Eğlenerek İtalyanca öğrenmek isteyenler için hazırladığım bloguma hoşgeldiniz! Öğrenmeye yeni başlıyorsanız, bütünlük açısından başta Gramer kategorisindekiler olmak üzere tüm yazıları ilkinden itibaren sırayla okumanızı öneririm..
Üniversitede ablam, onun bir arkadaşı ve ben Interrail ile birkaç Avrupa ülkesini gezmek için ailelerimizden yalvar yakar izin ve para koparıp Sirkeci Garı’ndan düştük yollara. O yıllarda Interrail programı bu kadar kapsamlı değildi, biletler çeşitlenmemişti henüz. Bir aylık tren bileti alıp Avrupa’da sınırsızca gezebiliyordunuz. 26 yaşına kadar gençler ve 60 yaş sonrası yetişkinler için ekonomik ve esnek bir program. O yıllarda yalnızca di seconda classe (ikinci sınıf) kompartmanlarda yolculuk ediliyordu ama tabii ki hiç dert değildi, daha lüks nedir bilmiyorduk ki!
Biz programı biraz daraltıp Akdeniz ülkelerini gezmeye karar verdik, bir yandan da denizin ve güneşin tadını çıkaracaktık. Vizelerimizi aldık, uygun fiyatlarda öğrenci yurtlarında konaklamak için gerekli işlemleri yaptık ve hatta Intership bileti de alarak Yunanistan’dan İtalya’ya con la nave (gemi ile) geçmeyi planladık.
Patras ve Bari arasında gemi güvertesinde seyahat derken, tre ragazze turche (üç Türk kızı) olarak, pratiklikten uzak, kıyafetlerle doldurduğumuz sırt çantalarımız abbastanza pesante (oldukça ağır) olduğu ve bu nedenle yanımıza uyku tulumu almadığımız için güvertede mışıl mışıl uyuyan hemcinslerimize bakıp daha da bir üşüdük. Azıcık ısınmak için arada bir dönüşümlü olarak gemiye inip piyano eşliğinde içkilerini yudumlayan yolculara bakarken iç geçirdiğimi ve nel futuro (ileride) bu lüksü yaşayacağıma dair kendime söz verdiğimi hatırlıyorum.
Tam çeyrek asır sonra, bu hayali gerçekleştirirken ise artık o maceracı ruhu ve salaşlığı, o çok geride kalan, her şeyi dert ettiğimiz ama aslında en dertsiz olduğumuz gioventù (gençlik) yıllarını özlüyordum. O güvertedeki libertà (özgürlük) hissi, art arda yapılan espriler, sebepsiz gülmeler gitmiş, yerini elegante (şık) giyinmenin şart olduğu, her akşam aynı saatte aynı kişilerle aynı masada (biz yedi kişinin de şartlanmış bir şekilde hep aynı yere oturduğumuz) yenilen akşam yemekleri, sürekli zamanla yarışılan lüks crociera (gemi yolculuğu) almıştı.
Ama tabii ki mutluydum yine, bir hayalimi gerçekleştirmiştim. Ben mutluydum ama bir kişinin memnuniyetsizliği ortamın havasını değiştirmeye yetiyordu her zaman olduğu gibi.
Risotto o pilav?
O masada her akşam, biz iştahla zuppa del giorno’yu (günün çorbası) içerken “Ayy, çorba gibi değil” diye yüzünü buruşturup tabağını bir kenara iten (ve böylece biz büyük bir beğeni ile kaşıklarken suçluluk duymamıza neden olan) veya risotto yemek üzere heyecanla çatalımıza davranmışken “Ben pilavı böyle yapmam” diyerek ‘kulaklarımı yuvalarından fırlatan’ scontenta (memnuniyetsiz) tur arkadaşımıza baktıkça iç huzuruma şükrettim ve farklı yerler görmek, farklı insanlar tanımak ve farklı yemekler tatmak istemeyen kişilerin niye seyahat ettiğini merak edip durdum.
Benim bildiğim, kendi pilavını ancak kendi evinde yiyebilir insan!
Hangi yoldan gideceğini seçen sensin!
Not: Interrail ile gerçekten de kabaca gideceğiniz ülkeleri ve şehirleri belirleyip gerisini rüzgâra bırakıyorsunuz. Biz dört ülkede on altı şehir gezmiştik, ekonomik olsun diye bazı geceleri trende geçirip çok yorulduğumuz zamanlarda ise hostellerde bile kalmak istemeyerek güzel otellerde kalmıştık.
Pronomi Combinati ise bu iki zamir türünün birlikte olduğu cümlelerde kullanılır (bana onu, bize onları, sana onları, size onu). Pronomi Combinati yalnızca lo, la, li, le (erkek/dişi onu ve erkek dişi çoğul onları) zamirleri ile kullanılır.
‘Bize sizi, bana seni, sana sizi’ gibi bir ifade için iki pronomi birlikte kullanılamaz.
Zamirleri birleştirirken pronomi indiretti önce gelir ve mi, ti, ci, vi zamirleri me, te,ce, ve olur (me lo, te la, ce li, ve le). Üçüncü tekil ve çoğul şahıs pronomi indiretti olan gli (ona, onlara) ise pronomi diretti ile bitişik yazılır (glielo, gliela, glieli, gliele).
