Scrivere per i bambini

Çocuklar için yazmak!

Şimdi akademik ve profesyonel başarılarını hayranlıkla izlediğim iki tatlı yeğenim var. Çok muzip, tatlı çocuklardı ve her türlü oyuna, çılgınlığa, saçmalığa uyum sağlarlardı. Hem kendileri eğlenir hem de beni çok eğlendirirlerdi.

Sürekli bir tiyatro sahnesindeymişiz gibi doğaçlama kurgu oyunlar oynadığımız, “Ben okuyorum zaten her akşam” diye hikâye kitabını elimden kapıp bir satır bile okumama izin vermeyen, kendi okuyamasa da geniş hayal gücüyle kendi hikâyelerini yazan ruh ikizim Kerem ve tüm kitaplarını defalarca okutan, tek tek çıkarıp her birine “Sen duymadın mı?” diye sorduktan sonra yedi matruşka bebeğe sabırla aynı hikâyeyi anlatan, kelime oyunlarını çok seven ilk göz ağrım Mehmet Cem.

Mehmet Cem ile İtalyanca’daki zor ama ona çok komik gelen sözcüklerle zevkli bir oyun yaratmıştık beraber. Ben içinde o sözcüklerin geçebileceği bir racconto (hikâye) uyduruyordum, sıra tam o sözcüğe gelip de susunca o atılıp sözcüğü söyleyerek tamamlıyordu cümlemi.

İşte hikâyelerimden biri:

O gün hava çok yağmurluydu. Dışarı çıkarken üzerime impermeabile (yağmurluk) giydim. Kafamı çevirdiğimde, ıslanmamak için kabuğunun altına gizlenmiş olan tartaruga’yı (kaplumbağa) gördüm. Zavallıcık üşüyor olmalıydı. İyi ki kendini de götüreyim diye kapıda yalvarırcasına havlayan cucciolo’mu (köpek yavrusu) çıkarmamışım, yoksa o da ıslanacaktı.

İşlerimi bitirip eve döndüğümde yine de çok ıslanmıştım. İlk işim banyoya koşup kurulanmak için elime bir asciugamano (havlu) almak oldu. Aslında en iyisi sıcak bir duş almaktı çünkü çok üşümüştüm.

Duştan çıkıp üzerime accappatoio’mu (bornoz) alıp ayağıma pantofole (terlik) giydikten sonra mutfağa geçtim. Yiyecek bir şeyler almak için frigorifero’yu (buzdolabı) açtım ve en sevdiğim şey olan kocaman bir cioccolato (çikolata) aldım elime. Yağmur dinmiş, gökyüzünde rengârenk bir arcobaleno (gökkuşağı) belirmişti.

Bu güzel manzarayı izlemek için tam kanepeye kuruldum ki bir de ne göreyim, camda dev gibi bir zanzara (sivrisinek)!

Söz konusu, her hikâyede çılgınca kıkırdayan, anında yenisini bekleyen 4-5 yaşlarında bir çocuk olunca, bu on sözcüğü kullanabileceğimiz kaç hikâye uydurmak zorunda kaldığımı tahmin edemezsiniz. Bu oyunu unutturmak ise sözcükleri ezberletmekten çok daha fazla zamanımı aldı!

Keşke o günlere dönebilsek de ben on yüz bin milyon hikâye daha uydursam, kıkırdasak yine. Şimdi büyüdüler, pek yüz vermiyorlar, ben tek kaldım oyun alanında.

Çocuklar, bu yazımı okuduysanız beni bir arayın lütfen, bak Ramazan geliyor, sevaptır teyze sevindirmek!

Cosa vuol dire?

Ne demek?

Anlamını bilmediğiniz veya cinsiyetinden emin olmadığınız sözcükler için Internet üzerinde www.italyancasozluk.net sözlüğünü kullanabilirsiniz.

