Oh mio Dio, salvaci per favore

Aman Tanrım, kurtar bizi lütfen!

Cadono i capelli, cadiamo anche noi (saçlar dökülüyor, biz de dökülüyoruz). Allahım lütfen beni affet ve tez vakitte ıslah et. Ya da sen coronayı hallet, ben fabrika ayarlarıma kendim dönerim. Dilimin kemiği hızla erirken kalbimde de bir kötülenme başladı.

Geçen gün bir arkadaşım saçlarının fena halde döküldüğünü söyleyince fena halde sevinirken yakaladım kendimi. Hatta kimin saçı daha çok ve spaventoso (korkutucu) şekilde dökülüyor diye yarışırken utanmadan ayy çok sevindim diye sevincimi belli ettim.

Mi ricordo (hatırlıyorum), eskiden arkadaşlarımın başarılarına, mutlu olaylarına sevinirdim ve başlarına gelen olumsuz şeylere üzülürdüm.

Diğer bir arkadaşımla ise rüyalarımızdaki tuhaflıkları yarıştırıyoruz. Ben geçenlerde rüyamda scusate (afedersiniz) kaka temizledim ve hemen internette rüya tabirlerine baktım. İnanamadım, her duruma göre yüzlerce yorum var. Demek ki herkes görüyor bu tarz rüyalar diye çok rahatladım.

Dinlediğim bir yoruma göre hayat daha rahat bir hale gelecek, ruhumun iyileşmesi sayesinde bedenim şifa bulacaktı. Tabii hemen bu rüyamı paylaşıp güzel günlerin yaklaştığını müjdeledim arkadaşıma. Non ci credo (inanmıyorum), geçen gün ben de gördüm demez mi! Ben inandım hemen, tek sıyıran ben olamam herhalde koca yerküre üzerinde. Güzel günler yakın diye sevindik, şeye sardığımız ihtimalini düşünmedik bile.

Onun son rüyasında ise eski kocası bir sineğe dinleme cihazı takıp gizlice evine göndermişti. Sence sıyırmam hangi fazda diye sordu. Sıyırmasının pik yapmasına sevindim ve kendimi çok iyi hissettim, ben iyiyim henüz demek ki!

Giovanna Mezzogiorno

Bu hafta mi sono fatta tagliare i capelli (saçlarımı kestirdim), la finestra di fronte (karşı pencere) modeli. Gayet iyi oldu, artık aynalarla barıştım. Daha da önemlisi, dökülme de bariz şekilde azaldı şimdiden. Zaten bir süredir aloe vera jeli ile besliyorum saçlarımı. Her gün balkondan bir yaprak koparıp ekmeğe tereyağı sürer gibi kolayca ikiye kesip çıkan bol miktarda jeli saçıma ve cildime sürüyorum. Il mio parrucchiere (kuaförüm) dökülmüş ama yenileri de çıkıyor dedi, yaşasın!

In realtà (aslında) yıllar önce internetten bulduğum bir şampuan formülü var çok etkili ama ben eczane çalışanlarını bununla meşgul etmemek ve şimdi de üşendiğim için yaptırmadım. Zaten şampuanın içine enjekte edilen B ve E vitaminleri ve fazladan bir sürü element var aloe vera jelinde.

Ama aramızda kalsın per favore, saçları dökülen arkadaşıma şampuandan ve aloe vera çözümümden bahsetmedim, herkes kendi saçının çaresine baksın bana ne! Saçımı kestirmenin iyi geldiğini bile söylemeyeceğim.

Karşı penceredeki adam o dururken bana bakmaz çünkü!

Mangia solo quando hai fame

Yalnızca acıktığında ye!

Emir Kipini tekrarlayalım mı biraz?

EĞER ACIKTIYSAN YE. Üzgünsen ağla, mutluysan gül, endişeliysen rahatla, kızgınsan bağır, sıkıldıysan dışarı çık, kendini yalnız hissediyorsan şarkı söyle ve yorgunsan dinlen!

Bunu görmem iyi oldu çünkü ben de bunları yapıyordum zaten ama hepsini yaparken bir şeyler atıştırıyordum. Çok doğru, artık yemeyeceğim ama bevi (iç) yazıp çizmemiş üstünü. Yukarıdaki tüm duygu durumlarına eşlik edebilen içecekle devam etmemde bir sakınca yok anladığım kadarıyla.

