Ragazze giovani

Genç kızlar!

Ragazza zaten genç kız demek, giovane sıfatına gerek yok demeyin. İtalyanca’da ragazze adolescenti (ergen kızlar) ve ragazze adulte (yetişkin kızlar) ifadeleri de kullanılıyor. Hatta bir yerde ragazze a mezza età (orta yaş kızlar) ifadesi bile görmüştüm. Artık donne (kadınlar) diyebilir miyiz onlara lütfen?

Aylak ama aynı zamanda I like geçirdiğimiz ortaokul yazlarını andıktan sonra aklıma bir ayrıntı daha geldi. Ayrıntı ama bayağı allarmante (alarm verici) bir durum!

Ben o yazların birinde bir Beyaz Dizi kitabı okumuştum. Bir yandan babamın sacro (kutsal) kitaplığından klasikleri, İtalya’da Reform ve Rönesans’ı, Hitler’in Kavgam otobiyografisini okuyordum, d’altra parte (bir yandan da) nereden bulduysam bir beyaz dizi sıkıştırmıştım araya. İkinci bir tane daha okuma isteği ve heyecanı duymadan hafif küçümser bir tavırla ne var bunda, ben bile yazarım diye düşünüp kafamda kurgulamaya başlamıştım hemen.

Aramızdaki giovani (gençler) için küçük bir bilgilendirme notu düşelim. Beyaz Dizi kitapları (halk arasında, daha doğrusu genç kızlar arasında beyaz diziler) Sevgiden Kaçış, Mutluluk Yalanı, Aşk Her Yaşta Güzeldir, Sevgiliye Ağıt, Tutsak, Kaderin Çağrısı, İki Kişilikli Kadın, Gönül Avcısı, Zorla Güzellik, Mavi Anılar gibi birbirinden yaratıcı adlarla Türkçeye çevrilmiş romantizm ve erotizm dolu sottilissimo (incecik) kitaplardı.

Benim a quell’età (o yaşta) beyaz dizi yazma iddiam nereden çıkmıştı acaba? Yukarıdaki kitap adlarında geçen duygu ve durumları yaşamama henüz yıllar varken ne yazacaktım? Credo (sanırım), çocukken bizden büyük kuzenlerimizden yürütüp okuduğumuz Cep Fotoromanlardan edindiğim birikime güvenip aşkın tüm türevlerini anladım sanmışım.

Şimdi ise beni buna iten şeyin sadece o esasperante (çıldırtıcı, dellendirici) Adana sıcağının beyin hücrelerim üzerindeki oyunu olduğunu görüyorum.

Comunque (neyse), ben Kavgam’ı falan bir tarafa bırakıp kitaplığın alt gözünden babamın daktilosunu çıkardım ve salondaki yemek masasına, şu anki çalışma ortamımın bir benzerini kurdum. Kokusuyla, renkleriyle beni efsunlayan kırtasiye dolabından delle carte (kâğıtlar), kalemler çıkarıp çalışmaya başladım. Kâğıtları beyaz dizi kitaplarının boyutlarında kesip hazırladım, aralara kopya kağıdı yerleştirerek iki kopya yazmaya başladım.

Yazacaklarımın içeriği yaşıma başıma uygun olmayacağı için una furbizia (bir kurnazlık) düşündüm en baştan. Kitap bitip yayınevine götürdüğümde, yabancı bir yazardan çeviri yaptığımı söyleyecektim.

Circa venti pagine (yaklaşık yirmi sayfa) yazıp kendimden ve yazdıklarımdan sıkıldım, muhtemelen de utandım. Kitabın adı henüz yoktu, sonunda uyduracaktım gidişata göre. En kolay iş oydu zaten, qualsiasi (herhangi bir) isim veya sıfat tamlaması olurdu. Karakterlerim Amerikalı Emily ve yakışıklı esmer bir İtalyan genci Lorenzo Gabriti idi.

Kitaba dair tek hatırladığım, bu iki ana karakterin adları ve kitabın giriş cümlesi:

“Beline kadar inen ıslak saçlarıyla havuzdan çıktı güzel Emily.”

Kendimce harika bir giriş yapmıştım ama bir cümlede bu kadar mantık hatası olabilir mi? İnsan boş havuza girmediği sürece kuru saçlarla çıkabilir mi? Saçlarını havuzda bırakmayacağına göre tabii ki saçlarıyla çıkacak ve beyaz dizi karakteri olduğu için naturalmente (doğal olarak, elbette) güzel olacak. Ama bir beyaz dizide mantık aramak mantıksızlıktı.

İlk cümlem buysa gerisini düşünmek istemiyorum, meno male (neyse ki) bu sevdadan vazgeçip yırtıp atmışım yazdıklarımı. Ama benim kendimle hep bir scrivere o non scrivere (yazmak ya da yazmamak) Kavgam olmuş anlaşılan!

Bu mini teşebbüsü Mazimdeki Utanç adıyla anılar kitaplığımın arka raflarına gizledim ve hayat gailesi içinde kayboldum.

Aradan tanti anni (çok yıllar) geçti, şirketin yemekhanesinde bir grup yeni eleman, kıdemli arkadaşlarımızla yemek molasındaydık. Eskiden beyaz dizi kitapları vardı, ne okurduk diye gülüşüyordu bizden yaşça büyük olanlar. Beni de şeytan dürttü, “Ben bir tane okudum, bir tane de yazdım” dedim. Nereden bileyim yıllarca unutulmayacağını, şirket efsanesi olacağını bu lafımın.

Desteğini verdiğimiz sistem güncellendikçe bize de yeni manuali (el kitapları, kılavuzlar) gelirdi. Bölümde kitaplar dağıtılırken bana mutlaka “Al bunu oku, bir tane de sen yaz” denir, aynı coşkuyla kahkahalar atılırdı. O kıdemli kadim dostu arkadaşlarımız, monotono ve stressante iş ortamında biz çömezlerin varlığından pek memnunlardı, doğal halimizle çok eğlendirirdik onları.

