşip orada yaşayan musicista (müzisyen) Rocco Granata da güzel söylüyor. Ama ben onun 1959 yılında in tutto il mondo (dünya çapında) ün yaptığı Marina şarkısını vereceğim.

Klipte şarkının sözleri de var:

Dean Martin ile özdeşleşen That’s Amore, başrollerinde Cher ve Nicholas Cage’in oynadığı 1987 yapımı Moonstruck (Ay Çarpması) filminin başında ve sonunda da çalar.

Tatlı bir nostaljik romantik komedi izlemek isterseniz Moonstruck filminin İngilizce ve Türkçe versiyonlarının bağlantılarını aşağıda vereyim:

https://www.filmmodu.org/moonstruck-altyazili-izle

https://www.filmmodu.org/moonstruck-turkce-dublaj-izle

Quando la luna colpisce il tuo occhio, come una grande pizza

Questo è amore

Quando il mondo sembra brillare come se avessi bevuto troppo vino

Questo è amore

(Ay gözüne büyük bir pizza gibi çarptığında bu aşktır, dünya çok fazla şarap içmişsin gibi parlıyor göründüğünde bu aşktır)

La dea fortuna

Şans tanrıçası!

Ferzan Özpetek, başarılı filmleriyle İtalya’daki gururumuz olmaya devam ediyor. Şimdi de 2019 yapımı son filmi La dea fortuna ile İtalya’nın 1946 yılından beri verilen köklü Nastro d’Argento ödülüne sekiz dalda aday gösterildi.

Filmin aday gösterildiği kategoriler: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo (Gianni Romoli, Silvia Ranfagni, Ferzan Özpetek), En İyi Aktör (Stefano Accorsi – Edoardo Leo), En İyi Aktrist (Jasmine Trinca), En İyi Film müziği (Pasquale Catalano), En İyi Orijinal Müzik (Che vita meravigliosa), En İyi Cast Direktörü (Pino Pellegrino)

In ogni storia d’amore la follia è la parte migliore
Delilik her aşk hikâyesinin en iyi tarafıdır

La dea fortuna İtalya’da geçen yıl Aralık ayında gösterime girmişti, bizim ne zaman ve hangi platformda izleyebileceğimiz henüz belli değil. Bu kadar belirsizlik içindeyken bunu dert etmeyeceğiz tabii ki ama umarım en kısa sürede normal hayatlarımıza dönüp izleme isteği ve heyecanı duymaya başlarız, yani duygularımızda da normalleşme yaşarız.

En İyi Orijinal Müzik dalında Nastro d’Argento ödüüne aday gösterilen Che vita meravigliosa (Ne harika hayat) şarkısı genç İtalyan şarkıcı Antonio Diodato’nun. Bu şarkı ayrıca bu yıl En İyi Orijinal Şarkı dalında David di Donatello ödülü kazandı.

Filmde dinleriz nasıl olsa, ben burada Diodato’nun 2020 San Remo Müzik Festivalinde basın salonundaki mini organik konserini paylaşayım. Öndekiler çiçekten çok yeşillik ve sebze gibi göründü önce gözüme, ondan organik dedim galiba samimiyeti anlatmak için. Bu arada daha önce Romina Power ve Al Bano’yu andığımız Felicità yazımdaki basın salonu videosu geldi aklıma. Ne kadar eğlenceliymiş orası!

Che vita sanremosa, Diodato

Diodato burada şarkıyı Che vita sanremosa olarak söyleyerek tatlı bir espri yapmış.

Filmdeki diğer güzel bir şarkı da şu anda 80 yaşında olan meşhur Mina Mazzini’den Luna diamante. Bu şarkı, Mina ve Ivano Fossati’nin 2019 yılında birlikte çıkardığı Mina Fossati albümünden.

Bu kuaförsüzlük durumu devam ederse yakında benim de böyle bir örgüm olabilir!

Ferzan Özpetek’in 2001 yapımı Le fate ignoranti (Cahil Periler) ve 2007 yapımı Saturno contro (Bir Ömür Yetmez) filmlerinden tanıdığımız Stefano Accorsi bu filmde de başrolde oynuyor.

Filmde Sezen Aksu’nun Aldatıldık şarkısını da duyacak ve mırıldanacaksınız. Tabii ki olmazsa olmazımız çılgın Serra Yılmaz’ımızı yine göreceğiz.

