Rinascerò, Rinascerai

Yeniden doğacağım, Yeniden doğacaksın!

Bergamo’lu Roby Facchinetti, sözlerini Stefano D’Orazio’nun yazdığı, yaralı şehri için bestelediği, çaldığı ve söylediği bu şarkıda, yaşanan bu tempesta (fırtına, kargaşa, curcuna) bitince yeniden doğacaklarını, yıldızları yeniden görmeye başlayacaklarını söylüyor:

Bizim şüphemiz yok zaten bu ruhta bir milletin yaralarını sarıp yeniden doğacağına dair!

La vita è troppo breve

Hayat çok kısa!

Hayat birçok şeyi yapmak için çok kısa evet ama Goethe’nin meşhur sözü Hayat kötü şarap içmek için çok kısa” tüm şarapseverlerin hemfikir olduğu bir yargıyı ifade ediyor sanırım.

Bu söz, Almanca’dan birçok dile doğru olarak bu şekilde çevrilmiş olmasına rağmen, bizim İtalyanların dili varmamış herhalde şaraplarına kötü demeye.

Haksız da sayılmazlar hani!

Goethe’nin bu sözü İtalyanca’ya “La vita è troppo breve per bere vini mediocri” olarak çevrilmiş, hayat vasat şaraplar içmek için çok kısa!

İtalya’da gerçekten de en kötü şarap mediocre (vasat).

Milano’da okuyan öğrencim bir mesajında İtalyan şaraplarına övgüler yağdırınca, “Onların karton kutulardaki şarapları bile güzeldir” yazdım.

Bilmediğini söylediğinde, süpermarketlerde a buon mercato (hesaplı) satılan Tetra Pak® ambalajlı, pek dikkat çekmeyen bu şarapları meyve suyu sanmış olabileceğini düşündüm.

Vino in cartone

Ertesi sabah telefonumu elime aldığımda, gece geç bir saatte gönderilmiş şu fotoğrafı görünce çok gururlandım.

Benim öğrencilerim araştırmacı ruha sahiptir.

Gecenin kaçı olursa olsun, kafalarına takılan bir konuyu açığa kavuşturmadan uyku girmez gözlerine!

Bu yazıyı daha önce yazmıştım. Bir Pazar yazısı olacaktı. Hafta içi yoğun İtalyanca derslerimizden sonra hafta sonları keyifli yazılar yayınlamayı planlamıştım size ama sfortunamente (maalesef) eğitime ara verdik.

Şimdi hangi günde olduğumuzu bile şaşırır olduk. Bugün çarşamba, hayır perşembe, saçmalama çarşamba diye polemiklere girip incir çekirdeğini doldurmayan konular hakkında inatlaşmaya, tartışmaya ve hatta (mecburen çok kısa bir süre) küsmeye başladık. Yalnız kalmamak için doya doya küsemez olduk birbirimize, gururumuz ayaklar altında!

Bu tatlı öğrencim bir aydır burada ve şimdi ailesiyle tecritte. Geçen gün halet-i ruhiyen nasıl diye sordum, alkolle dengelediğini söyledi. Sık sık terapi yapıyoruz birbirimize. Kim çökkünse o gün, diğeri kendi ruh halini baskılayıp ayağa kaldırmaya çalışıyor onu.

Haydi bugün vasat da olsa birer şişe şarap açıp kadehimizi gerçekten çok kısa ve pamuk ipliğine bağlı olduğunu çok iyi anladığımız hayatlarımıza ve Goethe’ye kaldıralım.

Halet-i ruhiyemizi alkolle dengeleyemediğimiz günler gelmeden biteydi!

Salute
Sağlığımıza

Super dottori e super infermieri hanno salvato la super nonna

Süper doktorlar ve süper hemşireler süper nineyi kurtardı!

Federica Boschi, on altı gün süren tedavisinin ardından taburcu edilen 64 yaşında bir emekli scuola dell’infanzia (anaokulu) öğretmeni.