Biz işe appena (yeni, henüz) başlayan ve amatör ruhunu kaybetmemişler, bir gökdelenin bir sürü katında çalışanlar arasındaki boş bölmelere serpiştirilmiştik. Bir yanımdaki pencereden a volo d’uccello (kuş bakışı) şehri seyrederken, sağ tarafımdaki bölmede çalışan Sim’e hayrandım. Benden yaşça oldukça büyüktü ve yıllardır IBM’de çalışıyordu. Sabahları çok cana yakın selamlardı beni ve gün boyunca ekran başında oturup telefonda müşterilerine destek verirdi. Benim eğitimini aldığım sistemden farklı bir sisteme bakıyordu, anlamadıklarımı sorup daha samimi olma şansım da yoktu.

Muhtemelen bende yüz göz olacak, çat kapı sabah kahvesine geçecek una vicina (bir komşu) potansiyeli görmüştü, mesafeli duruyordu, ne de olsa bir yıl boyunca yanında oturacaktım. O kadar da değil, benim de bir gururum vardı yapmazdım öyle ama Sim’in kim olduğunu bilsem gururumu ayaklar altına alır, ne yapıp edip sua madre (annesi) ile tanışırdım!

Nihal Yeğinobalı, 1950 yılında Vincent Ewing pseudonimo (takma yazar adı) ile Genç Kızlar adlı romanı yazan çevirmen ve yazar. Anneme ve arkadaşlarına, romandaki kızları aralarında paylaşıp Adana Kız Lisesinde o yatılı kız hayatını yaşıyormuş hissini yaşatan dönemin efsane romantik romanı Genç Kızlar.

Amerikalı bir yazarın romanının geçtiği sanılan yatılı kız okulu da Nihal Yeğinobalı’nın kendi okulu Arnavutköy Amerikan Kız Koleji, yani eskiden kız okulu olan, bugünkü Robert Lisesi. Tabii bu gerçek çok yıllar sonra ortaya çıktığı için lise yıllarında bilmezdik bunu, neanche il libro (hatta kitabı da). Ben çok sonra, bilerek okuyunca okulun her bir köşesini bulmuştum tasvirlerde. Bilmeden anlamak mümkün değildi ama! Kitabın bendeki kopyasında kendi adı ve fra parentesi (parantez içinde) takma adı var.

Kitabın yeni baskılarında artık yalnızca yazarının gerçek adı yazıyor. Nihal Yeğinobalı’nın kendi yaşam öyküsünü içeren Cumhuriyet Çocuğu adlı bir kitabı daha var. Sim ve adını koyduğu kardeşi Tim’in (Timur) babaları, allora (o dönem) Ankara’da ABD Elçiliğinde kültür ataşesi olarak çalışan Morton Schindel ile evliliğinin de olduğu, ülkenin bir dönemine ışık tutan sincero (samimi) bir öykü.

Nihal Yeğinobalı
1927-2020

Nihal Yeğinobalı bu yıl Mart ayında vefat etti, 16 Mart 2020 tarihinde Sözcü Gazetesinde yayınlanan ilan “Cumhuriyet Çocuğu Nihal Yeğinobalı” diye başlıyordu!

Benim beyaz dizi kitabı yazarken düşündüğüm şeyi yıllar yıllar önce yapmış olan bu tatlı kadının dilinden:

Elli yıl kadar önce ilk romanım Genç Kızlar’ı yazdığımda ben de bir genç kızdım. Romanın gerçekçi olabilmesi için katmam gereken erotizm dozunun, o günün ölçülerine göre fazla ağır kaçacağını bildiğimden, takma bir erkek adı kullandım: Vincent Ewing.

O yıllarda çeviri romanlar telif romanlardan daha gözdeydi, bu erkeğin Amerikalı olmasına karar verdim ve romanı İngilizceden çeviriyormuş gibi kaleme aldım. Yayınlandığı günlerde bir anda o zamana kadar en çok satılan, sevilen Türk romanı oluvermesi beni çok şaşırtmıştı. Oysa Genç Kızlar’ı benim yazdığımı, yakın çevremdeki birkaç kişiden başka bilen yoktu.

Bu aldatmaca, o yaşımda bana çok keyifli bir oyun gibi gelmişti. Uzun yıllar romanımın kapağında Vincent Ewing takma adını kullanmayı sürdürdüm.

Artık bu yabancı adın ardına sinmenin eski tadı da kalmadı, gereği de. Pek çok kişi bu gerçeği öğrendi. Genç Kızlar romanım, Can Yayınları’ndaki yeni baskısıyla birlikte, ilk olarak okurlarımın karşısına, takma adımın yanı sıra, gerçek adımla çıkıyor: Nihal Yeğinobalı ya da Vincent Ewing.

Hem Nihal Yeğinobalı hem Vincent Ewing.

I nomi e cognomi italiani

İtalyan adları ve soyadları!

Bu kadar çok şey öğrendik ama adımızı söylemeyi bilmiyoruz henüz, non è vero?

İleride verbi riflessivi (dönüşlü fiiller) konusunda chiamarsi (adı olmak) fiilini çekerken mantığını anlayacağız, ancak burada kalıp olarak öğrenelim.

Kendi adımızı söylerken Mi chiamo ve karşımızdakinin adını sorarken Come ti chiami? diyeceğiz. Siz diye hitap ettiğimiz birine adını Come si chiama Lei? diye sorabiliriz. Üçüncü bir şahsın adını sormak için ise Come si chiama? demeliyiz. Üçüncü birkaç şahsın adını da Come si chiamano? sorusu ile öğrenebiliriz.

Karşımızdaki kişiye kendi adını söylemek durumunda kalmayacağımız için şimdilik bu kadarı yeter bize. Ama belki emin olmak için karşımızdakine Ti chiami Gianna vero? diye sormamız gerekebilir. Aklınızda bulunsun.

İtalya’da en sık rastlayacağınız kadın isimlerinden bazıları Giulia, Chiara, Silvia, Elisa, Sara, Francesca, Laura, Federica, Anna, Marta, Claudia, Roberta, Irene, Alice, Maria, Carla, Lucia, Gianna, Cristina, Elena, Monica, Beatrice, Giorgia,
Daniela.

En çok tercih edilen erkek isimleri de Antonio, Carlo, Mario, Luigi, Marco, Davide, Stefano, Andrea, Giuseppe, Francesco, Alberto, Fabio, Giorgio, Luca, Gianluca, Giovanni, Gianni, Pietro, Riccardo, Daniele, Lucio, Roberto,
Simone.