Pronomi combinati de fiilden önce gelir ama mastar halinde, emir kipinde çekilmiş (üçüncü tekil ve çoğul şahıs hariç), gerundio formundaki fiiller ile bitişik kullanılabilir.
Mi potresti prestare la tua macchina oggi? (Bugün bana arabanı ödünç verebilir misin) No, putroppo non te la posso prestare/non posso prestartela Ritornerai i libri che hai preso da lui? (Ondan aldığın kitapları geri verecek misin) Certo che glieli ritornerò (Tabii ki ona onları geri vereceğim) Mi ha portato dei bellissimi fiori, me li ha portati per il mio compleanno.
Meliha beni andı!
Particella olarak ne sözcüğünü daha önce görmüştük. Bir bütünden bir miktar veya birkaç tanesine sahip olduğumu ne ile (ne ho un po’ veya ne ho qualche/due/cinque), bir şey(ler)in bende olduğunu ci ile söyleyebilirim (quel libro, ce l’ho veya quei libri, ce li ho).
Ci bahsedilen bir yeri tekrarlamamak için onun yerine de kullanılır. Milano’ya gideceğimi söyledikten sonra oraya arabayla gideceğim anlamında Ci vado in macchina veya oraya birlikte gideceğiz anlamında ci andiamo insieme ya da andiamoci insieme diyebilirim.
Ci aynı zamanda pensare (düşünmek) fiili ile sık kullanılır. Non ti preoccupare, ci penso io (sen endişelenme, o bende) diye bahsedilen işi ben üstlenebilirim.
Pronomi diretti, indiretti, combinati ve ne, ci sözcükleri andare, dare, dire, fare, stare fiillerinin ikinci şahıs (sen) emir kipi çekimleri (va’, da’, di’, fa’, sta’) ile birleşecek ise baş harfleri tekrarlanır (vacci in treno, dammi una penna, fallo subito, dammelo, dammene, dimmi la verità, stammi, bene, fammi un favore, dicci la tua opinione).
Ne demişken, non…né…né kalıbından bahsetmeden geçmeyelim. Türkçe’deki ile aynı şekilde kullanılan (ne yardan geçerim ne serden) bu kalıbı çok seveceksiniz.
Non abbiamo trovato né le chiavi né il portafoglio (ne anahtarları bulduk ne cüzdanı).
Ci demişken de ‘sürer/gerekir/ister’ anlamına gelen ci vuole(tekil) ve ci vogliono (çoğul) kalıpları için sırayla örnekler verelim:
Ci vuole un’ora per andare in centro con l’autobus. Ci vogliono due ore per andare in montagna con la macchina. (Otobüsle merkeze gitmek bir, arabayla dağa gitmek iki saat sürer)
Ci vuole un bel dizionario per imparare le nuove parole. Ci vogliono alcuni buoni libri di grammatica per imparare bene la lingua. (Yeni sözcükleri öğrenmek için güzel bir sözlük, dili iyi öğrenmek için birkaç iyi gramer kitabı gerekir)
Ci vuole tempo per imparare una lingua straniera. Ci vogliono calma e pazienza per imparare tutto quello che ti serve. (Bir yabancı dil öğrenmek zaman, işine yarayan her şeyi öğrenmek sakinlik ve sabır ister)
Son olarak, çok duyacağınız ve kullanacağınız ecco (işte) sözcüğüne bakalım. Herhangi bir şeyi gösterip dikkat çekmek dışında, bir şey verirken veya iletirken de kullanılır (here it is, here they are, here you are).
Arkadaşımın ödünç verdiği kitapları iade ederken Ecco i libri che mi avevi prestato diyebilirim. Eğer o anda kitapları geri vereceğimi biliyor ve elimde görüyorsa Eccoli demem yeterli. Verilecek şeyler dişi çoğulsa (le riviste)Eccole, tek bir şey verilecekse cinsiyetine göre Eccolo veya Eccola demeliyiz.
Ecco sözcüğünü eccoti (işte sana), eccovi (işte size) şeklinde dolaylı nesne zamirleri ile kullanabileceğimiz gibi, bugün öğrendiğimiz pronomi combinati ve particella’lar ile de birleştirebiliriz (eccotelo, eccoteli, eccotene, eccovela, eccovele vb).
Eccovi il mio augurio di buongiorno! (işte size günaydın dileğim)
Bir sarılma, öpücük veya günaydın mesajınız yoksa, bugün size onu ben gönderiyorum!
Geçişli fiillerin alabileceği nesnenin yerini tutan, zamirlerin ‘ismin i halinde’ ifade edilmiş şekli olan Pronomi Diretti (beni, seni, onu, bizi, sizi, onları) bir önceki konumuzdu.
Pronomi Indiretti ise yönelme bildirir, zamirleri ‘ismin e halinde’ ifade edeceğimiz zaman kullanmamız gereken şeklidir:
mi(bana),ti (sana), gli/le (erkek/dişi ona),Le (size, resmî hitap), ci (bize), vi (size), gli (onlara, erkek veya dişi çoğul ayrımı olmadan)
Bu zamirler de üçüncü tekil ve üçüncü çoğul şahıs hariç pronomi riflessivi (dönüşlü fiil zamirleri) aynıdır. Farklı olan üçüncü şahıs zamirleri, gli ve le articolo’ları ile aynı olduğu için biraz kafa karıştıracak maalesef. Ama ben bunları da yazıların içinde geçirerek pratik bir şekilde öğrenmenize yardımcı olmaya çalışacağım.