İtalyanca-İngilizce veya İngilizce-İtalyanca için ise Internet üzerinde önerebileceğim bir sözlük www.wordreference.com/iten

Ama benim vazgeçilmezim, elime alıp sayfalarını çevirebildiğim, aradığım sözcüğe ulaşana kadar gözüme takılan başka sözcükleri de öğrendiğim Raffi Demiryan’ın İtalyanca-Türkçe sözlüğü. Bu sözlük, küçük cüssesine rağmen o kadar kapsamlı ki çeviri yaparken her konuda yıllarca yeterli oldu bana. Son derece sade olduğu için kullanımı çok rahat, sonundaki kısa gramer tekrarı ve faydalı bilgiler içeren bölüm ise bir kitap niteliğinde ek değer.

Ben bu sözlüğü yıllarca sürekli kullandığım ve oradan oraya taşıdığım için kaç tane eskittim bilemiyorum. Sonunda çareyi, yaşadığım ve çalıştığım her ortamda bir tane bulundurmakta buldum.

Bir sözcüğün, örneğin pericoloso (tehlikeli), anlamını İtalyanca sormamız gerekirse Cosa vuol dire pericoloso? veya Cosa significa pericoloso? soru ifadelerini kullanmalıyız.

Yazılışını sormak için Come si scrive (la parola) pericoloso? ve telaffuzunu sormak için muhtemelen kelimeyi gösterip Come si pronuncia questa parola? demeliyiz.

Aynı sözcüğün İtalyancasını ise Come si dice tehlikeli/dangerous in italiano? sorusu ile öğrenebiliriz.

Pratichiamo un po’

Biraz pratik yapalım!

Gli articoli determinativi ve gli articoli indeterminativi konularında öğrendiğiniz kuralları pratik yapmak için in modo casuale (rastgele) listelediğim sözcükleri aşağıdaki örneklere göre yazmayı veya söylemeyi deneyebilirsiniz:

Singolare:

il giornale, la rivista, l’albergo, l’aula, lo scherzo, la scheda

un giornale, una rivista, un albergo, un’aula uno scherzo, una scheda

Plurale:

i giornali, le riviste, gli alberghi, le aule, gli scherzi, le schede

I giornali in Italia

Ora proviamoci (şimdi deneyelim):

figlio, figlia, fratello, sorella, padre, madre, genitore, zio, zia, studente, studentessa, ragazzo, ragazza, bambino, bambina, amico, amica, cena, pranzo, colazione, scuola, classe, compito, lingua, libreria, biblioteca, edicola, stazione, strada, via, treno, aereo, autobus, macchina, mare, lago, fiume, montagna, casa, giardino, porta, finestra, camera, stanza, tavolo, telefono, carta, colore, numero, mano, piede, film, weekend, libro, dizionario, ora, giorno, settimana, anno, secolo, piatto, forchetta, coltello, cucchiaio, bicchiere, tovaglia, vestito, gonna, cravatta, compleanno, età, città, facoltà, università


I treni in Italia

Sciopero (grev) olmadığı sürece İtalya’da conveniente (uygun, elverişli) bir ulaşım şeklidir viaggiare in treno. Özellikle uzak yerlere giderken tercih etmeniz ve kaçınmanız gereken trenleri bilmeniz için tren türlerine bakalım.

Il treno regionale, her istasyonda duran yavaş bir trendir. Il treno locale, biraz daha hızlı olan ama yine de uzak mesafeler için uzak durmanız gereken bir trendir. Yalnızca büyük istasyonlarda duran il treno diretto ve büyük şehirlerde duran il treno espresso hızlı olmasına rağmen Intercity veya Eurostar kadar hızlı değildir. Il treno rapido ise daha ekonomik ama hızlıca bir tren tercih ederseniz kullanılabilir.

İtalya’da erkeklerin trenlere benzetildiği meşhur bir espri vardır.

L’uomo è come un treno:

– a 20 anni è un Locale, ferma in tutte le stazioni;

a 30 anni è un Diretto, ferma solo nei capoluoghi;

a 40 anni è un Espresso, ferma solo nelle grandi città;

a 50 anni è un Rapido, ferma solo a fare acqua;

a 60 anni non parte più, va al deposito.

20 yaşında her durakta duran Locale, 30 yaşında önemli yerleşim merkezlerinde duran Diretto, 40 yaşında yalnızca büyük şehirlerde duran Espresso, 50 yaşında yalnızca su almak için duran Rapido ve 60 yaşında artık yola çıkmayıp depoya kaldırılan tren benzetmesi gibi acımasız bir benzetme de kadınlar için yapılmış.