Allora, aggiorno subito la mia visione (o zaman hemen güncelliyorum vizyonumu)!

Sergio Cammariere’den Il pane il vino e la visione:

Affrontare ogni giorno con un sorrriso è la nostra missione

(Her günü bir gülümseme ile karşılamak misyonumuz)

Imperativo

Emir Kipi!

Emir Kipine geldi sıra ama benim bir türlü anlatasım gelmedi. Bazen söyleme şekline göre ya da yanına eklenen veya eklenmeyen ifadeler ile adı üstünde bir emir gibi geliyor insana ve itici olabiliyor. Git, gitme, ara, arama gibi davranışlarımızı yönetmeye çalışan yakınlarımız var. Ben eşyalarıma ve markalarıma sadık olduğum için bana sık sık arabanı değiştir, yeni bir telefon al artık, almışken plus, ultra, mega al bari gibi emirler gelir.

Uzun süre arabasının çıkardığı arızalardan yakınan, nerede nasıl rezil olduğunu anlatan, değiştireceğini söyleyen bir arkadaşım dönüp bir anda sen de değiştir arabanı diyebiliyor. Ben de niye ki, seninkinden indik benimkine bindik, o da mı arıza yapmaya başladı diye sorabiliyorum artık. Ya da her konuda bana akıl danışan biri en olmadık bir yerde yap ama, git ama diye saçma sapan diretince benim aklım bana yetiyor şimdilik diye bir cevap verip tercihlerime ve olanaklarıma göre kendim karar verebileceğimi söylüyorum. Ama bu dobralık mertebesine çok yıllar sonra gelebildim. Bu emir komuta zincirini kırmam lazım.

Neyse, stiamo calmo e parliamo italiano (sakin olalım ve İtalyanca konuşmaya devam edelim)!

Burada genel hatlarıyla anlatıp yine yazılarımda kullanarak, emir kipinin kullanıldığı şarkılar seçerek doğal bir şekilde öğrenmenize yardımcı olacağım, abbiate pazienza per favore (sabırlı olun lütfen).

Bakın bir lütfen ibaresi ekleyince emir olmaktan çıkıp rica oldu!

Bu tabloda parlare (konuşmak), vedere (görmek) ve partire (ayrılmak, yola çıkmak) fiilleri üzerinden, kurallı fiillerde mastar eki atıldıktan sonra hangi ekleri getireceğimizi vediamo (görelim):

Konuş, konuşsun/konuşun (resmî hitap), konuşalım, konuşun, konuşsunlar gibi anlamlar vermemize yardımcı olan bu eklere bol pratik yaparak alışabilirsiniz.

Konuşayım, göreyim/bakayım veya yola çıkayım/gideyim demek istersek, yani bu tabloda olmayan io (ben) şahıs zamiri için, birinci şahıs şimdiki zaman eki ile parlo, vedo veya parto diyebiliriz.

Konuşmayın, görmesin, ayrılmasınlar gibi ifadelerde non olumsuzluk sözcüğünü kullanacağız. Çekilmiş bir fiilin başına non getirmek yeterli, ancak ikinci tekil şahıs (sen) için fiil mastar halinde kalır.

non parlare (konuşma) AMA non parli (konuşmasın/resmî hitapla konuşmayın), non parlate (çoğul konuşmayın), non parlino (konuşmasınlar)

Stai attento/a, c’è molto traffico oggi (Dikkatli ol, bugün çok trafik var)
Apri la finestra per favore, fa molto caldo (Pencereyi aç lütfen, çok sıcak)
Non uscite senza ombrello, piove (Şemsiyesiz çıkmayın, yağmur yağıyor)
Signora, aspetti per favore, vengo subito (Bekleyin lütfen, hemen geliyorum)

Emir kipinde sık kullanılan ve çekimleri kuralsız olan bazı fiiller şunlardır:


essere – sii, sia, siate, siano
avere – abbi, abbia, abbiate, abbiano
andare – va’/vai, vada, andate, vadano
venire – vieni, venga, venite, vengano
stare – sta’/stai, stia, state, stiano
dire – di’, dica, dite, dicano
fare – fa’/fai, faccia, fate, facciano
dare – da’/dai, dia, date, diano
sapere – sappi, sappia, sappiate, sappiano
bere – bevi, beva, bevete, bevano

Genellikle kılavuzlardaki talimatlarda fiilin mastar hali emir kipi olarak
kullanılıyor:


Controllare l’integrità dell’imballo (Ambalajın bütünlüğünü kontrol edin)
Non avvicinarsi alle macchine in moto
(Hareket halindeki makinelere
yaklaşmayın)


Bir banka çalışanı (un impiegato di banca) gibi bizi tanımayan kişilerin bile prima di concludere la chiamata (aramayı sonlandırmadan önce) rahatlıkla tembihlediği gibi, abbiate cura di voi (kendinize iyi bakın).