Taburcu olduktan sonra evinde in isolamento (tecritte) olan Boschi, Cremona Hastanesi yönetimine teşekkür mektubunu kızı aracılığıyla La Repubblica gazetesine göndermiş. E‘ chiaro che  (belli ki) minnet duygularının hastane dosyalarında kalmasını ve hatta bu kargaşada kaybolmasını istememiş, mektubunu herkesin okumasını arzu etmiş.

Sconosciuto (bilinmeyen) bir düşmana karşı verdiği mücadelede, aldığı mükemmel tıbbi desteğin yanında gördüğü olağanüstü tenerezza (yakınlık, duyarlılık) için hastane personeline teşekkür ederken hastanede tedavisi sürenlere de dualarını gönderdiğini söylüyor.

La lettera (mektup) çok kısa ama bir o kadar da commovente (etkileyici, dokunaklı). Bireyselleşmenin dayatıldığı bir sistemin içinde gerçek anlamda müthiş bir condivisione (paylaşım) yaşadığını vurguluyor Boschi.

Tutto il mondo (tüm dünya) görünmeyen bir düşmana karşı tek yürek olduk adeta, umarım derslerimizi alıp Boschi’nin un dolore universale (evrensel bir acı) olarak tanımladığı bu belanın açtığı yaraları birlikte, kısa sürede sarabiliriz!

Boschi’nin torunu Alessandro’nun Cremona Hastanesinin süper doktorları ve süper hemşireleri için hazırladığı teşekkür pankartı:

Alessandro con il suo banner

Not: La Repbubblica fotoğrafı bu şekilde yayınlamış. Alessandro’nun gözlerini bulandırmış olsalar da mutluluğu gayet net görünüyor.

Dov’é il Reis?

Reis nerede?

Günlük hayatlarında son derece rahat, kafa dengi ve hatta birlikte şarap sofrasında keyifli bir sohbet edebileceğimize emin olduğum bu tatlı belediye başkanları bu kadar öfkelenirken, günlük hayatında son derece öfkeli olduğunu bildiğimiz, kendimizi aynı sofrada oturup birlikte milli içkimiz ayranı bile içmeye layık görmediğimiz Reisimiz nerede çok endişeliyim.

I sindaci italiani in rabbia
İtalyan belediye başkanları öfke içinde

Acaba Gezi Olaylarında bile yüzde 50’yi evde zor tuttuğu için bu küresel meselede yüzde 100’ü tutabileceğine dair umudu mu yok? Aksi takdirde, kümeslerde şemsiyesi ile güvercinleri dürtüp rahat vermeyen Reis-i Cumhurumuz bırakmazdı belediye başkanlarına bu kovalama işini.

Yoksa, yoksa.. Benim de aklıma gelmiyor değil.

Rabbim hepimizi korusun, siz o sürekli yıkadığınız mis gibi ellerinizle Rabia işareti yapıp dolaşın evde, birşeycik olmaz.

Rabbia (öfke) uzağımızda, Rabia yanımızda olsun..

En kalbi duygularımla selamlıyorum, hayırlı Cumalar cümlemize!

I bambini e la primavera

Çocuklar ve ilkbahar!

Bu güzelim bahar havasında, şu tatsız günleri eve kapanarak yaşamak zorunda kalan çocukların gözlerindeki pırıltı bana umut veriyor.

Akşama kadar yorulup, üzülüp ve sıkılıp, aynısı olacağını bildiğimiz yeni bir güne uyanmak üzere yatağa giriyoruz. Sizi bilmem ama ben hiç dinlenemiyorum.

I miei succulenti

Bu sabah da gün sonundaki ruh halimden farklı olmayan bir tonda uyandım. Hayatımı renklendirmek için balkonda canım sukulentlerimin arasında rengarenk bir kupada kahvemi yudumlarken telefonuma sevgili Seda’dan bir fotoğraf ve mesaj geldi, “Çocuklar İtalyanca öğrenmeye karar verdiler”.