La donna è come la terra:

a 20 anni è come l’Africa, quasi totalmente inesplorata;

a 30 anni è come l’India, calda, misteriosa e lussureggiante;

a 40 anni è come l’America, tecnicamente perfetta;

a 50 anni è come l’Europa, completamente in rovina;

a 60 anni è come la Siberia, tutti sanno dov’è ma nessuno ci vuole andare.

Burada da kadınlar dünya üzerindeki bölgelere benzetilmiş. 20 yaşında neredeyse hiç keşfedilmemiş Africa, 30 yaşında sıcak, esrarengiz ve bereketli India, 40 yaşında teknik olarak mükemmel America, 50 yaşında tamamen yıkım içinde olan Europa ve 60 yaşında herkesin nerede olduğunu bildiği ama hiç kimsenin gitmek istemediği Siberia.

Scherzi a parte (şaka bir yana), İtalyanlar her yeni yaşı keyifle kutluyor ve geçen her decennio (on yıl) için hayıflanmak yerine bir on yılı daha sağlıkla, ağız tadıyla geçirdikleri için şükrediyor.

Compleanno (doğum günü) sözcüğü ‘yıl tamamlamak’ anlamını içeriyor ve quanti anni compi? (kaç yıl tamamlıyorsun) sorusu ile karşımızdakine kaç yaşına girdiğini sorabiliyoruz.

Molto, tanto, troppo, poco

Bir sıfattan veya zarftan önce geldiğinde değişmeyen molto ve tanto (çok) ile troppo (olumsuz anlamda çok) sözcükleri bir isimden önce gelip miktar ve sayıca fazlalık bildirecekse cinsiyete ve niceliğe göre değişir:

molto, molta, molti, molte
tanto, tanta, tanti, tante
troppo, troppa, troppi, troppe

-o ile biten bir sıfattan önce:

molto bello/bella/belli/belle (güzel)

tanto fresco/fresca/freschi/fresche (taze)

troppo caldo/calda/caldi/calde (sıcak)

-e ile biten bir sıfattan önce:

molto interessante/interessanti (ilginç)

tanto dolce/dolci (tatlı)

troppo veloce/veloci (hızlı)

veya zarftan önce:

molto semplicemente, molto bene veya molto male, tanto bene veya tanto male, troppo velocemente, troppo tardi (geç)

İsimden önce:

molto latte, molta acqua, molti amici, molte cose (çok şey)

tanto lavoro (iş), tanta paura (korku), tanti libri, tante riviste

troppo rumore (gürültü), troppa gente (kalabalık), troppi errori (hata) troppe cose

Aynı şekilde, az anlamındaki poco da sıfattan veya zarftan önce geldiğinde değişmez (poco bello/bella/belli/belle veya poco bene) ama isimden önce gelip az bir miktar veya az bir sayıyı bildirdiğinde değişir: poco, poca, pochi, poche (poco lavoro, poca gente, pochi amici, poche amiche)

Molto, tanto, troppo ve poco fiilden sonra geldiğinde değişmez (mi piace molto, vorrei tanto, parla troppo, mangiare poco). Daha sonra fiilleri öğrenip cümle kurmaya başladığımız zaman örneklerde göreceğiz.

Öğrendiğimiz tüm isimler ve sıfatlar ile tekil ve çoğul denemeler yapabilirsiniz!

Gli articoli indeterminativi

Belirtisiz tanım edatları!

Gli articoli indeterminativi (un, uno, un’, una)

Belirtisiz tanım edatlarını herhangi bir kişi veya nesneden bahsederken kullanacağız.

‘Bir’ anlamına gelen bu articolo, erkek isimlerde un (il ve l’ articolo’su alan sözcükler) veya uno (lo articolo’su alan sözcükler), dişi isimlerde ise una (la articolo’su alan sözcükler) veya un’ (l’ articolo’su alan sözcükler) olacaktır.

Aynı örnekler üzerinden gidelim.