Peki diyorum ben kim bu tembihte bulunursa, artık bundan vazgeçilsin istiyorum!

È un giorno nuovo

Yeni bir gün!

O all’eternità (sonsuza kadar) uzayacağını sandığım aylaklık günleri bitti sanırım ve de korkarım. Birden aşırı bir iş yüküyle karşılaştım, çeviri ve ders desteği. Zaten bilirsiniz her şey birden yığılır insanın üstüne. Boşluğa alışmışım, zor geldi tabii biraz ama bu yoğunlukta çalışmayı da özlemişim doğrusu. Yeni bilgisayarımın başından kalkamadım, çabuk kaynaştık.

Dün akşamüstü son basamakta mutlu mutlu sırıtırken un calcio (bir tekme) yedim ve yeniden en alt basamağa yuvarlandım. Görmediğim bir mailde iki acil dosya daha gönderilmiş çevrilmek üzere, ben geç gördüğüm için daha da acilleşmiş oldu tabii. E quindi (dolayısıyla) ara basamaklarda durup düşünmeye bile vaktim kalmadı. Bugün alt basamağın dibine kıvrılıp dormirò (uyuyacağım). Bir İtalyanca ders dışında non farò niente (hiçbir şey yapmayacağım). Almeno (en azından) niyetim o!

Bugün size Luciano Pavarotti’nin sesinden buongiorno demek istedim. 6 Eylül’de ölümünün 13. yılında da onu anacaktım, Pavarotti paylaşımlarını o nedenle ertelemiştim ma purtroppo (ama maalesef) geç kaldım.

Meglio tardi che mai diyelim o zaman, geç olması hiç olmamasından iyidir. Luciano Pavarotti’den Michele Centonze’nin şarkısı Buongiornoa te!

Buongiorno a te

Buongiorno a questo giorno che si sveglia oggi con me,
Buongiorno al latte ed al caffè,
Buongiorno a chi non c’è…
… e al mio amore buongiorno per dirle
Che è lei,
Che per prima al mattino veder’io vorrei
È un giorno nuovo e spero che sia buono
Anche per te. Buongiorno voce, vita mia, buongiorno Fantasia,
Buongiorno Musica che sei l’oblio dei giorni miei…
… e a coloro che aiutan chi non ce la fa,
Per donar loro un giorno che migliorerà…
È un giorno nuovo, e poi chissà, se il mondo
Cambierà e ballerà. Come un walzer, la vita danzarla dovrai,
è un vestito da sera che tu indosserai,
è una festa con mille invitati, un po’ belli
E un po’ odiati, con cui ballerai.
Ma è danzando la vita che tu imparerai
Che ogni grande proposito è un passo che fai!
È un giorno nuovo anche per te,
Festeggialo
Con me! Buongiorno cari figli mei, buongiorno a tutti voi!
Pensate al giorno che verrà come una novità,
Ed un dono inatteso che vi arricchirà,
Di una nuova esperienza che si può ballar.
E un passo nuovo e un altro ancor, e il
Mondo cambierà e ballerà. Come un walzer, la vita danzarla dovrai,
è un vestito da sera che tu indosserai,
è una festa con mille invitati, un po’ belli
E un po’ odiati, con cui ballerai.
Ma è danzando la vita che tu imparerai
Che ogni grande proposito è un passo che fai!
È un giorno nuovo anche per te,
Festeggialo
Con me!Ma è danzando la vita che tu imparerai
Che ogni grande proposito è un passo che fai,
È un giorno nuovo e prego che sia tutto
Da ballar con te

(1935-2007)

Chissà, se il mondo cambierà e ballerà diyor Pavarotti, kim bilir belki de dünya değişip dans etmeye başlar bugün.

Öyle bir şey olursa uyandırın beni olur mu?

A quale scalino sei arrivato/a oggi?