Pronomi indiretti yerine, kişi zamirlerini preposizione ile kullanarak aynı anlamı ifade edebiliriz: a me*(bana), a te* (sana),a lui/lei(ona),a Lei (size, resmî hitap),a noi (bize),a voi (size),a loro(onlara).
* Daha önce gördüğümüz gibi, io ve tu zamirleri bir preposizione ile kullanıldıklarında me ve te olur.
Farklı anlamlara gelen mancare (eksik olmak, gerekmek, süre kalmak) fiili pronomi indiretti ile kullanıldığında özlemek anlamına gelir.
Manca qualche ingrediente (Birkaç malzeme eksik, gerek)
Manca mezz’ora alla partenza del treno (Trenin kalkmasına yarım saat var)
Mi manchi(Seni özledim, yani eksiksin veya Yunus Emre’nin dediği gibi “Bana seni gerek seni”)
Ti consiglio di andare a Venezia (Venedik’e gitmeni öneririm)
Ci daresti il tuo indirizzo email? (Bize email adresini verir misin)
Gli dovremmo dare alcuni consigli (Ona/onlara bazı öğütler vermemiz gerek)
Signore, non Le hanno dato il pacco? (Size paketi/kargoyu vermediler mi)
Vi sarà inviato un messaggio (Size bir mesaj gönderilecek)
Bu zamirler de fiilden önce gelir. Ancak, mastar halinde (dire-söylemek) ve gerundio (dicendo) formundaki fiiller ile bitişik kullanılabilir.
Bu zamirler ayrıca üçüncü tekil ve çoğul şahıs çekimi (dica, dicano) hariç, emir kipinde çekilmiş fiiller ile de (di’, dite) kaynaşabilir:
Vorrei dirti che (sana söylemek istiyorum ki), sto dicendoti (sana söylüyorum), dimmi (söyle bana), ditemi (söyleyin bana)
Servire (işe yaramak veya gerekmek) ve bastare (yeterli olmak) fiilleri de pronomi indiretti ile kullanılır.
Non mi servono i loro suggerimenti
(Önerileri işime yaramıyor)
Mi serve qualcosa per poter aprirlo
(Onu açabilmek için bir şey gerek bana)
Non ci basterà un’ora
(Bize bir saat yetmeyecek)
Vi bastano i soldi che ho dato?
(Verdiğim para size yeter mi)
Beğeni anlatmak için kullanacağımız piacere (hoşa gitmek) fiilini de bu şekilde kullanacağız.
Mi piace molto questo divano
(Bu kanepeyi çok beğendim)
Ti piace andare a fare shopping?
(Alışverişe çıkmayı sever misin)
Non mi piacciono queste cose
(Bu şeyleri/bunları beğenmedim)
Da bambino/a non mi piaceva il latte
(Çocukken süt sevmezdim)
Piacere fiili geçmiş zamanda essere ile çekildiği için özneye bağlı olarak piaciuto, piaciuta, piaciuti, piaciute olmak üzere dört şekilde kullanılır.
Çamlıyayla tefrikamın son yazısında, dikenli ama güzel bitkinin fotoğrafı geldiğinde Amedeo Minghi’nin Piccola spina (küçük diken) şarkısını dinlediğimizi söylemiştim. Romalı bir şarkıcı, besteci ve yapımcı olan Amedeo Minghi, film ve dizi müziklerinin yanı sıra Andrea Bocelli, Mietta, Mia Martini ve Gianni Morandi gibi isimler için de şarkılar yazmıştır. Nisan ayında, corona İtalya’yı kasıp kavururken, başka rahatsızlıklarından dolayı hastanede kalmak durumunda kalan şarkıcı 73 yaşında ve şimdi sağlık durumu gayet iyi.
Bu hafta sonuna yine müzikle, Amedeo Minghi’nin dingin sesiyle girelim diye düşündüm. Minghi ve dingin sözcüğü arasındaki benzerliğin ise şu an farkına vardım!
Aşina olduğumuz bir şarkısı olan Cantare è d’amore:
Mont Saint-Michel üzerine yazdığı güzel bir şarkı:
Vatikan’da Cappella Sistina’yı gezerken La vita mia:
Deniz fenerleri görselleri eşliğinde Un solo amore al mondo:
Çok sevilen düşman anlamına gelen şarkısı Mio nemico amatissimo:
Ve son olarak, düşüncelerinin küçük dikeninden bahsettiği Piccola spina:
coronanın küresel çapta nelere capace (muktedir) olduğunu hep beraber izliyoruz ama çok şükür ki bunu birçok insana göre çok daha küçük ölçekte yaşıyoruz. Dün ofiste çevremden gelen sesleri gülümseyerek dinlerken, kendi küçük çapımdaki değişikliklere değineyim biraz diye düşündüm.
Ofisim sıfır desibel bir sessizlikte huzurlu bir köşedeki bir apartmanın zemin katında. Sokağa değil, apartmanın otoparkına bakıyor, ders masamızdan yalnızca ağaçlar ve birkaç araba görüyoruz. Dikkat dağıtan hiçbir şey olmadığı için ideal bir konum yani.