Nazlı e Demir a casa
(evde)

Seda Elyıldırım, kitabımın sayfa tasarımını yapıp bastıran ve en iyi arkadaşlarım listesine adını yazdıran çok tatlı bir kadın. Atölye Balkabağı olarak çok yaratıcı, harika işler çıkarıyor. Özellikle de kişiye özel hazırladığı mühürler!

İtalyanca öğrenmek nereden gelmişti Nazlı ve Demir’in aklına, şaşkındı Seda ama sanırım ben biliyorum. Biz ikimiz soktuk bu fikri onların bilinçaltına.

Biz 2018 yazını sosyal mesafeli ama birlikte geçirdik bilgisayar ve telefon başında. Seda da aynı benim gibi detaycı, titiz ve saplantılı çalışan, çok çalışkan biri. Hal böyle olup ruh ikizimi bulmuşken, abartıp kızcağızı fazla yordum.

Ama hep annelerini çok meşgul edip Nazlı ve Demir’den çaldığım saatlerin, dakikaların vicdan azabını çektim. Çalışmamızı tamamlayıp ortaya harika bir kitap çıkınca ikimizin de yorgunluğu geçti, şu günlerde arkadaşlarımızla yaptığımız gibi uzaktan ama birlikte sanal sabah kahveleri yapmaya başladık.

Seda ilk parti kitapları kargoya verirken birer tane de çocuklara ayırmasını istemiştim, hatıra olsun veya belki büyüyünce İtalyanca öğrenmek isterler diye.

Bu kadar erken başlayacaklarını nereden bilebilirdim!

La mia pigiama

Fotoğrafa bakarken bir an, ‘Demir’in Mickey’li pijama üstü ile üzerimdeki Mickey’li pijama altı ne güzel bir takım olur’ diye düşündüm.

Ama hemen toparladım kendimi, bunun absürd bir düşünce olduğunu anlayacak kadar iyiyim henüz.

Fotoğrafın içimde estirdiği bahar havasıyla hemen cevap yazdım Seda’ya!

Nazlı e Demir a casa mia
(benim evimde)

Pianto e riso contemporaneamente

Aynı anda ağlama ve gülme!

Coronavirus hakkında bile ironia (ince alay) yapılabiliyor ve yapılmalı da!

Ben demiyorum, Simone Guido diye bir İtalyan yazmış diarioroma adını verdiği blogunda. L’ansia (endişe) ve stres yaratan trajik durumlarda üzüntüyü ve sıkıntıyı biraz olsun hafifletmek için mizahın assolutamente (mutlaka) gerekli olduğunu vurguluyor.

Bugün bunu okumak rahatlattı beni. Hepiniz gibi ben de günlerdir büyük kaygılar yaşıyorum. Canım sıkkın notizie (haber) okurken telefonuma gelen bir fotoğrafa veya videoya deliler gibi gülmeye başlıyorum aniden. Çok dengesiz, iki uçta emozioni (duygular) yaşıyorum, ya gülüyor ya ağlıyorum.

Birbirini izleyen ağlama ve gülme atakları, işin korkutucu tarafı bazen de simultaneo (eşzamanlı)!

Ve da giorni (günlerdir) bundan vicdan azabı duyuyorum, nasıl bu kadar gülebiliyorum insanlar neler yaşarken diye. Ama l’umore (mizah) insanın üzerindeki o kasveti dağıtıyor kesinlikle, elden bir şey gelmeyince aklımızı yerinde, ruhumuzu ayakta tutabilmemize yardımcı oluyor.

Rabbim verdi bu belayı, ancak o alır raddesine gelmeden atlatırız umarım.

Gezi Parkı olayları başta olmak üzere özellikle sancılı dönemlerde üretilen malzemelerdeki ince espriler hep hayran bırakmıştır beni. Şimdi tüm dünya eve kapandı ama tüm dünyadan art arda gelen esprilerle görüyoruz ki creatività (yaratıcılık) sınır tanımıyor.