Bugün hangi basamağa geldin?

Yapmayacağım, yapamam, yapmak istiyorum, nasıl yaparım?

Yapmayı deniyorum, yapabiliyorum, yapıyorum, Evet yaptım!

Ben daha yerde, ilk basamağa arkam dönük oturuyorum. Birazdan kahvemi alıp hayatta yetiştremem bugün dediğim çeviriye başlayacağım.

Akşamüstü sull’ultimo scalino (son basamakta) buluşalım, va bene?

La fedeltà alla marca

Marka sadakati!

Sizin de fedele (sadık) olduğunuz belirli cihaz markaları var mı? Benim bağımlılık derecesinde sadakat gösterdiğim markalarım var. Yalnız bağımlılık sözcüğünü kullanmayalım, pembe odadan yeni çıktım, kendimi yeniden ele vermek istemem. Bir pazarlama terimi olan marka sadakati (brand loyalty) ifadesini kullanırsam dikkat çekmem, hatta kocaman bir aferin alırım doktorumdan.

Che strano (ne tuhaf) değil mi? İki farklı ifade ile aynı davranış paterni iki farklı muamele görebiliyor. Ya analiz edilmek üzere bir koltuğa oturuyorsunuz, ya da tutarlı, sadık kişiliğinizden dolayı övgüler alıyorsunuz. Bağımlılık dışlanacak ve kışlanacak, sadakat ise alkışlanacak bir tutum.

İlk sırayı vereceğim markam Philips, çocukluğumda sağda solda duyup içimden çok güldüğüm daha sevimli diğer adıyla Pilipis. Bu efsane telaffuzu duydukça hep pilli radyomuzun içinde kirli piller olduğunu hayal ederdim. Olabilecek her cihazım Philips. Yani eğer Philips o cihazdan üretiyorsa la mia preferenza (tercihim) o olur. Hâl böyle olunca, müzik seti ve saç kurutma makinesinden, şarjlı el süpürgesi ve çorba makinesine, ev telefonundan bilgisayar ekranına kadar sağım solum Philips, saklanmayan ebe.

Tövbe tövbe, ben niye hep çocukluk yıllarına gider oldum?

La mia macchina caffè

Yıllar önce Tchibo’dan aldığım Saeco marka kapsül kahve makinesini zaten çok severken, Saeco’nun aslında Philips’in alt kuruluşu olan bir İtalyan şirketi olduğunu keşfettiğimde çok sevinmiştim. İkisi bir arada kahveden kapsül kahve yapan ikisi bir arada makineye geçişim de è un punto di svolta (bir dönüm noktasıdır) hayatımda.

Pil alırken tercihimin ne olduğunu belirtmeme gerek var mı? Philips pil alırım, en temizi odur!

ll mio primo cellulare

Il cellulare (cep telefonu) benim hayatıma çok geç girdi. Almamakta direndim uzun süre, ancak işi bırakıp daha esnek saatlerde çalışmaya başlayınca ulaşılamaz olmaya başladım. Aslında çok severdim kaybolup ulaşılamaz olmayı ama bir gün İstanbul’dan eski bir arkadaşım “Kızım artık aramızda para toplayıp sana bir cep telefonu alacağız” deyince bunu gurur meselesi yaptım ve aynı gün, parası neyse verip, bir cep telefonu aldım kendime.

Cebime değil, çantama zor sığan antenli kocaman bir Philips fizz cep telefonu. Koca mağazada elim ona gitmiş nedense!

Ben memnundum telefonumdan, dalga geçenlere de aldırmıyordum. Bir Graham Bell edasıyla sesimizi taşıyor ya ne fark eder diye savunuyordum telefonumu. Adetim olduğu üzere, bir cihazım bozulmadan yenisini veya üst modelini almam. Dopo qualche anno (birkaç yıl sonra) amansız bir hastalığa yakalandı telefonum ve ben kendimi zor affederek Nokia’ya geçtim. Geçiş o geçiş, bu sefer Nokia’cı oldum. Bir Ericsson’um olmadı mesela. Her evde bir Ölü Telefonlar Çekmecesi vardır eminim. Benimkinde envai çeşit Nokia telefon var.