İlham perilerimi anlattığım Teşekkürler sayfamda adı geçen çocuk ruhlu öğrencim Adnan’ın dilimizi, tarihimizi, ülkemizi bizden daha iyi bildiği için soyadını Özgordon olarak değiştirdiği comune (ortak) arkadaşımız İngiliz John Gordon, benimle Türkçe çalışan Sri Lanka’lı meslektaşı Prasantha’ya benden più utile (daha faydalı) tüyolar verdi ofisimde bir lezione (ders) sonrası yaptığımız sohbet oturumunda.

John, ısrarla tabelalardan gözünü ayırmamasını ve özellikle soyadlarına dikkat etmesini önerdi. Tabelalardaki yazıları çözmeye çalışmayı ben de akıl etmiştim ma (ama) soyadlarının öğretici gücünü o gün idrak ettim.

“Düşünebiliyor musun, Terliksiz diye bir cognome (soyadı) var!” dedi John gözlerini ayırarak ve İngilizce’ye çevirdi Without Slippers diye. Evet, bizim soyadlarımız keyifli birer kaynaktı Türkçe öğrenen stranieri (yabancılar) için. Hemen İtalyan soyadlarını düşündüm ve artık ben de bu konuya dikkat çekmeye karar verdim.

İtalyan soyadlarının birçoğu ailenin kökenine dair indizio (ipucu) veriyor. Vinci’den anlamına gelen, Vinci kasabasının Anchiano köyünde doğan Leonardo da Vinci’nin soyadı gibi. Milanese, Romano, Fiorentino, Genovese, Napolitano, Calabrese, Toscano ve Siciliano soyadları kişinin ailesinin geldiği yere dair fikir verirken, bu şehirlerden gelen kişilere veya bu şehirlere ait değerleri anlatan sıfatları da öğretiyor.

Roma’da gittiğim ve arkadaşlarım biz böyle yeriz diye gösterdikten sonra önüme ne geldiyse rahatça pane (ekmek) bandığım, hatta banare diye Türkçe-İtalyanca bir fiil ürettiğimiz Pippo L’Abruzzese balık lokantasının sahiplerinin una famiglia abruzzese (Abruzzo’lu bir aile) olduğunu soyadlarından anlamak possibile.

Un’altro (diğer bir) soyadı grubu ise doğrudan bu soyadını taşıyan kişinin atalarının ismini bildiriyor. Çoğunlukla di iyelik edadı ve bazen de ile kişinin kimlerden olduğunu anlatıyor bize. Giacomo Di Giovanni ve Annalisa De Simone’nin soyadları gibi.

Ailenin geçmişte yaptığı veya halen sürdürmekte olduğu occupazione (meslek) de soyadı olarak kullanılıyor. Medici (doktorlar), Ingegneri (mühendisler), Architetto (mimar), Ragionieri (muhasebeciler), Contadino (çiftçi), Sarto (terzi), Falegname (marangoz), Pescatore (balıkçı) ve Barbieri (berberler) soyadı olarak rastlayabileceğiniz meslek adlarından yalnızca bazıları.

La Signora Colombo
Il Signore Gatto

Animale (hayvan) adlarını da göreceksiniz soyadlarında. Gallo (horoz), Gatto (kedi), Colombo (güvercin), Leone (aslan), Cavallo (at), Stallone (aygır), Pecora (koyun), Capra (keçi), Coniglio (tavşan), Cefalo (kefal) gibi balık türleri ve tüm bunların çoğulu, envai çeşit türevine rastlamak sizi şaşırtmasın.

La Signorina Fiore

Bir de lingua quotidiana’da (günlük dil) kullandığımız sözcükleri ve çoğul formlarını göreceksiniz soyadları arasında. Fontana (çeşme), Monte (dağ), Costa (kıyı), Fiore (çiçek), Quattro (dört), Bicchieri (bardaklar), Guerra (savaş), Farina (un), Segreto (sır), Testa (baş), Zucca (kabak), Vero (doğru, gerçek) ve eski öğrencim Mimmo’nun soyadı Foglia (yaprak) gibi çok sayıda soyadı var kelime haznenizi zenginleştirecek.

Le sorelle Ricci

En divertente (eğlenceli) soyadları ise ataların fiziksel özellikleri başta olmak üzere bazı ayrıntılar nedeniyle verilen takma adlardan oluşanlar. Basso (kısa), Biondi (sarışın, çoğul), Bruno (esmer), Ricci (kıvırcık , çoğul), Grasso (şişman), Mancini (solak, çoğul), Quattrocchi (dörtgöz), Barbarossa (kızıl sakal), çok yaygın olan Rossi (kızıl, çoğul) ve Senzacqua (susuz) gibi sayısız soyadı var keşfedeceğiniz ve keşfettikçe gülümseyeceğiniz.

Ama gördüğünüz gibi, yine de aile bireylerini senza pantofole (terliksiz) olarak betimleyecek kadar ileri
gidilmemiş!

La famiglia Senzapantofole

I tre verbi modali

Üç yardımcı fiil!

Presente Indicativo zamanını tamamlamadan önce, üç verbi modali (yardımcı fiil) ve geniş zaman çekimlerini öğreneceğiz.

volere (istemek) – voglio, vuoi, vuole, vogliamo, volete, vogliono

potere (yapabilmek) – posso, puoi, può, possiamo, potete, possono

dovere (zorunda olmak) – devo, devi, deve, dobbiamo, dovete devono

Bu üç fiilin her şahıs için ayrı çekildiğini duyup isyan eden, İngilizce’de ne güzel her şahıs için aynı sözcüğü kullandığımızı söyleyen öğrencime, İngilizce’de potere ve dovere için kullanılan seçenekleri (can, able to, may, might, could, should, ought to, must, have to, need to) seçenekleri ve bunların arasındaki ince farkları hatırlatmam yeterli olmuştu, hemen boyun eğmişti başına gelenlere.

İtalyanca’da bu çekimleri öğrendikten sonra izin mi, yeterlilik mi, olasılık mı veya öneri mi, zorunluluk mu düşünmemize, soru sormak için ters çevirmemize gerek yok.