Le parole maschili

il biglietto, il corso, il giorno, il numero, il centro
un biglietto, un corso, un giorno, un numero, un centro

l’articolo, l’anno, l’appartamento, l’albergo, l’amico
un articolo, un anno, un appartamento, un albergo, un amico

lo spirito, lo scherzo, lo sbaglio, lo sgabello, lo zaino, lo sciopero
uno spirito, uno scherzo, uno sbaglio, uno sgabello, uno zaino, uno sciopero

il cane, il pesce, il bicchiere, lo scrittore, il giornale
un cane, un pesce, un bicchiere, uno scrittore, un giornale

il meeting, il film, l’autobus, l’hobby, lo shampoo, il bar
un meeting, un film, un autobus, un hobby, uno shampoo, un bar

Le parole femminili

la camera, la sera, la famiglia, la libreria, la chiesa, la fattoria
una camera, una sera, una famiglia, una libreria, una chiesa, una fattoria

l’amica, l’uscita, l’arancia, l’aula
un’amica, un’uscita, un’arancia, un’aula

la scarpa, la sciarpa, la strada, la zia, la zanzara
una scarpa, una sciarpa, una strada, una zia, una zanzara

la classe, la canzone, la lezione, la stazione, la televisione
una classe, una canzone, una lezione, una stazione, una televisione

NB (nota bene): Sesli harfle başlayan erkek sözcüklerde articolo indeterminativo olarak un ama sesli harfle başlayan dişi sözcüklerde un’ kullanmanız gerektiğini unutmayın.

Tek bir tane değil de bir miktar veya birkaç tane demek istediğimizde sözcüğün cinsiyetine ve niceliğine göre del, dell’, dello, della, dei, degli veya delle kullanmalıyız (dell’acqua, dei libri, degli amici, delle riviste).

Bu articoli partitivi, ileride öğreneceğimiz di edadının sözcüğün articolo’su ile birleşmiş halidir.

Yine birkaç tane anlamına gelen qualche sözcüğü ise her zaman tekil bir isimle kullanılır (qualche libro, qualche amico, qualche amica, qualche rivista).

Biraz diyeceksek ise un poco veya kısaltılmış haliyle un po’ ifadesini kullanmalıyız.

Bu ifade, bir isimle kullanılacaksa di edadı ile (un po’ di acqua) sıfat veya zarfın anlamında bir derece gösterecekse olduğu gibi kullanılır (un po’ freddo, un po’ male).

Bu konuyu un proverbio italiano (bir İtalyan atasözü) ile bitirelim:

“Chi trova un amico trova un tesoro”
(Bir arkadaş bulan bir hazine bulur)

Bu arada, ‘hazine’ anlamına gelen tesoro İtalya’da sık kullanılan bir sevgi ve iltifat sözcüğüdür.

Prima di tutto

Her şeyden önce!

İtalyanca’da tutto sözcüğü yeni öğrenenlerin kullanırken şaşırdığı bir sözcüktür.

Kolayca anlaşılması için şimdilik kısaca şöyle anlatayım, daha sonra fiil çekimlerini öğrendikçe cümle içinde kullanmaya başlarız:

  • Tutto tek başına ‘her şey’ anlamına gelir (tutto bene)
  • Önüne geldiği tekil sözcüğün cinsiyetine göre tutto veya tutta olarak değişir ve ‘tüm, tümü, tamamı’ anlamına gelir (tutto il pane, tutto il vino ama tutta la torta, tutta l’acqua)
  • Tutti tek başına ‘herkes’ anlamına gelir (tutti bene)
  • Önüne geldiği çoğul sözcüğün cinsiyetine göre tutti veya tutte olarak değişir ve ‘hepsi’ anlamına gelir (tutti i ragazzi, tutti i libri ama tutte le ragazze, tutte le riviste)

Ancak gün ve günün bölümleri için tekil ve çoğul kullanımda anlam değişir:

Tutto il giorno (tüm gün), tutti i giorni (her gün)

Tutta la mattina (tüm sabah), tutte le mattine (her sabah)

Tutto il pomeriggio (tüm öğleden sonra), tutti i pomeriggi (her öğleden sonra)

Tutta la sera (tüm akşam), tutte le sere (her akşam)

Tutta la notte (tüm gece), tutte le notti (her gece)

‘Her’ anlamına gelen ogni sözcüğü hep ismin tekil hali ve articolo olmadan kullanıldığı için tercih edilebilir (ogni giorno, ogni mattina, ogni pomeriggio, ogni sera, ogni notte).