Il mio bellissimo Nokia

Cihazların da adeti olduğu üzere, yenisi alındığında bir gayret toparlanırlar ya, Nokia’larım da üzerine kuma geleceğini anlayınca kendi arızalarını kendileri giderirdi. Hele gelen kuma şu fotoğraftaki incecik bronz telefonum olunca Ölü Telefonlar Çekmecesinde bir canlanma oldu. Zili bozulan telefonlar çalmaya başladı, kararan schermi (ekranlar) aydınlandı, tükenen bataryalar dirildi.

Akıllı telefonlar çıktığında herkes iPhone’a geçerken ben inatla Nokia’nın akıllı telefonunu aldım, Lumia mıydı neydi hatırlamıyorum. Aklımı yitirdim anlayana kadar, kullanamayacağıma karar verip başkasına verdim ve o noktada Nokia’dan ayrıldım Apple’cı oldum.

Artık akıllandım. Cihazların bu psikolojisini bildiğim için hep yenisini almadan önce onlara başlarına gelecekleri duyuruyorum. Aylarca arıza yapan, artık elden çıkarılması gereken bir su ısıtıcı, onun duyacağı şekilde “Neyse artık, bunun miadı doldu, yeni ve daha güzel bir tane alayım” dediğim gün fokur fokur su kaynattı, inanılır gibi değil. Bu yalnızca benim başıma gelmiyordur eminim, spero (umarım) bir sanrı değildir!

Gelelim bilgisayarlara. Yaptığım işlerden dolayı, bilgisayar en vazgeçilmez cihazdır benim hayatımda. IBM’den ayrılıp bu işe başladığım için yıllarca dizüstü ve masaüstü bilgisayarda bu markayı tercih ettim. Hem bırakmaktan suçluluk duydum, hem de elimin alışık olduğu klavyeyi kullanmak ve gözümün alışık olduğu ekranda çalışıp aynı logoyu görmek istedim.


Coltellino svizzero

Derken Onur ile tanıştım. Önce öğrenci-hoca olduk, on beş yıldır da abla-kardeşiz. Onun için bir benzetme yapmam gerekirse, bir İsviçre çakısı derdim. Elinden gelmeyen bir şey yoktur. Sayısız konuda sınırsız yardımı oldu bana, her zor anımda anında yetişti. Profondo (derin) bilgisi ve sınırsız desteği ile bilgisayarlarımın ömrünü ve hangi birini sayacağımı bilemediğim iyilikler ve güzel sürprizler ile benim ömrümü uzattı.

Il mio Dell da notte

Yeni bir dizüstü bilgisayar alacağım zaman Dell önerdiğinde bende hafif bir dellenme olunca anladı durumu. Ama olaya bir psikiyatrist tavrıyla yaklaşıp direncimi kırdı ve bu fobimin üzerine giderek Dell’endirdi beni. Çok sevdim bu markayı, bilgisayarımı ev ve ofis arasında taşımamak için bir süre sonra ikinci Dell’imi aldım. Come vedrete nella foto (fotoğrafta göreceğiniz gibi) biraz abiye, o benim gece bilgisayarım oldu.

Dile gelse de anlatsa ne kadar fazla mesai yaptığını, sabaha karşı çevirim bittiğinde onu kucağımdan hoyratça yere bırakıp anında sızdığımı. Ama hem döverim hem severim, az yer görmedi sayemde. çok gezdirdim onu. Bu iki bilgisayarım benden çok çekse de Onur’un üstün çabaları, mucizevi donanım ve yazılım müdahaleleri sayesinde yıllara meydan okudular.

Il mio computer Lenovo

Hafif ve küçük yeni bir bilgisayar daha almaya karar verdiğimde Lenovo dedi Onur. Ona hemen boyun eğdim çünkü Lenovo demek IBM demekti artık, IBM’in kişisel bilgisayar bölümünü satın almıştı bu şirket. Lenovo’m da yıllarca az kahrımı çekmedi, en son iki hafta önce minik bir düşme sonucu şarj soketi darbe aldı ve şarj etmek çok ama çok zorlaştı.

Sarà riparato (onarılacak) ama ben bu dönemde ortaya çıkan arızalarımı onarmak, kendimi ödüllendirmek, motive etmek için yeni bir bilgisayar almak istedim. Rahat film izleyebileceğim, online ders yapabileceğim büyük ekranlı hızlı bir bilgisayarı hak ettim çoktan.