Non è bello (güzel değil mi)?

Bu fiilleri geniş zamanda çektikten sonra ikinci bir fiili mastar halinde kullanacağız:

Oggi voglio uscire con i miei amici ma non posso perchè devo studiare.

(Bugün arkadaşlarımla çıkmak istiyorum ama çıkamam çünkü ders çalışmam gerek)

Üç yardımcı fiili de kullandığım böyle bir örnek vermişim kitapta, arkadaşlarla çıkma isteği ve çıkamama gerçeği değişmedi ama sebepler yaşım tutmuyor, eve virüs taşıyabilirim, sokağa çıkma yasağı var, maskem yok gibi çeşitli artık.

Ders çalışma zorunluluğu ise akla en son gelen, hatta hiç gelmeyen sebep!

Ora potete scrivere molte frasi con questi tre verbi servili, basta che vogliate, volere è potere!

(Şimdi bu üç yardımcı fiil ile çok sayıda cümle yazabilirsiniz, yeter ki isteyin, istemek yapabilmektir)

Allora, finiamo con un scioglilingua! (O zaman, bir tekerleme ile bitirelim)

Sul mare ci sono nove navi nouve; una delle nove non vuole navigare


(Denizde dokuz yeni gemi var; dokuzundan biri seyretmek istemiyor)

Not: Fiillerin öğrendiğimiz Presente Indicativo ve öğreneceğimiz tüm zamanlarda çekimini www.coniugazione.it adresinde bulabilirsiniz.


Buona festa del papà

Credo che ciò che diventiamo dipende da quello che i nostri padri ci insegnano in momenti, quando in realtà non stanno cercando di insegnarci. Noi siamo formati da questi piccoli frammenti di saggezza».

Umberto Eco

(Ne olacağımızın, babalarımızın aslında bize bir şey öğretmeye çalışmadıkları anlarda öğrettiklerine bağlı olduğuna inanıyorum. Bizler bu küçük bilgelik parçalarından oluşuyoruz)

Babalar Gününüz Kutlu Olsun!

Dolce far niente

Hiçbir şey yapmama keyfi, hiçbir şey yapmamanın tatlılığı!

A volte (bazen) hiçbir şey yapmamak tatlıdır, hem de çok tatlıdır. Ama hiçbir şey yapmamaktan keyif almak zordur çünkü hayatı dolu dolu yaşamalıyız, vaktimizi boşa harcamamalıyız, continuamente (sürekli) öğrenmeliyiz gibi bir şartlanma ile kendimizi hırpalamaya meyilliyiz.

In realtà (aslında) kendimi muaf tutmak isterim, ben boş oturmayı çok severim ve hiç suçluluk duymam bundan. Gece başımı yastığa koyduğumda, o gün edindiklerimin muhasebesini yapmak yerine yüzümde un sorriso (bir gülümseme) kaldı mı ona bakarım.

Sono fatta così (ben buyum, böyle yaratılmışım)!

Hırsla ilgili galiba bu durum. Bende eksik olan, bu nedenle de aslında minettar olduğum bir duygudur ambizione (hırs), güdü mü demeliyim acaba? Daha ne olduğunu bilmediğim bir şey işte. Rekabetin yoğun olduğu akademik ve profesyonel ortamlarda bulundum ama mai (hiçbir zaman) birinden daha iyi olma, yükselme, kendini gösterme veya kanıtlama çabalarım olmadı. Kendimle bile rekabet yaşamadım!

A scuola (okulda) ve iş hayatında sorumluluklarımı yerine getirmek ve yaptığım şeyleri sevmek, daha doğrusu sevdiğim şeyleri yapmaktı derdim. Ve girdiğim her ortamdan, yaptığım her işten en büyük kazancım insanlar, onlarla kurduğum organik bağlar oldu.

Bu konulara nereden geldim? Dün bir arkadaşımla konuşuyordum. Aradığında aylak aylak oturuyordum balkonda. Elimde kitap, ogni tanto (arada bir) kafamı kaldırıp uzaklara daldığım bir trans halindeydim. Arkadaşımın yoğun bir hayatı var İstanbul’da, yıllardır yoga yapar, YouTube’da derin gevşeme üzerine videoları falan var. Ben de hafif temkinli dururum onunla konuşurken çünkü ben nefes teknikleri bilmem, meditasyon yapmam.

Belki de elimde kahvem, boşluğa bakarak bir nevi meditasyon yapıyorumdur, haberim yoktur, adı yoktur o yaptığımın.

Ben o arkadaşımın da bu süreci çok verimli geçirmekte olduğunu düşünerek hiçbir şeyi tam manasıyla yapamadığımı, dikkatimin dağınık olduğunu söylemedim önce. Però (fakat) o birden hiçbir şey yapamadığını, canının bir şey istemediğini, asıl tuhaf olan, bu tembel hayattan memnun olduğunu ha confessato (itiraf etti). Yoga öğretilerinin de bir bir çöktüğünü falan söyledi, bir sürü şey anlattı.

Ve o da benim gibi, yaşadıklarımıza anında uyum sağlayıp yaptıklarını ballandıra ballandıra anlatan, verimlilik katsayılarını artıran arkadaşlarına biraz muhallanmış!

Muhallanmak ne demek mi? Sanırım Adana’ya mahsus, burada da herkesin bilmediği, bilen birilerini yakalayınca sürekli kullanmaya başladığımız un meraviglioso verbo (harika bir fiil). Tek bir anlamı yok, bir sürü duygu ve düşünce tek bir fiilde toplanmış: yadırgamak, ayıplamak, sinir olmak, tuhaf bulmak, tasvip etmemek, muhalif olmak. Beraberinde yapılacak hareket de gözleri devirme!

Telefondaki arkadaşım, o gün yapması gerekenleri öğlene kadar tamamlayıp öğleden sonra boş otururken, sevgiyle ve con nostalgia (özlemle) hatırladığı ortaokul yazlarını düşünmüş. Annesi çalışıyormuş ve kız kardeşi tutto il giorno (bütün gün) sokaktaymış. Kendisi de tüm zamanını koltukta oturup elinde kakaolu sütüyle kitap okuyarak geçiriyormuş. Demek ki bunu tekrar yapmak istiyormuşum ki şu an boş durmaktan mutluyum diye çıkarım yapıp sevinmiş.