Il calendario

I mesi dell’anno (yılın ayları):

gennaio: Ocak febbraio: Şubat marzo: March

aprile: Nisan maggio: Mayıs giugno: Haziran

luglio: Temmuz agosto: Ağustos settembre: Eylül

ottobre: Ekim novembre: Kasım dicembre: Aralık

İtalyanca’da ay ve gün adları küçük harfle başlıyor, alışmak zor gelebilir.

Şimdi şu örneğe göre kendi doğum tarihimizi söylemeye çalışalım:

Sono nato/nata il diciotto febbraio millenovecentottantanove.

(18 Şubat 1989’da doğdum)

Söyleyen kişi erkekse nato, kadınsa nata diyecek.

Doğum yılımı yazarken elim sürçmüş olabilir!

İtalya’da çocuklar hangi ayda kaç gün olduğunu bir filastrocca (çocuk tekerlemesi) eşliğinde bizim gibi ellerini yumruk yaparak öğreniyor:

Trenta giorni ha novembre,
con aprile, giugno e settembre
di venttotto ce n’è uno,
tutti gli altri ne han trentuno

Şubat ayının 29 gün olduğu artık yıla l’anno bisestile deniyor.

Le stagioni dell’anno (yılın mevsimleri):

inverno: kış primavera: ilkbahar

estate: yaz autunno: sonbahar

I giorni della settimana (haftanın günleri):

lunedì: Pazartesi (luna sözcüğünden, ay günü)
martedì: Salı (Marte’den, Mars günü)
mercoledì: Çarşamba (Mercurio’dan, Merkür günü)
giovedì: Perşembe (Giove’den, Jüpiter günü)
venerdì: Cuma (Venere’den, Venüs günü)
sabato: Cumartesi (Şabat’tan, Yahudilerin dinlenme günü)
domenica: Pazar (Latince Dominus’tan, Tanrı’nın günü)

Eğer gün adlarının başında il articolo’su kullanırsak gün adlarına farklı bir anlam kazandırmış oluruz: il lunedì (Pazartesi günleri, her Pazartesi). Tüm günler erkek sözcükler gibi il articolo’su alır, yalnızca domenica dişi bir gün adıdır ve bu yüzden la domenica’dır.

Sayıları önce anlatma telaşıyla tarihler ve derken aylar, günler girdi araya, mecburen articolo bahsi geçti. Bir sonraki konumuz olacak gli articoli.

I numeri ordinali

I numeri cardinali (sayma sayıları) tamam, şimdi sıra sayıları!

  1. primo                             11.  undicesimo                                           
  2. secondo                         12.  dodicesimo
  3. terzo                              13.  tredicesimo
  4. quarto                            14.  quattordicesimo
  5. quinto                            15.  quindicesimo
  6. sesto                              16.  sedicesimo
  7. settimo                           17.  diciasettesimo
  8. ottavo                            18.  diciottesimo
  9. nono                               19.  diciannovesimo
  10. decimo                           20.  ventesimo

ventunesimo (21.) ventiduesimo (22.) ventitreesimo (23.)
trentacinquentesimo (35.) settantasettesimo (77.) novantottesimo (98.) centesimo (100.) millesimo (1000.) milionesimo (milyonuncu)

Buradaki kural, 10 sonrasında sayıların sonundaki sesli harfi atarak –esimo eklemek. Ancak bu kural son hanesi 3 ve 6 olan sayılar için geçerli değil. Bu sayılarda sondaki sesli harf korunuyor: quarantatreesimo (43), cinquantaseiesimo (56.)

Sıra sayılarını yazarken bizim kullandığımız nokta yerine derece işareti kullanılır.

primo 11° undicesimo 21° ventunesimo 100° centesimo

Siamo nel 21° secolo! (21. yüzyıldayız)


Tarihleri söylerken sayının başında ‘il’ articolo ’su (belirtili tanım edadı) kullanılır, yalnızca ayın 1. günü için il primo denir, diğer günler için ise il due, il quindici veya il trenta.

Il quindici aprile millenovecentosettantatré (15 Nisan 1973)