Ben güvenli sularda yüzmeye devam etmek arzusuyla Dell mi Lenovo mu olsun diye düşünürken Onur çok beğendiği bir HP bilgisayar alacağını söylemez mi! Teknik özelliklerini sormak aklıma bile gelmedi, ilk ve tek sorum şuydu, “Ama kullanabilir miyim ki?”

Siparişi verdikten bir saat sonra, Lenovo’yu şarj edebilmek için temas yakalayıp yapıştırmak üzere elimde koli bandıyla debelenirken mahsus “Neyse yeni, çok iyi bir şey aldım, bunu atarım artık” dedim ve şarj soketi sorunsuz çalışmaya başladı o andan itibaren!

Il mio nuovo computer

Bu yazı yeni, şahane bilgisayarımda yaptığım il primo lavoro (ilk çalışma) oldu. Klavyeye elim değdiği an tuşların çevresi aydınlanıyor, kullanımı inanılmaz rahat, ekranı ve sesi harika, adı üstünde Elitebook. Ona layık olmaya çalışacağım!

Uzun süredir Adelmo Fornaciari’den (sahne adı Zucchero) bir şarkı seçmek istiyordum yazdığım bir konuyla bağlantı kurup.

Troppa fedeltà olabilir gibi geldi marka sadakatime değindiğim bu yazıda, bence fazla sadakat göz çıkarmaz!

Şeker anlamındaki Zucchero adı aslında ilkokul öğretmeninin ona verdiği soprannome (takma ad) imiş, ne şeker değil mi?

Not: Yazarak veya arayarak Pembe Oda yazım hakkında yorum yapan, ilkokul günlerine giden, ilkokulda aşı olmam diye ağlayıp bugün sabırsızlıkla aşı olmayı bekleyen herkese sevgilerimle..

Benim şahsen aşıda belli bir tercihim yok, hangi ülkeden gelirse kabulüm!

Una matita rotta

Kırık bir kurşun kalem!

Hayatta bazen her şey pürüzsüzdür, bazen ise öngörülmeyen beklenmedik şeyler olur. Önemli olan, sorunları fırsata çevirmek için nasıl tepki vermek gerektiğini bilmektir.

İtiraf ediyorum: İlkokulda kaleminin iki ucunu da açan arkadaşlarıma sinir olur, iki uçtan da açılmış kalem görüntüsüne dayanamazdım. Benim başıma yukarıdaki durum gelse, her iki parçayı da atıp yeni bir kalem kullanırdım.

Sihirli bir Salı dileklerimle..

Le stelle sulla terra

Yerdeki yıldızlar!

Ben bu filmi nasıl kaçırmışım inanamadım. Bence 2007 yapımı bu film, Aamir Khan’ın bundan sonra yapacağı filmler de dahil olmak üzere en iyi filmi! Başrol oyuncusu küçük Darsheel Safary (Ishaan) muhteşem! Bir numaralı aktörüm artık. Çok ama çok beğendim. Çok uzun, dolu dolu rengârenk bir film. Her görüntü, her söz çok derin mesaj içeriyor. Müzik, şarkı sözleri harika. Boş yere Hindistan’ın Oscar’ı olan Filmfare ödüllerini silip süpürmemiş, gli altri premi (diğer ödüller) de saymakla bitmez!

Specialmente (özellikle) ilkokul günlerine değindiğim yazıdan iki gün sonra tesadüfen rastlayıp izleyince, benzer sahneler gözümün önündeyken çok etkilendim. Orada kendimi, arkadaşlarımı, öğretmenlerimi, öğrencilerimi gördüm, zihnimde biriktirdiğim çocuk öykülerini izledim, Ölü Ozanlar Derneği filmini özledim.

Aamir Khan’ın filme girmesiyle yaşanan neşe, hareket, yaratıcılık, ottimismo (iyimserlik), güzellik görmeye değer. Fazla ipucu vermeyeceğim ama izlemeyenlerin MUTLAKA izlemesini öneririm!

Not: Netflix’te de var, ben film biter bitmez yazıyorum, araya günlük sıradan bir şeyler girmeden beğenimi dile getirmek istedim.

Cavalli, che belli

Atlar, ne güzeller!

Come il cavallo arabo (Arap atı gibi) sonradan açılmamın hikâyesinin ve bu zarif hayvanların özgürce koştuğu, bize geleceğe dair umut aşıladığı kliplerin ardından minik bir anekdot paylaşmak istedim.