Ancak prima della quarantena (karantinadan önce) yakınlarda asi bir horoz peyda olmuştu, horozların ötmesi gereken sabahın erken saatleri dışında sürekli ama sürekli öten ve beni hafif geren bu horozun sesi hayatımın bir parçasıydı artık. Nereden çıktı ya bu, şehrin ortasında horoz ne geziyor diye sık sık geçiriyordum içimden. Hatta itiraf edeyim, onu kaçır(t)ma fantezim bile vardı. Arada bir deli deli Çilli Horozum şarkısını mırıldanıyordum: Horozumu kaçırdılar, damdan dama uçurdular, suyuna da pilav pişirdiler, bili gah bili gah bili bili gah gah!
Evde geçen üç aydan sonra ilk defa geldiğimde ise horoz ötüverince nasıl sevindim anlatamam. Hayatta ve hâlâ buralarda olduğu için çok mutlu oldum. Continuamente (devamlı) ötüyordu yine ama bende de sonsuz bir hoşgörü peyda olmuştu! Her öttüğünde tatlı tatlı gülümserken buldum kendimi ve eski kendimden korkmaya başladım. Bu sefer, ötmediği aralıklarda bir endişe ve gerginlik başladı, niye sustu, yoksa başına bir şey mi geldi?
Motor montaj adaptörü, hidrolik pompa sökücü, basınç sensörü uzatma kablosu kiti gibi insana hiç fenalık vermeyen, birbirinden tatlı konularda teknik kılavuz çevirileri aldığım için qualche giorno (birkaç gün) ofise kaçtım. Ben görev aşkıyla yanıp tutuşurken horoz görevini asla yapmıyor ve ben mecburen saat kuruyorum sabah erken uyanmak için. Belli bir saatten sonra ise çıkıp benim onu uyandırasım geliyor, o ötmeden çalışamaz oldum artık!
Horoz ötmeye başlayana kadar, lavare i piatti e spolverare (bulaşık yıkama ve toz alma) gibi dikkat gerektiren diğer işlerimi tamamlayıp o tatlı sesi duyar duymaz işimin başına oturdum. Derken evlerden çocuk sesleri gelmeye başladı. Bir evdeki küçük kız, öğretmenim ses gelmiyoo, hayır hâlâ gelmiyo diye bağırıyordu. Zavallı öğretmen çok çabaladı belli ama ses bir türlü gelmedi ki kızcağız yarım saat bu şekilde bağırarak direndi. Diğer bir evdeki oğlan çok çalışkan herhalde, sürekli yaptım öğretmenim işte diye (nasıl gösteriyorsa artık) ekrandan öğretmenin gözüne girme çabasındaydı.
Bu süreçte beni en çok şaşırtan ve hayran bırakan grup olan çocuklardaki bu iştaha hayran oldum. Il mio appetito (benim iştahım) ise öğrenme yerine tamamen yemeye yönelik. Motor montaj adaptörü kılavuzu bitti, kahve yanında kek mi yoksa kurabiye ile mi ödüllendirsem kendimi diye kararsız kalmalar, pompa sökücü kılavuzu bitince tatlı ekşi soslu tavuk ve noodle getirtme hayali kurmalar! Hatta bir ara çocuklara yaa boşverin ne dersi, gelin hamburger kola patates kızartması parti yapıp kopalım diye çağrı yapmayı bile düşündüm. Ama ders dururken gelmeyecek gibi bir duruşları vardı. Bir çocuk olgunluğuna erişebilmek isterdim gerçekten.
Verso la sera (akşama doğru) apartmandaki çocuklar otoparkta futbol maçı yaptı. Stadyum ayağıma geldi, hemen bilgisayarı bırakıp onları seyre koyuldum ve iki tarafa da eşit derecede tezahürat yaptım. Çok eğlendik, maç bitip evlerine dağıldıklarında onların enerjisi bana geçmişti sanki. Kısacık bir sürede kalan işlerimi tamamlayıp bir kadeh şarap eşliğinde Çin yemeği yedim. Gerçi yaşadıklarımızdan sonra Çin yemeği demek gelmiyor artık içimden, başka bir ad mı bulsak ne!
Bana yaşama dair ümit veren çilli horozuma Ümit Burnu’nu keşfeden Portekizli kâşifin adını verdim, Bartolomeu Dias. Bartolomeu, Madrid’den gelip İtalya’da yaşamaya başlayan Bartolito’nun kuzeni!
Bartolito era un gallo che veniva da Madrid
Not: Başlıktaki cilli sözcüğü benim uydurmam.
Not 2: Tatlı ekşi soslu tavuk yediğimi Bartolomeu duymasın aman, tatlıya bağladık ekşimesin aramız!
Son öğrendiğimiz iki gramer konusunu özetleyen bir motivasyon cümlesi buldum. Tüm zamanlarda kurallı olan amare fiilinin Emir Kipinde ikinci tekil şahıs çekimi ama (sev).
Dün öğrendiğimiz nesne zamirlerinden ti (seni) ile birlikte kendini sev anlamına geliyor. Emir kipinde (üçüncü tekil ve çoğul çekimler hariç) fiil ile zamiri birleştirebileceğimizi söylemiştim.
Amati sempre (kendini her zaman sev) ama bugün un po’ di più (biraz daha fazla). Claudio Baglioni bizim için söylüyor, Un po’ di più:
Kendimize en sevdiğimiz fincanımızda güzel bir kahve hazırlayarak ve Claudio Baglioni’nin dediği gibi (e tu canticchiavi facendo il caffè) kahvemizi hazırlarken bir şarkı mırıldanarak başlayabiliriz güne bence!