Creazione di Adamo

Bu konuda İtalyanlar da boş durmuyor.

Michalengelo’nun Vatikan’daki Sistine Şapeli’nin tavanındaki meşhur freski Adem’in Yaratılışı da payını almış bu furyadan.

Paylaştığım şu videonun orijinal adresini bulamadım ama mutlaka izleyin. Bir kız, evde sıkıldığını ve bıktığını söyleyerek kahve almak için dışarı çıkmaya hazırlanan babasını durdurmak için her yerin kapalı olduğunu söyleyerek amansız bir sforzo (mücadele) veriyor!

Il tricolore, la bandiera italiana

Tricolore, İtalya bayrağı!

Milanolu fotoğraf sanatçısı Luca Bisceglia, Milano’daki Duomo’dan Venedik’teki San Marco Çan Kulesine, Roma’daki Kolezyum’dan Floransa’daki Giotto’nun Çan Kulesine, ülkesindeki başlıca tarihi anıtları, gökdelenleri ve hatta Ay’ı sanal olarak İtalyan Bayrağının renklerine boyayıp sosyal medya hesaplarında yayınlıyor.

Il Campanile di Giotto e Santa Maria del Fiore a Firenze

Bayraklarının renklerinde boyadığı fotoğraflarını paylaşarak bu zor dönemde kendince bir katkıda bulunmak istediğini söyleyen Bisceglia, “İtalyamız acı çekiyor ama biz el ele vererek bundan çıkacağız” diyor ve fotoğraflarıyla iletiyor umut mesajlarını.

Geleceğimize dair umudunuzu tazelemek isterseniz işte o fotoğraflar:

https://milano.repubblica.it/cronaca/2020/03/22/foto/coronavirus_tricolore_monumenti_italiani-251997697/1/#1

Bisceglia:

“Non solo #iorestoacasa, ma anche #iofotografodacasa”

(yalnızca #evdekalıyorum değil, aynı zamanda #evdenfotoğraflıyorum)

Ben:

La luna tinta in verde bianco e rosso

#iorestoacasa e #iocercodistarecalma

(#evdekalıyorum ve #sakinolmayaçalışıyorum)

La vita è bella

Hayat güzeldir!

Corona tüm dünyaya savaş açtı ve herkesi dize getirdi ironicamente (ironik bir şekilde): tek başına, silahsız ve göze görünmeyerek.

“Koskoca dünyaya sığamadınız, birbirinize karışmayın, oturun oturduğunuz yerde huzurla, paylaşın, yardımlaşın, sevin birbirinizi” dercesine III. Dünya Savaşını başlattı.

Ve bunun en ağır bedelini, I. ve II. Dünya Savaşından derslerini almış, kendi ülkesine sığıp mutlu mesut yaşayan, kimseye bulaşmayan ve herkese kucak açan İtalya’ya bulaşarak İtalyan halkına ödetiyor.

Bütün gün gazetelerden, televizyonlardan, sosyal medyadan gelen haberlerle, önerilerle kafamız karışıyor, hiçbir günün sonunda net bilgilerle günü bitirdiğimizi hissetmiyoruz.

Gece yatmadan önce son bir kez İtalyan gazetelerine bakıyorum. Her günün dökümünü gerçek sayılarla bölge bazında, harita üzerinde göstererek yayınlıyorlar. Hayatını kaybeen doktorların sayısı güncelleniyor, hastalananların, iyileşenlerin ve ölenlerin sayılarındaki yüzde artış veriliyor.

Dünya haritası üzerinde her bir noktada kaç hasta ve ölüm olduğunu da görebiliyorum o gazetelerden.

Ama tabii ki onlara gelen bilgilere göre güncellenmiş sayılarla!

Bizim bildiklerimiz ise yanıltıcı. Örneğin, emekli Orgeneral Aytaç Yalman’ın koronavirüsten hayatını kaybettiği ve gizlice kısıtlı tören yapılarak defnedildiği gün Türkiye’deki ölü sayısı üç olarak verilmişti dünya haritası üzerinde. Diğer ikisi, ilk görülen vaka ve onun yakını o zaman!