Ben de tam, bütün gün bir koltukta kitap okuduğumuz ortaokul yazlarımızı yazmıştım özlemle, o çok mavi uzun öğleden sonraları. O gün bugün tam dinlenememişiz hiçbirimiz belli!

Yalnız olmadığını, belirsizlik ve kaygı ile birçok arkadaşımın ve öğrencimin aynı durumda olduğunu söyledim. Şimdiye kadar yaptıklarımızın ve okuduklarımızın bizi bir süre daha idare edeceğine, boş oturmanın yanlış bir şey olmadığına karar verip kapattık telefonu, bol gülüşmeli una sessione di terapia (bir terapi seansı) oldu.

O elimde kahvemle boşluğa bakarak yaptığım meditasyonun adını dolce far niente koydum!

Not: corona dahil olmak üzere hastalıkla uğraşıp müthiş sıkıntılı bir dönem geçiren, ev düzenlerini ve evdekileri en iyi şekilde idare eden, kronik hastalığı olan ve olmayan büyüklerini koruyan, güçlerine hayran olduğum tüm arkadaşlarım benim kahramanım oldu bu süreçte.

Onların güzelliğini kısaca anlatmam gerekirse; doğallıkla yaptıkları onca şeyi, fedakarlığı esprili satır aralarından ben okudum, gözümde canlandırıp tahmin ettim, anlatmaya vakitleri de yoktu, ihtiyaçları da!

Onlarla yaşadığım paylaşımlar, hiçbir kitaptan ve online kurstan öğrenemeyeceğim şeyler öğretti kesinlikle..

La canzone Azzuro di Adriano Celentano

Adriano Celentano’nun Azzuro şarkısı!

Bütün yıl yazı bekleyen ama sonra yaz birden gelince sahile gitmek için şehirden ayrılan sevgilisi olmadan kendini işe yaramaz hisseden, öğleden sonraki saatlerin fazla mavi, fazla uzun olduğunu ve bu nedenle sevgilisine giden trene binmek üzere olan yapayalnız Adriano Celentano’nun Azzuro şarkısını birlikte mırıldanmak ve biraz pratik yapmak isterseniz:

Azzuro, 1968

Şarkının sözlerinin Türkçe çevirisi şurada var:

https://lyricstranslate.com/tr/azzurro-mavi.html

Azzuro şarksının sözleri şarkıcı, besteci, pianist ve aynı zamanda avukat olan Paolo Conte ve Vito Pallavicini’ye ait.

Paolo Conte, İtalyan ve Akdeniz ezgilerini cazla harmanlayan özgün bir müzisyen. 1988 yılındaki Amsterdam konserinde Azzuro şarkısını bakın nasıl yorumlamış:

Paolo Conte ha 83 anni e Adriano Celentano ne ha 82!

Biz bütün yıl heyecanla yazı bekleyemedik, daha kış bitmeden eve kapandık. Yaza dair hayal bile kuramadık, hem belirsizlik hem de kaçan keyiflerimiz yüzünden. Yine de eldeki olanaklarla mini tatiller, kaçamaklar yapmalıyız yeniden okula, işe başlayacağız, yorulacağız umuduyla.

Aklıma ortaokul yıllarındaki yazlarımız geldi. Tutto l’anno (bütün yıl) yazı bekleyip, yaz birden gelince denize gitmek için şehirden ayrılan arkadaşlarımız olmayınca kendimizi işe yaramaz hissettiğimiz troppo azzuro, troppo lungo öğleden sonraları. Evdeki en serin yere konuşlanmak için ablamla köşe kapmaca oynadığımız, kavga ettiğimiz, bir kanepede akşama kadar kitap okuduğumuz, uzun sıcak yaz günleri.

Annem, kendimizi işe yarar hissedelim diye credo (sanırım), bazen temizlik konusunda yardım alırdı bizden. Şimdi duysa kızar, “Kırk yılın başında bir şey yapardınız, okuyan da bacak kadar çocuklara iş yaptırdım sanacak, sil çabuk onu münasebetsiz” der.

Gerçekten de hep el üstünde tutulduk ama işte bazen el altında olunca spolverare (toz almak) ve strofinare pavimenti (yerleri silmek) için yardıma çağrılırdık. Yerleri silerim ama yazdıklarımı asla, demokrasi ve basın özgürlüğü yok mu bu ülkede?

Ablam hak, hukuk, adalet ilkesinden taviz vermeyerek salon benim, odalar, koridor ve banyo senin diye adil bir iş bölümü yapardı aramızda. Ortada bir su kovası, herkes kendi alanında çalışırdı müzik eşliğinde. Ben severdim aslında bu faaliyeti, un bel esercizio (güzel bir egzersiz), gioco con l’acqua (suyla oyun) ve aiuto a mamma (anneye yardım) olurdu.

Ama iş bittiğinde neden hep più stanca (daha yorgun) olurdum hâlâ anlamış değilim, en iyisi ablama bir sorayım!

Cenerentola
Külkedisi

Come state, tutto bene?

Nasılsınız, her şey yolunda mı?

Stare fiiline aşina olduğunuzu düşünüyorum. Come stai? (nasılsın) sorusu ve Sto bene (iyiyim) cevabını mutlaka duymuşsunuzdur. Genelde iyi olduğumuzu söylüyoruz ama çok iyiysek Sto molto bene, iyice isek Sto benino, az iyiysek Poco bene, şöyle böyleysek Così così, fena değilsek Non c’è male ve kötüysek Sto male diyebiliriz.

Speriamo (umalım, inşallah) bu son cevabı hiç vermek zorunda kalmayız.

Ama tabii karantina günlerinde bu durumların hepsini yaşadık ve durumlar arasındaki ani geçişleri hayretle izledik kendimizde, çevremizde ve telefonun ucundaki yakınlarımızda. Ben şahsen così così dururken benissimo oluverdim, ya da bene görünürken malissimo oldum aniden ama size pek belli etmedim. Tam benino olduk derken yeni sayılar içimizi karartmaya başladı yeniden.