Çakraları sonuna kadar açılmış bir ortaokul öğrencisiyim ve şubat tatil için Adana’dayım. Bir sabah telefon geldi, bir kuzenim ve eşi akşam bize gelmek istiyor. Çok sevindik çünkü un legame speciale (özel bir bağ) var onlarla aramızda ve ben iki haftalık tatilde onları görebileceğim için çok mutlu oldum.

Geldiler, çok keyifli oturuyoruz fakat söylemek istedikleri bir şey var gibi hissediyorum. Konu bir türlü oraya gelemiyor sanki. Derken kuzenim atlardan bahsetmeye başladı, Yarış atı olarak yetiştirmek üzere bir tay aldığını, ona babamın kızlarından birinin ismini vermeyi düşündüğünü çünkü onu ilk defa all’ippodromo (hipodroma) götürüp at sevgisi aşılayanın babam olduğunu söyledi. O dayısını çok severdi, onun da babamda yeri çok ayrıydı. Babam en küçük çocuk, o da yaşça büyük bir halamın oğlu olduğu için yaşları da yakındı, arkadaş gibiydiler.

Bursa’dan gelen tayı için hangimizin adını seçmiş bilin bakalım? O seçmiş ama sua moglie (eşi) huzursuz olup “Sen kızın adını atına vereceksin, ayıp olur, izin almamız gerek” diye ısrar etmiş. Meğer hayırlı bir iş için gelmişler. Allahın emri peygamberin kavliyle adımı istediler benden. Bu kadar asil bir hayvana adımı vermekten onur duyacağımı falan söyledim, artık o yaşta nasıl ifade ettiysem çok sevindiğimi. Benim adımı da zamanında onun babası seçmiş zaten Türk mitolojisinden.

Verdim gitti adımı, işi tatlıya bağladık, tatlımızı yedik. Artık benim de bir adaşım arkadaşım olacaktı yaşasın!

Il cavallo arabo, il più bello del mondo (Arap atı, dünyanın en güzeli)

İşin ilginci, bu dünya tatlısı çifti tanıştıran da annem ve babam. Kuzenim babamın gözde yeğeni, eşi de annemin çok sevdiği komşusunun hayran olduğu kızı olunca bizimkiler başarılı bir eşleştirme yapıp çöpleri çatmışlar.

Yani daha önce yenen bir tatlı daha var!

Not: Pelinciğim, bu harika çift, aslında senin zaten ne kadar zarif ve asil olduklarını en yakından bildiğin suoceri (kayınparents) Gülay Abla ve İsmail Abi. Sana sürpriz olsun diye isimleri sona sakladım. Dinlemediysen tanışma hikâyelerini bir anlattır derim.

In memoria di Leonard Cohen

Leonard Cohen’in anısına!

Leonard Cohen (1934-2016)

Bugün, bir sonbahar günü doğan ve 2016 yılında yine bir sonbahar günü hayatını kaybeden Kanadalı müzisyen ve şair Leonard Cohen’in Dance Me to the End of Love şarkısını paylaşacağım.

Hazır tam tango havasındayken, Martin Brest’in yönettiği ve Al Pacino’nun bir kez daha kendine hayran bıraktığı 1992 yapımı Kadın Kokusu filmini hatırlayalım dedim. Geçen yıl tekrar izleyip yine aynı derecede, hatta ancora di più (daha da fazla) etkilenmiştim.

Geçen gün Netflix’te de gözüme çarptı, hafta sonu izlemek istersiniz belki!

Bu film aslında Giovanni Arpino’nun Il buio e il miele (Karanlık ve Bal) adlı öyküsünden uyarlanan, yönetmenliğini Dino Risi’nin yaptığı Profumo di Donna (Kadın Kokusu) filminden ilham almış. Filmin yönetmeni Risi ve başrol oyuncusu Vittorio Gassman bu filmle Fransa ve İtalya’da önemli premi (ödüller) almış.

Con sottotitoli (alt yazılı) bulamadım ama izlemek, en azından bir dare un’occhiata (göz atmak) isterseniz:

https://www.youtube.com/watch?v=tjfmIFmSsOw

Al Pacino’nun oynadığı Scent of a Woman için de bağlantı vereyim:

https://tafdi.org/izle/altyazili/2281-scent-of-a-woman

Güne başlamak için doğru vitese geçelim o zaman!