Bir kişi veya nesnenin yerini tutan kişi zamirlerini (pronomi personali) direttive indirettiolmak üzere iki grupta inceleyeceğiz. Hatta İtalyanca’da bunlar birleştirilipcombinatiolarak da kullanılıyor. Karıştırıp zorlanmayın diye üçünü ayrı ayrı ele alacağım.
Pronomi Diretti bir fiilin alabileceği nesnenin yerini tutar, zamirlerin ‘ismin i halinde’ ifade edilmiş şeklidir.
mi (beni), ti (seni), lo/la (erkek/dişi onu), La (sizi, resmî hitap) ci (bizi), vi (sizi), li/le (erkek çoğul/dişi çoğul onları)
Bu zamirler, üçüncü tekil ve üçüncü çoğul şahıs hariç, Verbi Riflessivi konusunda öğrendiğimiz pronomi riflessivi ile aynıdır.
İtalyanca’da kişi zamirleri fiilden önce gelir. Ancak, mastar halinde (parlare) ve gerundio (parlando) formundaki fiiller ile bitişik kullanılabilir. Bu zamirler ayrıca üçüncü tekil ve çoğul şahıs çekimi (parli, parlino) hariç, emir kipinde çekilmiş fiiller ile de (parla, parlate) kaynaşabilir.
Bunun en tanıdık örneği, Toto Cutugno’nun L’italiano şarkısının Lasciatemi Cantare (bırakın şarkı söyleyeyim) nakaratında. Lasciare (bırakmak) fiilinin ikinci çoğul emir kipi çekimi lasciate ile mi nesne zamiri birlikte mi lasciate (bırakın beni) şeklinde kullanılabildiği gibi lasciatemi olarak da kullanılabilir.
Che ora é? Non lo so (bilmiyorum) / Non so che ora é (saatin kaç olduğunu bilmiyorum) Va bene se ti chiamo dopo le dieci? (Seni saat ondan sonra arasam olur mu) Sì, chiamami quando vuoi (Evet, beni istediğin zaman ara) Venite a trovarci? (Bizi ziyaret edecek misiniz) Come no, è da tanto tempo che non ci vediamo (Tabii ki, çok zamandır görüşmüyoruz) Ho perso la mia borsa, la sto ancora cercando (Çantamı kaybettim, hâlâ arıyorum)
Ti amo ifadesinde amare (sevmek) fiili ile kullanılan ti de un pronome diretto. Bir arkadaşımıza veya yakınımıza sevgimizi belirtmek için ise voler bene ifadesini kullanarak ti voglio bene, ti voglio tanto bene demeliyiz.
Hai letto questo libro? (Bu kitabı okudun mu) Sì, l’ho letto (Evet, onu okudum)
Hai letto questi libri? (Bu kitapları okudun mu) Sì, li ho letti tutti (Evet, hepsini okudum)
Geçmiş zamanda bu zamirleri kullanırken sözcüğün cinsiyetine ve nesnenin tekil/çoğul durumuna dikkat etmemiz gerekiyor. Yukarıdaki soru il libro (kitap) yerine la rivista (dergi) gibi dişi bir sözcük için sorulmuş olsaydı örneğimiz şöyle değişecekti:
Hai letto questa rivista? (Bu dergiyi okudun mu) Sì, l’ho letta (Evet, onu okudum)
Hai letto queste riviste? (Bu dergileri okudun mu) Sì, le ho lette tutte (Evet, hepsini okudum)
Lo ve la, sesli harfle veya h ile başlayan bir fiil ile kullanılacaksa apostrofoile kısaltılır. İtalyanca’da h harfi okunmadığı için yukarıdaki örnekte olduğu gibi avere (sahip olmak) fiilinin ho, hai, ha çekimlerinde de bu kısaltma kullanılıyor.
L’avete capito vero?
Bir sonraki konumuzpronomi indiretti!
Sözlerinin ve ilgili güzel görsellerin olduğu bir klipte L’italiano dinleyerek güne başlamak iyi gelebilir:
Son satırı çevirirken arkadaşlarımın ailemle yemek üzere yayladan sevgiyle gönderdiği Chardonnay’ler ve cevizler geçti elime. Sözcükleri geri alamayınca resmen istemiş gibi oldum ama yalan yok, canım istemişti, kıskançlık ise tabii ki espri idi. Dürüstlüğümün meyveleri bunlar..
Nostaljik olsun, ellerim kararsın diye yeşil kabuklu geldi cevizler. Artık gözümü karartıp elleri karartacağım, nasıl olsa online derste görünmez!
Ya da bir dakika, karantinanın başında abartılı sayıda alıp hiç kullanmadığım kara gün dostu eldivenlerim ne güne duruyor?
Çamlıyayla tefrikamızın son yazısı hazır, siz de un giro autunnale (bir sonbahar turu) yapmaya hazırsanız şu sandalyeye oturup mis gibi çiçek kokusunu içinize çekmeye başlayın. Portakal çiçeği gibi güzel kokan bu çiçeğin adını bilmiyorum. Bir sırığa dolanıp uzamış da uzamış. Sandalye daha net görünsün diye önce kırptım fotoğrafı ama çiçeği de kırpmış oldum biraz ve bu güzel panjurlara kıyamadım, bu yüzden fotoğrafı olduğu gibi ekliyorum. Arka planda Yansımalar’ın dingin müziği, kendi adlarını verdikleri albüm ve ilk parçamız Eylül Sonu.