Ama bu milletin salgın kontrol altında, normalleşmeye başlıyoruz dendiği an kontrolden çıkıp anormalleşmeye başlayacağı belli değil miydi? Aralarda mesafe çubuklarıyla halay çekmek ne ya?

Non c’è male diyebilirsek şükür bu yaz!

Stare fiili aynı zamanda o anda yapmakta olduğumuz bir şeyi ifade etmemize yardımcı olur. Presente Indicativo hem geniş zaman, hem de şimdiki zaman için kullanılabilir ama bazen daha belirgin bir şekilde anlatmamız gerekebiliyor.

İşte stare fiili o anda imdadımıza yetişiyor. Stare fiilini geniş zamanda çekip yanına fiilimizi –ando (mastar hali –are ile biten fiiller) veya –endo (mastar hali –ere ve –ire ile biten fiiller) eki ile gerundio olarak eklersek şimdiki zamanda cümle kurmuş oluyoruz.

Matteo sta mostrando la foto della sua famiglia

Stanno Tutti Bene filminde trendeki yol arkadaşlarına gururla ve ısrarla ailesinin fotoğraflarını gösteren Matteo, onları baydığını anlayınca Sto disturbando? (rahatsız ediyor muyum) diye soruyor ama aslında oradaki
belli belirsiz vurgu ile aynı zamanda Sto disturbando (rahatsız ediyorum) diyordu.

Sto aspettando l’autobus (otobüs bekliyorum)

Stiamo mangiando spaghetti

Stiamo mangiando spaghetti (spagetti yiyoruz)

Che cosa stai ascoltando? (ne dinliyorsun)

Chi sta leggendo questo libro?

Stanno guidando da dieci ore (on saattir araba kullanıyorlar)

Chi sta leggendo questo libro? (bu kitabı kim okuyor)

-ando, -endo ekini alırken kuralsız davranan fiillerin sayısı yok denecek kadar az.

Bizim sıklıkla kullanacağımız fiilerden kuralsız olanlar fare, dire, tradurre ve bere.

Sto bevenedo un espresso

Bu fiillerin gerundio halleri facendo, dicendo, traducendo ve bevendo. Bere (içmek) fiili yine bevere davranışı sergiliyor!


Ora sto passando ad un altro uso del verbo stare (şimdi stare fiilinin başka bir kullanımına geçiyorum)

Stare fiili, yapmak üzere olduğumuz bir şeyi dile getirmemize de yardımcı olur. Stare fiilini çektikten sonra per ve ikinci bir fiilin mastar halini eklersek kolayca anlatabiliriz ne yapmak üzere olduğumuzu:

Stanno per dormire

Stanno per dormire? (uyumak üzereler mi)

Sto per arrivare (varmak üzereyim)

Sta per partire (yola çıkmak üzere)

State per cominciare (başlamak üzeresiniz)

Stiamo per finire Presente Indicativo, pazienza!

(Prsente Indicativo zamanını bitirmek üzereyiz, sabır)

Presente Indicativo, verbi irregolari

Geniş Zaman ve Şimdiki Zaman, kurallsız fiiller!

Kurallı olan fiillerin geniş zaman çekimlerini dün öğrendik. Mastar ekini atıp belirli ekleri getirerek, verdiğim listelerdeki tüm kurallı fiilleri bu zamanda kolayca kullanabilirsiniz.

Ancak, kuralsız olan fiillerin çekimini ezberlememiz gerekiyor. Bol bol cümle kurarsak konuşurken rahat gelir aklınıza, sırayla tüm şahıslar için tek tek sayıp bulmak sıkıntılı oluyor, öyle alışmayın. Kurallı fiiller için de geçerli bu tabii ki, pratik yaparak alışmalıyız ve konuşurken doğal olarak aklımıza gelmeli doğru fiil çekimi.

Essere ve avere fillerini daha önce ayrı olarak görmüştük. Onları başa alarak, sık kullanacağınız diğer kuralsız fiillerin çekimini de veriyorum:

essere (olmak) – sono, sei, è, siamo, siete, sono

avere (sahip olmak) – ho, hai, ha, abbiamo, avete, hanno

stare (bir durumda olmak) – sto, stai, sta, stiamo, state, stanno

andare (gitmek) – vado, vai, va, andiamo, andate, vanno

venire (gelmek) – vengo, vieni, viene, veniamo, venite, vengono

sapere (bilmek) – so, sai, sa, sappiamo, sapete, sanno

dare (vermek) – do, dai, dà, diamo, date, danno

fare (yapmak) – faccio, fai, fa, facciamo, fate, fanno

bere (içmek) – bevo, bevi, beve, beviamo, bevete, bevono

uscire (dışarı çıkmak) – esco, esci, esce, usciamo, uscite, escono

salire (yukarı çıkmak) – salgo, sali, sale, saliamo, salite, salgono

dire (demek, söylemek) – dico, dici, dice, diciamo, dite, dicono

scegliere (seçmek) – scelgo, scegli, sceglie, scegliamo, scegliete, scelgono

sedere (oturmak) – siedo, siedi, siede, sediamo, sedete, siedono

udire (duymak) – odo, odi ode, udiamo, udite, odono

morire (ölmek) – muoio, muori, muore, moriamo, morite, muoino

Essere, avere, stare andare, venire fiillerini öncelikle ezberleyin derim, en çok onları kullanacaksınız.

Kuralsız fiillerden tradurre (tercüme etmek) fiili ise mastar hali –ere ile biten fiiller grubunda, ancak –rre ile bitiyor.

Bu fiilin geniş zaman çekimi: traduco, traduci, traduce, traduciamo, traducete, traducono

Introdurre (tanıştırmak) de –rre ile biten ve aynı şekilde çekilen (introduco, introduci, introduce, introduciamo, imntroducete, introducono) bir kuralsız fiil. Ancak tanıştırmak anlamında presantere (sunmak) fiiline rastlayacaksınız neredeyse her zaman. Introdurre ise başlatmak, içeri almak, yerleştirmek gibi farklı anlamlarda da kullanılır.