Biz zaten Aytaç Yalman’ın vefat ettiğini gecikmeli olarak gazetede okuduk, hiç görmedik televizyonda.

Kaçla çarpmalıyız demeye dilim varmıyor ama kaç eklemeliyiz acaba bize verilen sayılara?

Yaşadıkları durumun surreale (gerçeküstü) olduğunu ve bunun arkasından güzel günlerin gelmesini umduklarını söyleyen, bizdeki durumu soran İtalyan arkadaşlarıma ‘daha başındayız, evdeyiz’ gibi yuvarlak laflar edip sayı veremiyorum. Bizde medyanın pek trasparente (şeffaf) olmadığını söylüyorum ama onlar biliyor zaten opaco (opak) bir ülkede yaşadığımızı.

Bu sıkıntılı dönemin ne zaman, ne sonuçlarla biteceğini bilebilsek birazcık daha rahat ve sabırlı olurduk. Belirsizlik insanı çok geriyor. Ama biz elimizden geldiğince iyi geçirmeye gayret edelim bu dönemi.

Çoğunuzun izlemiş olduğuna emin olduğum ama izlemeyenlere definitamente (kesinlikle) önereceğim bir film La vita è bella. 1997 yapımı filmin yönetmeni ve başrol oyuncusu Roberto Benigni, II. Dünya Savaşı sırasında yaşadıklarından oğlunu korumak için bu süreci bir oyuna çeviren Yahudi bir babayı canlandırıyor.

İlk ofisime gelen eski öğrencilerim ve özellikle çocukken bilgisayar dersine gelmiş olup bugün kendi çocukları ile ziyaretime gelenler hatırlayacaktır, bilgisayar masamızın hemen üzerinde dev bir La vita è bella film posteri asılıydı. Posteri sinema çıkışında rica ederek, tamam itiraf ediyorum, yalvararak almıştım görevlilerden.

Filmde beni en çok etkileyen sahnelerden birini paylaşmak istedim. Annesine hediye almak için vitrininde Yahudilerin ve köpeklerin girmesi yasak yazısının asılı olduğu bir dükkana girmek isteyen oğluna açıklamalar yapıyor baba.

Bu durumu sıradanmış gibi göstermek için ilerideki ferramenta (hırdavatçı) vitrininde İspanyolların ve atların girmesinin yasak olduğunu bildiren bir ilan olduğunu, önceki gün farmacista (eczane) önüne kangurusuyla gelen arkadaşına kanguruların girmesinin yasak olduğunu söyleyip içeri almadıklarını söylüyor.

La Vita è bella – Vietato l’ingresso ai Ragni e i Visigoti
Örümceklerin ve Vizigotların girmesi yasak

Bu filmi bir Pazar günü önermek vardı aklımda ama şimdi tam sırası, zaten bize her gün Pazar!

Internet’te zorla buldum, filmin tamamı için bağlantı:

https://www.bayfilmizle.com/hayat-guzeldir-turkce-dublaj-full-hd-izle.html

Attività dimenticate

Unutulan aktiviteler!

20 yaşındaki yeğenim Kerem evde oyun odasındaki dev ekranda oynadığı bilgisayar oyunlarından bile sıkılmış herhalde ki birkaç gündür eski albümlerin içinde kayboldu, sürekli fotoğraf gönderiyor bana.

Hepimiz unuttuğumuz, daha önce vakit bulamadığımız, varlığını bilmediğimiz etkinliklerle oyalıyoruz kendimizi. Bari akıl sağlığımızı koruyalım, evde birbirimize girmeyelim diye.

Fontana di Trevi
1500 pezzi

Ben de dün madem ben gidemiyorum, bari o bana gelsin dedim ve bir puzzle seçtim kendime.

Puzzle’cı bir aileyiz biz, yıllarca toplanıp büyük bir keyifle ne puzzle’lar yaptık.