Kahveniz nasıl olsun bu arada?
Bu yazıma Eylül çiçekleri ile başlıyorum. Latince adını bilmem, biz Eylül çiçeği derdik. Bizim yayla evimizin panjurlarının altında da bu çiçeklerden vardı. Eylül ayında, tam biz şehre dönmek üzere açarlardı ve onları geride bırakacak olmak bizi üzerdi. Döneceğimiz gün deste deste toplar, saplarını ıslak bezlere sarıp götürürdük. Üst köşede ise bir çiçek görünümüne bürünmüş dikenli bir bitki var. Zamanında anneannem bir tenis maçı izlerken, bir oyuncuya bakıp zenci ama güzel demişti. Torunlarının diline yerleşip tam uyduğu her ortamda kullandıkları efsane ifadeyle dikenli ama güzel bir bitki bu da. Şarkımız, Amedeo Minghi’nin 2000 yılında çıkan Anita albümünden Piccola Spina (küçük diken)!
Hani sofradaki tabakta tek bir zeytin, salatalık, domates veya bir dilim peynir kalır da kimse onu almaz ya, ben de bir gece dolapta kalmış ve kimsenin kendine dokunmayacağından emin olan tek inciri gizlice mideye indirip yattım. Devamı olsa üç beş tane daha yerdim kesin, öyle severim. Sabah gözümü açınca bir de ne göreyim, dalda tek başına bir incir! Fena bir coincidenza (tesadüf) oldu, hemen tedarik zincirimi devreye sokup incir tedarik ettim ve incirli bir kahvaltı yaptım. Şarkımız Jaz Clemente’den Figs idi. Bu arada bakıyorum da Chardonnay’ler olmuş, artık selelere dolsun ve üzümseverlere dağıtılsın. Şu iki salkım birbirine baka baka kararmadan elinizi çabuk tutun ama! İtalyan rap şarkıcısı Biondo’dan Chardonnay ile neşelendik üzümlerin geldiği gün.
İki hafta sonra gelen fotoğrafta incirin yerinde bu narin farfalla (kelebek) vardı artık. Sanırım biri benim gibi gizlice yuttu inciri. Kısacık ömrünü bizim sevdiğimiz incirle besleyen kelebeğin incir yaprağındaki valsini izlerken Cihat Aşkın’ın Türk Valsleri albümünden Kelebek’i dinledik. Aslolanın kısacık da olsa zarafetle, nezaketle, kimseyi incitmeden, çevreye renk, neşe ve mutluluk saçarak yaşanan bir hayat olduğunun doğadaki en güzel örneklerindendir kelebek.
Her gün farklı bir renk sloganıyla başlayan hafta, ilk fotoğraftaki beyaz çiçeklerle başlayıp artık köylü pazarında satılmaya başlanan armut ve erikle devam etti. In una grande ciotola (koca bir kâseye) doldurulmuş bunlar, reçel ve marmelat yapımına başlanmış anlaşılan. Güneş ışığında parıldayan meyvelerin altına sarı ve kırmızı diyebilir miyiz yazmış Perihan. Demesek dedim, biz ezelden Fenerbahçeliyiz ve bu iki rengin birlikte telaffuz edilmesine tahammül edemeyiz. Sarı kanarya moduna geçip derhal sarı lacivertli bir fotoğraf beklediğimi söyledim. Cevap, ver bakalım gazı!
Köşedeki elma fotoğrafı Pembe Oda yazımdan sonra pembe odaya gelsin notuyla düştü telefonuma. Yalnız ucuz atlatmışım, iyi ki o üç elmadan biri o zaman düşmüş başıma! Bu üçüncü ve son elma bir azman olmuş görmeyeli. Kimin başına düşecekse Eureka diye bağırır bence, oracıkta bayılmazsa tabii. Ben elmadan kaçıyorum, elma pembe odaya gelsinmiş. Yalnız bu düşerse başıma kırmızı odalık olurum kesin!
Bu taş gibi kocaman elma için Mustafa Taş’ten bir türkü seçtim, Elmanın İrisine. Girişi Erik Dalı’nı çağrıştıran ve devamında benzer ezgiler olan bu türkü için Uruguaylı damat ve flamenko hocası nasıl koreografi yapardı diye merak ettik.
Narlar sözcüklerin bereketli olsun notuyla geldi, kim kime gaz veriyor anlamadım. O sabah Ye Vagabonds’dan Pomegranate’i dinledik. Şarkılarında di solito (genellikle) büyüdükleri kasabadan esintiler olan İrlandalı kardeşlerin şarkısı bu fotoğrafa çok uydu. Ayvaların fotoğrafı geldiğinde İrlanda kırsalından Karadeniz’e gittik ve horon tepmeye başladık. İsmail Türüt “Yaylalarda gün görmemiş kar mısın, meyvelerden ayva mısın nar mısın?” diye sorduğunda kafam çok karıştı, bayağı bir düşünmek zorunda kaldım, hepsinden birazım çünkü. Şöyle bir cevap verdim sonunda: Ayvayı yemiş, gün görmemiş bir nar! Evet, ben tam olarak buyum.