Lei beve troppo caffè
Çok kahve içiyor

Bere (içmek) fiili öğreneceğimiz tüm zamanlarda kuralsızlar listesinde olmasına rağmen mastarı bevere olan kurallı bir fiil gibi davranıyor neredeyse her fiil çekiminde.

Anch’io (ben de) bevo troppo caffè!

Presente Indicativo, verbi regolari

Geniş Zaman ve Şimdiki Zaman, kurallı fiiller!

Essere (olmak) ve avere (sahip olmak) fiillerinin geniş zaman çekimlerini ve soru sözcüklerini öğrenip cümle kurmaya başlamıştık, şimdi sıra diğer fiillerde.

Hem geniş zaman, hem de şimdiki zaman için Presente Indicativo kullanacak, kurduğumuz cümlelere farklı vurgularla farklı anlamlar verip soruya dönüştüreceğiz.

Yani una fava (bir bakla tanesi) ile due piccioni (iki güvercin) avlayacağız!

İtalyanca’da mastar halindeki fiiller -are, -ere veya -ire mastar ekleriyle biter.

Daha önce öğrendiğimiz essere ve avere kuralsız fiillerdi.

Neyse ki çekimleri kuralsız olan fiillerin sayısı çok fazla değil. Biz öncelikle kurallı fiillerin bu zamanda, mastar ekini attıktan sonra, hangi ekleri aldığına birer örnekle bakalım. Fiillerimiz preparare (hazırlamak), prendere (almak) ve partire (yola çıkmak, ayrılmak) olsun.

Burada hemen dikkat çekmek istediğim şey, diğer şahıslardan farklı olarak üçüncü çoğul şahıs (loro) çekiminde preparaano diye a harfini uzatarak değil, preparAno diye vurgu yaparak kısa okuyacağız. Benzer şekilde, prendoono ve partoono değil, prendOno ve partOno gibi kısa vurgulu okuyacağız. Bunu en başta doğru öğrenmemiz gerekir, yanlış alıştıktan sonra düzeltmek zor oluyor.

Bu çekilmiş fiillerden rastgele birkaç tane seçip ne anlamlara gelebileceğini görelim:

preparo – hazırlarım, hazırlıyorum, hazırlar mıyım, hazırlıyor muyum, hazırlayayım, hazırlayayım mı

prepara – hazırlar, hazırlıyor, hazırlar mı, hazırlıyor mu ve resmî hitap ile hazırlarsınız, hazırlıyorsunuz, hazırlar mısınız, hazırlıyor musunuz

prendi – alırsın, alıyorsun, alır mısın, alıyor musun

prendiamo – alırız, alıyoruz, alır mıyız, alıyor muyuz, alalım, alalım mı

partite – ayrılırsınız, ayrılıyorsunuz, ayrılır mısınız, ayrılıyor musunuz

partono – ayrılırlar, ayrılıyorlar, ayrıırlar mı, ayrılıyorlar mı

Şimdi alfabetik sıraya göre –are, –ere ve –ire mastar ekleri ile biten düzenli fiilleri listeliyorum. Verdiğimiz örneklere göre bu fiilleri çekip cümleler kurabilir öğrendiğimiz soru sözcükleri ile soru cümleleri kurabilirsiniz.

-are ile biten kurallı fiiller:

abitare, aiutare, arrivare, ascoltare, aspettare, ballare, cambiare, camminare, cantare, cenare, cercare, chiamare, cominciare, comprare, contare, dimenticare, domandare, firmare, fumare, giocare, girare, guardare, guidare, gustare, imparare, insegnare, invitare, lasciare, lavare, lavorare, mangiare, mostrare, notare, nuotare, pagare, parlare, passare, pensare, portare, pranzare, provare,
raccontare, regalare, regolare, ricordare, ritornare, sembrare, sperare, studiare, tagliare, tirare, trovare, viaggiare

-ere ile biten kurallı fiiller:

accendere, assistere, assumere, attendere, cadere, chiedere, chiudere, condividere, conoscere, correre, credere, crescere, decidere, dividere, esistere,
insistere, leggere, mettere, nascondere, perdere, permettere, piangere, prendere, promettere, ridere, risolvere, rispondere, rompere, scendere, scrivere,
sorridere, spendere, spingere, succedere, temere, trasmettere, vedere, vincere, vivere

-ire ile biten verbi regolari:

aprire, avvertire, bollire, coprire, dormire, fuggire, inghiottire, investire, mentire, offrire, seguire, sentire, servire, soffrire, vestire

-ire ile biten şu fiillerde ise birinci, ikinci ve üçüncü tekil ile üçüncü çoğul şahısta kök ve geniş zaman eki arasına –isc– girecek ve kurallı fiiller gibi çekilecek:

capire, finire, garantire, gestire, preferire, proibire, pulire, punire, spedire

Bunlardan capire (anlamak), finire (bitirmek), spedire (göndermek) ve preferire (tercih etmek) fiillerinin çekimine bakalım:

capisco, capisci, capisce, capiamo, capite capiscono

finisco, finisci, finisce, finiamo, finite, finiscono

spedisco, spedisci, spedisce, spediamo, spedite, spediscono

preferisco, preferisci, preferisce, preferiamo, preferite, preferiscono

Capisci, vero?

Sizi yardımcım Alessandro ile baş başa bırakıyorum, kurallı fiillerin şimdiki zaman çekimini anlatacak. Bu dersi kitabımdan aldım, benim anlattığım şekilde ve sırada olduğu için en uygun bu videoyu buldum.

Una persona madrelingua olması da ayrıca önemli tabii:

Bu kanaldaki diğer videolara da baktım şimdi, benim tarzımla (delimsi) bire bir örtüşüyor, çok sevindim. Pratik amaçlı videoları oradan paylaşacağım.

Daha önce anlattığım avere (sahip olmak) fiiilini tekrarlamak isterseniz:

Domani impariamo i verbi irregolari (yarın kuralsız fiilleri öğreniyoruz)!

Not: Yalnızca ders notlarına bakmak için soldaki Gramer kategorisinde topladığım yazıları görüntülemenizi öneririm, eskiden yeniye doğru.

Daha önce yayınladığım konularla ilgili güzel videolar ekliyorum, isterseniz tekrar üzerinden geçin!

Il libro è ancora meglio

Kitap daha da iyi!