Una mia tavola Ferzan Özpetek
Bir Ferzan Özpetek sofram

Filmin yaklaşık ilk on dakikasını içeren bir video buldum. İzlerken, benim Ferzan Özpetek sofralarımın olmazsa olmazı renkli el yapımı cam kadeh bardaklarımdan gördüm. Aranızdan bilenler bilir, renk katar onlar oturumlarımıza. Onları ve onların başrolde olduğu bol sohbetli sofralarımızı çok özledim.

I miei bicchieri di vetro
Cam bardaklarım

Filmde masada, ellerde ve bir tepside de var ama özellikle Serra Yılmaz’ın elinde çok net görülüyor.

Benim bardaklarım en az alt yıldır var, onlar benden görmüş!

Ecco i primi (quasi) dieci minuti del film:

I primi nove minuti e trentotto secondi del film
Filmin ilk dokuz dakika ve otuz sekiz saniyesi

Not: İtalyanca’da şarkı, film, kitap adlarında ve başlıklarda yalnızca ilk sözcük büyük harfle yazılır

Le ore in italiano

İtalyanca’da saatler!

İtalyanca’da saati iki şekilde sorabiliriz: Che ora è ? veya Che ore sono?

Saati söylerken ise 1 için essere (olmak) fiilinin 3. tekil (é),
diğer saatler için ise 3. çoğul (sono) çekimi kullanılır.

Sono le sei
Sono le tre

È l’una – Saat 1

Sono le due – Saat 2

Sono le cinque – Saat 5

Sono le sette – Saat 7

İtalya’da da 24 saatlik zaman dilimi kullanıldığı için konuşma sırasında gerektiğinde del mattino veya di mattina (sabah), del pomeriggio veya di pomeriggio (öğleden sonra), della sera veya di sera (akşam), della notte veya di notte (gece) ifadeleri eklenir.

06:00 – Sono le sei (di mattina)

16:00 – Sono le quattro (di pomeriggio)

20:00 – Sono le otto (di sera)

23:00 – Sono le undici (di notte)

Sono le dodici e venti

Saatleri söylerken, geçiyor anlamında e ve var anlamında meno (daha az, eksi) kullanacağız.

07:10 – Sono le sette e dieci

08:55 – Sono le nove meno cinque

Buçuklu saatleri e mezzo veya e mezza ekleyerek iki şekilde söyleyebiliyoruz.

22:30 – Sono le dieci e mezzo/mezza

12:30 – Sono le dodici e mezzo/mezza

Ama tabii ki sono le dieci e trenta veya sono le dodici e trenta da diyebiliriz bu saatler için.

Çeyrekli saatler ise bir çeyrek anlamına gelen un quarto ifadesi ile söyleniyor.

13:15 – È l’una e un quarto

15: 15 – Sono le tre e un quarto

13:45 – Sono le due meno un quarto

15: 45 – Sono le quattro meno un quarto

Bu örnekteki saatler şu şekilde de söylenebilir:

13:15 – È l’una e quindici

15: 15 – Sono le tre e quindici

13:45 – È l’una e tre quarti

15: 45 – Sono le tre e tre quarti

Saatler söylenirken 15 geçiyor diyebiliyoruz ama 15 var hiç kullanılmayan bir ifade. Onun yerine üç çeyrek geçiyor diyebiliriz veya yukarıdaki çeyrek var anlamına gelen meno un quarto ifadesini kullanmalıyız.

Mezzogiorno (12:00) ve mezzanotte (24:00) sözcükleri ise öğlen (günün yarısı) ve gece yarısı anlamlarındadır.

Dün öğrendiğimiz gibi, İtalyanca’da gece yarısından sonraki saatlere le ore piccole deniyor. Bir, iki, üç gibi küçük saatlere kadar uyumamak anlamındaki deyim ise ise fare le ore piccole.

Saat kaçta sorusu ise A che ora? şeklinde soruluyor. Cevaplarda -de, -da anlamındaki a ve saat ifadesinin başındaki tekil l’ ve çoğul le articolo’su birleşiyor.

Alle otto

All’una – Saat 1’de

Alle due – Saat 2’de

Alle tre e un quarto – Saat 3:15’te

Alle otto e mezzo/mezza – Saat 8:30’da

Not: İtalyanca’da saatler sayı ile yazılırken bizdeki gibi iki nokta üst üste işareti değil, yalnızca nokta kullanılıyor

A che ora ci vediamo domani? Va bene alle 10.30?