Bir evin bahçesinden sabah çekilen bu fotoğrafın çok benzeri de bende var. Bunlar herhalde bahçede yapılan bir kutlama sonrasında akşamdan kalma balonlar. Balonların bağlı olduğu sandalyeler ve benim perdem arasındaki paralelliğe attenzione per favore (dikkat lütfen), bence bir kolaj harikası oldu bu!
Benim balonlarım ise üç yıl önce, üç tatlı delikanlının Sevgililer Gününde derse gelirken getirdiği sevgi sürprizleri. Bizde akşam yeni başlıyor. Bu kolajı o zaman yapmıştım. Şimdi üniversitede bu ragazzi romantici (romantik gençler), nasıl özlüyorum o balonlu, güllü, kurabiyeli sevgi ayinlerimizi anlatamam!
O zaman İbo’nun Benim Balonlarım Vardı şarkısını dinlemenin tam zamanı! Anch’io avevo dei palloncini (benim de balonlarım vardı), onları kimler aldı?
Gitti mi yoksa yine gelir mi o günler, nerede kaldı masallar sevgiler ümitler?
Bir sabah aynanın karşısında, neredeyse kendimi tanımayarak sefil bir bakışla oh papatya, yüzümün haline bak diye mırıldanırken papatya fotoğrafı geldi. Le margherite (papatyalar) kurumuş aslında, bunlar direnen son birkaçıymış. Bu mağrur papatyalara imrendim doğrusu, o ne özgüven ve güç, o ne güzel direnme azmi. Biz Böyleyiz filminin müziklerine imzasını atan Nilipek’ten bir şarkı paylaştım hemen, Papatya. Ben de yedi kat yerin altından örgütlenip saçlara takılan bir papatya olsam keşke! Ya da kafamda sadece seviyor sevmiyor’dan ibaret iki sorunun olduğu, cevabı papatya falından öğrenip davranışlarımı ona göre ayarladığım bahar akıllı günlerime dönsem!
Ertesi gün, yıllara meydan okuyan ve hâlâ dimdik ayakta olan Kocaçam’ın fotoğrafları geldi. Durağa adını veren bu heybetli çamın dalları muhteşem, kökünü hayal bile edemiyorum. Dalların formunu, Uzak Doğu’da evlerin çatısındaki ejderha figürlerine benzetmiş Perihan. Balkona veya çatıya birer tane ejderha figürü koyup biz de mi korusak evlerimizi acaba!
Söz konusu böyle kim bilir kimlerden yadigâr ulu bir çam olunca, tek bir şarkıyla geçemedik. Önce alternatif rock grubu The Ringo Jets’den, YadigârEjderha’yı dinleyip saygı duruşunda bulunduk. İkinci şarkımız ise Türk-Alman rock grubu Ünlü’nün Rumi albümünden Ejderha idi. Şarkıda yedi kafalı ejderha diye bahsi geçen yedi başlı ejderha, tasavvufta yedi nefs mertebesinin simgesi olarak geçiyor. Aynı zamanda 12 hayvanlı Türk takvimindeki simgelerden biri olan quest’animale (bu hayvan), değişimin yaşanacağı bir yılın habercisi. Ejderha Yılı 2024, biz Fare yılını tamamlayıp uzun bir kış yaşayacağımız Öküz Yılına gireceğiz. Al bir yılı vur ötekine!
Yalnız bir hayal kırıklığımı dile getirmek isterim yeri gelmişken. İki aydır gelmeyen meyve fotoğrafı kalmadı ama hani ejder, liçi ve starex meyveleri? Sarayda 2018 yılında verilen 30 Ağustos resepsiyonun bir benzerini bu yıl ben de 29 Ekim’de tek odalı sarayım olan ofisimde yapacağım. Ben de menüye ejder meyveli smoothie (chia tohumu eşliğinde), efuli (liçi meyvesi eşliğinde), aloe vera (starex meyvesi eşliğinde) gibi yerli ve millî yiyecekler koymuştum ama tedarik etmekte zorlanıyorum. İlkokul günlerimizin yerli malı haftası menülerine döneğim galiba: nar, ceviz, kuru incir, fındık. Nelle decorazioni (süslemelerde) şatafat yok, sadece balonlar ve bayraklar, bekliyorum!
Fotoğraf dersinde kontrast renklerden ilk kırmızı ve yeşilin anlatıldığını söyleyip işte gerçek örneği doğada demiş Perihan. Hatırladım vallahi hemen, ben de Adana’ya döndüğüm yıl gidilmedik kurs bırakmamıştım şehirde. En uzun soluklusu fotoğraf kursuydu, çok değerli hocalarımız vardı. Yalnız şimdi şu biberlere bakınca salça yapmayı bilmediğime yandım desem. Ama salça yapımı kursu vardı da ben mi gitmedim? Questa foto (bu fotoğraf) bana kıyamadığım poşetler çekmecemdeki Aromi & Sapori poşetimi hatırlattı, hani şu Roma’ya gidene toz fesleğen ve baharat ısmarlayacağım kokular ve tatlar dükkânı. Bu sabah, İranlı müzik grubu Bomrani’nin güzel pop caz şarkısı Pepperoni’yi dinledik.
Doğa yine yaptı yapacağını! Ben farklı ve birbirinden tatlı kolajlar yaparken doğanın kolajı notuyla gelen bu fotoğraf şevkimi kırdı ne yalan söyleyeyim. Bundan sonraki fotoğraflarda kolaj molaj yok artık, doğa yapsın kolajlarınızı madem! Fakat bu fotoğraf benim hakkımı avucuma verse de ben onun hakkını vereyim, adalya çiçekleri ile çıtlıkların yarattığı renk kontrastı biberlerden hiç de geri kalmamış. La nostra canzone (şarkımız) zenci ama güzel üç kadından oluşan, eskilerden bir müzik grubu The Three Degrees’den Collage.