Duvarlarımızı doldurduk, hiç bozmadık tamamladıklarımızı, çerçeveletilmemiş olanları istifleyip bir dolaba kaldırdık.

Ama bizim tercihimiz hep 1000 parçaydı, tam kıvamında. Çevresinde unutulmaz sohbetler yaptığımız, dilimize giren bize özel deyimler ve hoş anılar bırakan, çocukların da başından ayrılmadığı ama bazen de kendilerine daha az ilgi gösteriyoruz diye kıskanıp bozduğu ve hatta kaza süsü vererek üzerine su döktüğü puzzle’larımız.

Şimdi 1500 parçalıkla kendimizi aşma zamanı, zamanımız da var zaten.

Biraz stok yapmalı, şunu da alayım diyorum:

Umarım onu yapmak için yeterli boş vaktim olmaz artık evde.

Puzzle 1500 parça, Lego 731.

Bakalım yüreğimiz kaç parça olacak bu can sıkıcı sürecin sonunda!

Fontana di Trevi

Nam-ı diğer Aşk Çeşmesi!

Prima di tutto (her şeyden önce) bana özel çizdiği tatlı suluboya vinyetleri ile kitabımı ve şimdi de blogumu renklendiren tatlı Gamze Tavukçuoğlu’na grazie infinite (sonsuz teşekkürler).

Bunu saymayız bak Fontana di Trevi, tekrar Roma’ya gelmek için sana arkamızı dönüp sağ elimizle sol omzumuzun üzerinden o kadar para atmıştık sularına.

Yakında yine geleceğiz, tekrar tekrar gelebilmek için kalabalıkları yarıp yine para atacağız. Biraz dinlen sen.

Artık yalnızca Roma’ya yeniden gelebilmek için bir bozuk para atılmıyor çeşmeye. Aşk arayanlar iki, evlenmek isteyenler ise üç bozuk para atıyor. Bu durumda, Roma’nın doğusundaki Tivoli’den gelen traverten taşından yapılmış bu görkemli Barok çeşmede her gün yaklaşık 3.000 Euro birikmesi normal.

Çeşmede toplanan para geçen yıla kadar Katolik Kilisesine bağlı Caritas hayır kurumuna bağışlanıyordu. 2019 Nisan ayından itibaren bu para Roma Şehir Konseyine devrediliyor. Belediye Başkanı Virginia Raggi, bu geliri şehrin kültürel alanlarının bakımı ve yoksullara yardım amaçlı sosyal dayanışma projeleri için kullanıyor.

Trevi adı, üç yol anlamına gelen tre vie sözcüklerinden geliyor, çeşme üç tarihi sokağın Piazza dei Cruciferi meydanında kesiştiği noktaya inşa edilmiş. Bir efsaneye göre de çeşme adını, Roma sokaklarını koruyan ve çevresinde olan biteni görmesi için üç başı olan tanrıça Trivia’dan almış.

Fontana di Trevi’nin göründüğü unutulmaz sahnelerin olduğu birçok film var. Bu filmlerden en bilineni kuşkusuz, başrollerini Anita Ekberg ve Marcello Mastroianni’nin oynadığı Fellini filmi La Dolce Vita (Tatlı Hayat).

Marcello Mastroianni 1996 yılında öldüğünde çeşmenin suyu kapatıldı ve Fontana di Trevi siyah, dökümlü bir kumaşla örtüldü.

Aşk Çeşmesi‘ni görebileceğiniz diğer fimler ise başrol oyuncuları Audrey Hepburn ve Gregory Peck olan Roma Tatili, Three Coins in the Fountain, Gidget goes to Rome, The Lizzie McGuire Movie ve başrollerini Shirley MacLlaine ve Christopher Plummer’ın oynadığı Elsa and Fred.

Frank Sinatra’nın da göründüğü ve aynı adlı şarkıyı söylediği Three Coins in the Fountain filminden görüntüler:

Three Coins in the Fountain
Dorothy McGuire e Clifton Webb