İtalyanca’da ancora meglio aslında daha da iyi anlamına gelir, ancak ancora sözcüğünün hâlâ anlamını düşünüp tam (ama hatalı) bir çeviri yaparsak hâlâ daha iyi anlamı çıkar.

Dün Eat Pray Love kitabını şöyle bir karıştırıp hatırlamak için elime aldım ve bırakamadım. Daha giriş yazısından öyle çekti ki beni içine, rileggere (yeniden okuma) kararı aldım. Daha önce okumamış gibi hissettim, unutmuşum. Bence her iki anlamıyla kitap ancora meglio: daha da iyi ve hâlâ daha iyi!

Film veramente (gerçekten) güzel, oyuncular başarılı ve sevdiğimiz oyuncular, görseller harika ve üç ülkeye de gidip o ruhu yaşıyoruz ama kitapta Elizabeth Gilbert samimi ve mizahi anlatımıyla bizi de çekiyor hikâyesinin içine. Doğallığına ve içtenliğine hayran olmamak elde değil. A volte (bazen) en yakınımıza açamadığımız, hatta kendimizden gizleyip yüzleşmek istemediğimiz duyguları, inanç arayışını, kendini iyileştirme çabalarını gayet açık ve net anlatıyor.

Dıştan bakan birinin hiçbir olumsuz yön bulamayacağı yaşantısında kendini içinde bulduğu çıkmazı, kaçma ve kendini kurtarma isteğini çevreyi suçlamadan, aksine çuvaldızı kendine batırarak dile getiriyor. Bence en çarpıcı sahne, alle piccole ore (gecenin geç saatlerinde) New York’ta yeni aldıkları kocaman evin banyosuna sığınıp yerde, dizlerinin üstünde ağlayarak dal Dio (Tanrıdan) yardım dilediği sahne. Ancak işi düşünce yaptığını itiraf ettiği bu yakarışı birbirini izleyen 47 gece boyunca yapmış olduğunu ve bu son yakarışı, ruhunu iyice darmadağın eden 9/11 felaketinden iki gün önce, yani 9/9 gecesi yaptığını filmde anlayamıyoruz.

Artık evli olmak istemiyorum cümlesi adeta il suo mantra (mantrası) oluyor, yaşı geldiği için çocuk yapması gerektiği fikri ise içini daraltıyor çünkü bebek istemiyor. Çalıştığı derginin onu gigantico (dev) bir mürekkep balığı hakkında araştırma yapmak için Yeni Zelanda’ya gönderdiğinde duyduğu heyecanı anlatıp, böyle bir heyecan duyana kadar bebek sahibi olmaması gerektiğine karar veriyor.

İnsanın hayattan ne istediğini ve özellikle ne istemediğini bilmesi, kendini tanıması çok önemli. Tradizioni (gelenekler), sözlü kurallar, ailenin ve çevrenin beklentileri, yaşın gerektirdikleri gibi içsel olmayan, kişinin doğasına aykırı düzenler eninde sonunda patlak veriyor. Tıpkı başarıyla yürütülen ama bir iç sesin sürekli sen buraya ait değilsin diye fısıldayıp huzur kaçırdığı bir lavoro (iş) gibi!

Liz, kitabına Hinduların ve Budistlerin ibadet sırasında kullandıkları, diğer zamanlarda boyunlarına taktıkları 108 boncuklu mantra tespihi japa mala’lardan bahsederek başlamış. Haçlıların per le guerre (savaşlar) için gittikleri Doğudan japa mala’larla ibadet fikrini Avrupa’ya getirip kendi inançlarına göre bir tespih tasarladıklarını yazmış.

Hristiyanların yaygın olarak kullandığı tespihlerde toplam 59 boncuk var. Dört tane iri boncukla ayrılan, her biri on boncuk içeren beş grup ve birleşim yerinden uzayan ipin üzerinde beş boncuk, en uçta da bir haç. Her bölümdeki on boncuk, un decennio (bir on yıl) temsil ediyor.

Liz, il migliore (en iyi) dizilimin geleneksel japa mala’lardaki 108 boncukluk dizilim olduğunu çünkü bu sayının üçün katı üç basamaklı bir sayı olup iki rakamın toplamı olan dokuzun ise üç kere üç olduğunu, üç rakamının tanrısal bir dengeyi temsil ettiğini söylüyor. Yani Allah’ın hakkı üç dediğimiz şey!

Kendisi de bu yolculuğa equilibrio spirituale (ruhsal denge) arayışında çıktığı için kitabını bir japa mala gibi tasarlamayı düşünmüş. Her biri bir japa mala boncuğunu temsil eden 108 öykü yazmış ve üç ülkeye eşit dağıtmış bu öyküleri. Her bölüm numarasının altında da bir boncuk resmi var. O kadar gezmiş, kafayı toparlamış güya ama bu içsel denge ve huzur bulma deneyimini yazarken neler düşünmüş!

Böylece her ülkeye 36 öykü ayırmış oluyor ve sıkı durun, kitabı yazarken tam 36 yaşındaymış. Ancak, bu iki rakamın ayrı ayrı üçe bölünebildiğinin ve toplamlarının üç kere üç dokuz olduğunun farkında değil, ben hemen yakaladım tabii. Ayrıca, birinci rakam üçün bir katı ve ikinci rakam da iki katı, bir ile ikiyi toplayınca kaç eder?

Ben daha aşrama gitmeden bu delirio (delirium, Türkçesi deliriyom) kıvamındayım. Hazır çakralarım bu kadar açılmışken ve yaşımın rakamlarının toplamı üçe bölünüyorken, bizim tespih düzeninde 33’er öyküden oluşan üç bölümlük bir kitap yazmaya başlayayım diyorum cosa ne dite (ne dersiniz)?

Önsöze de bir imame resmi koysam!

Not: İngilizce tespih rosary olduğu için haklı olarak İtalyancasının rosario olması gerektiğini düşünebilirsiniz ama maalesef corona del rosario, insan çekinir eline almaya!

Not 2: Oynatmaya az kaldı demiştim, ciddiye almadınız değil mi? İşte geldi o an! Bu hafta ders yapalım bari de dağılan zihnimi toparlayayım biraz.