Bu fotoğraf öncü, devrimci yaprak notuyla geldi. Ben daha yazın şöyle yapacağım, böyle yapacağım derken bu fotoğraf yazın bittiğini hatırlatarak beni kendime getirdi. Sonra da sürekli Eric Clapton dinlediğimiz, kendi kişisel devrimlerimizi yaptığımız üniversite yıllarına götürdü. Parçayı Eric Clapton’ın 2010 yılında çıkan Clapton albümünden seçtim, Autumn Leaves.
Yayladaki o devrimci yaprak kızaran ilk yaprak olma mücadelesi verirken, benim bodur mandalina da çiçek açan son narenciye olma iddiasındaydı. Baharları şaşırdı galiba poverino (zavallıcık)! Ama ben daha zavallı bir durumda olmalıyım ki bu duruma birkaç gün şaşırmayıp ne güzel çiçek açtı, mutfağı mis gibi kokuttu falan dedim, alık alık seyrettim onu.
Edepsiz minnoş mandalinalar olsun, ben de sana reçel yapacağım teyzesi, kurban olurum ben onlara! Ne diyorum ben yaa, ağzımdan çıkanı kulağım duymaz, elimden çıkanı gözüm görmez oldu. Evde fazla oturdukça domestiklik kat sayım hızla artıyor. Kış için salça yaptığımı, turşu kurduğumu veya kahve falı bakmaya başladığımı söylersem beni sarsın ve kendime getirin lütfen!
Peroşum, sana bir yol görünüyor. Kıvrım kıvrım virajlı, fra i pini (çam ağaçları arasında) bir yol bu. Nasıl desem, sanki yüksek bir yerden iniyor gibisin, yüreciğin kabarmış biraz ama tez vakte kadar düze çıkıyorsun.
Gideceğin yerde de yolunu bekleyenuna gattina (bir dişi kedicik) var. Ama bu kedi oradaki gibi sakin durmuyor. Böyle nasıl desem, sanki fazla evcillikten vahşileşmiş tuhaf bir hayvan. Bir bakıyorsun son derece uysal, patisine vur sütünü al, sonra birden kendi bile sebebini anlamadan tüylerini kabartıp pençelerini gösteriyor. Hayra alamet değil gidişatı.
Gel de ona bir pati at bacım, bu kadar doğa yeter, her şeyin fazlası zarar. Güneşin doğuşu, öğle vakti, gün batımı derken, muhteşem renkleri yakalamak uğruna kaybolacaksın in quel bosco (o ormanda), benden söylemesi!
Fincanın tabağına baktım da şimdi, corona gidecek, üç vakte kadar hanemize ay doğacak. Artık üç ay mı olur üç yıl mı bilemem. Üç gün olmadığı kesin ama!
Olsun biraz daha bekleriz, yine bir Nilipek şarkısı gelsin o zaman hepimiz için, Biz Bize Yeteriz.
Bu yazıdaki doğanın kolajı karşısında yaşanan kıskançlık krizi dışında her şey aynen yaşandı. Yayla evimizin panjurlarının altındaki Eylül çiçekleri ve dolapta kalan son inciri yediğim gecenin sabahında gelen yalnız incir fotoğrafı gibi tüm ayrıntılar gerçek. Hatta gerçeklerin fazlası var, eksiği yok. Ad esempio (örneğin) oh papatya, yüzümün haline bak diye yalnızca bir sabah iç geçirmedim, aynaya baktığım her an Teoman’ın kulaklarını çınlatıyorum.
Doğanın kolajı geldiğinde yazım bitmişti aslında ama mutlaka onu da dahil etmek istedim. Paragraflar arasında bağlantılı geçişler yaptığım için ancak o araya uygun oldu. Tesadüfen sonraki fotoğraflar senza collage (kolajsız) olduğu için de o espriyi yaptım.
Yoksa kolajsız bırakır mıyım ben sizi hiç, kıyamam!
Eylülün kalan günlerinin çok keyifli geçmesi dileğiyle..
Not: Bu fotoğraf da ceviz konulu yazımın ardından başka bir yayladan geldi ama ceviz aynı ceviz. Görüyorum ki cevizler olmuş ve yenmeye başlanmış Faruk, afiyet olsun gözüm yok.
Şimdi telefondan fotoğrafı alırken gördüm, cevap olarak sadece yapmaaa yazmışım çocuğa, teşekkür veya herhangi bir emoji yok mesajımda. Ama sonuna kadar arkasındayım cevabımın, fotoğraf yerine ceviz gönderir insan, inşallah elleri kararmıştır!
Kendime yeni bir çıkış yolu buldum, sağlığımızı korurken ruh sağlığımızdan olmamak için gözyaşlarımıza gülümsemeyi öğrenmeliyiz.
Ama ben artık Piedra Irmağı’nın Kıyısında oturup ağlamak istiyorum!
“Bir gün her şey anlam kazanacak. Bu yüzden şimdilik kafa karışıklığından bunalma, gözyaşlarına gülümse ve olan her şeyin bir nedeni olduğunu anlamaya çalış”