L’italiano di Toto Cutugno

Hafta sonuna Toto Cutugno’nun tüm zamanların şarkısı L’italiano ile girmeye ne dersiniz? The Gypsy Queens’in bu klip eşliğindeki yorumu bana her defasında iyi geliyor.

Sözlerini de vereyim, birlikte mırıldanabilir veya balkona çıkıp bağıra çağıra söyleyebilir, dans edebilirsiniz. Eminim katılan da olur, kimsenin kimseyi yadırgayacak hali kalmadı. Artık tüm dünyada herkes deli, ne yapsak yeri!

Lasciatemi cantare
Bırakın şarkı söyleyeyim

Lasciatemi cantare
Con la chitarra in mano
Lasciatemi cantare
Sono un italiano

Buongiorno Italia, gli spaghetti al dente
E un partigiano come presidente
Con l’autoradio sempre nella mano destra
Un canarino sopra la finestra

Buongiorno Italia con i tuoi artisti
Con troppa America sui manifesti
Con le canzoni, con amore
Con il cuore
Con più donne e sempre meno suore

Buongiorno Italia, buongiorno Maria
Con gli occhi pieni di malinconia
Buongiorno Dio
Lo sai che ci sono anch’io

Lasciatemi cantare
Con la chitarra in mano
Lasciatemi cantare
Una canzone piano piano

Lasciatemi cantare
Perché ne sono fiero
Sono un italiano
Un italiano vero

Buongiorno Italia che non si spaventa
Con la crema da barba alla menta
Con un vestito gessato sul blu
E la moviola la domenica in TV

Dal film Otto e Mezzo di Fellini
Fellini’nin Sekiz Buçuk filminden


Caruso di Lucio Dalla

Enrico Caruso
(1873-1921)

Caruso, 2012 yılında ölen İtalyan şarkıcı, şarkı sözü yazarı, müzisyen ve aktör Lucio Dalla’nın, kısacık hayatına büyük başarılar sığdırmış ünlü Napolili tenor Enrico Caruso için besteleyip ona ithaf ettiği efsane şarkıdır.

Lucio Dalla
(1943-2012)

Lucio Dalla müzik hayatına erken yaşta, şimdi ünlü bir yönetmen olan arkadaşı Pupi Avati ile başlamış. Avati, gruptan ayrılma nedenini Dalla’nın müzik yeteneği altında ezildiğini hissetmesi olarak açıklıyor ve 2005 yılında çevirdiği Ma quando arrivano le ragazze? filminde Lucio Dalla ile olan arkadaşlığından ilham aldığını söylüyor.

Lucio Dalla, Il Corriere della Sera gazetesi ile yaptığı bir röportajda bu şarkısının ilham kaynağını ve anlamını anlatmış. Sorrento’da Grand Hotel Excelsior Vittoria’da tesadüfen yıllar önce Enrico Caruso’nun ölmeden önce bir süre kaldığı odada kaldığını öğrendiğinde ve yaşadığı aşkın hikâyesini dinlediğinde çok etkilenerek yazmış bu şarkıyı.

Söylentiye göre, Enrico Caruso bir akşam oteldeki hasta yatağından kalkıp bulunduğu kıyının en ucunda bir kayanın üzerinde şarkı söylemiş o muhteşem sesiyle ve çevredeki balıkçılar bir araya gelip saatlerce onu dinlemiş.

Bu Enrico Caruso’nun son konseri ve son gecesiymiş zaten.

Dorothy Caruso
(1893-1955)

Caruso belki de en güzel İtalyan aşk şarkısıdır. Ölmek üzere olan bir adamın sevdiği kadının gözlerinin içine bakarak dile getirdiği duyguları içeren sözlerinde Enrico Caruso’nun hayatından insanlar ve yerler vardır. Lucio Dalla’nın şarkısındaki yeşil gözlü kadın ise Enrico Caruso’nun ölmeden üç yıl önce evlendiği Dorothy Park Benjamin.

Lucio Dalla şarkıyı Napoli lehçesinde yazdığı için Sorrento, Surriento olarak geçiyor. Tıpkı Te voglio bene assai olarak duyacağınız Ti voglio bene sai (seni çok seviyorum) gibi.

Biz hep Ti amo (amare fiilinden) ifadesini biliriz seni seviyorum anlamında. Ti amo karşı cinse olan aşkı anlatmak için kullanılır. Amare fiili başka bir nesne ile kullanıldığında ise çok sevmek anlamına gelir (amo la pizza, amo questa città).

Ti voglio bene ise anneye, babaya, kardeşe, arkadaşa veya diğer bir yakınımıza duyduğumuz sevgiyi belirtmek için kullanılır. Seni seviyorum anlamında kullanılır ama tam çevirisi senin için iyi olanı istiyorum’dur.

Aşk acısını “Ti amo’dan Ti voglio bene’ye düştük” diye tek cümle ile özetleyen arkadaşımı “Unutma bir de Ti odio (senden nefret ediyorum) var, Ti voglio bene’de kalmak iyidir” diyerek avutmaya çalışmıştım.

Ancak şimdi Caruso’nun sözlerine tekrar bakınca Ti amo’dan Ti voglio bene’ye düşülmediğini, aksine çıkıldığını düşünüyorum. Ti amo’yu da kapsayan çok daha büyük bir sevgiyi ifade ediyor bence.

Sonuçta, koskoca Lucio Dalla da Enrico Caruso’nun tutkuyla aşık olduğu karısına vedasını yazarken Ti amo dememiş, değil mi ama!

Hep Luciano Pavarotti’den dinlemeye alışık olduğumuz ve artık Andrea Bocelli’den dinlemeyi çok sevdiğimiz Caruso‘yu bir de bestecisi Lucio Dalla’dan dinleyelim:

Julio Iglesias, Laura Pausini, Mina, Al Bano, Josh Groban ve Lara Fabian gibi şarkıcıların da söylediği bu güzel şarkının İtalyanca ve Türkçe olarak Fatih Erkoç yorumu:

Umarım keyifle okumuşsunuzdur ve dinlemişsinizdir, müzik sarmalasın ruhumuzu.

Vi voglio bene sapete (sizi seviyorum biliyorsunuz) ma tanto tanto bene (ama çok çok)!

Lucio Dalla

Lo Shampoo

Günlük, sıradan ve koşuşturma dolu hayatlarımızda durup düşünmeye zaman ayırmadığımız konular, Giorgio Gaber’in penceresinden baktığımızda büyük anlam kazanır çoğu zaman.

Politika ve ağır kavramların bir entelektüel ve hiçbir şey bilmeyen bir kişi arasındaki diyalogda işlendiği Dialogo tra un impegnato e un non so albümünde Lo Shampoo şarkısı hoş bir sürprizdir örneğin.

Son derece bezgin bir sesle söylemeye başladığı Lo Shampoo şarkısının ilk dizelerinde chiuso in casa a pensare (düşünmek üzere eve kapanan), yozlaşmış bir hayat içinde una brutta giornata (kötü, çirkin bir gün) yaşayan bir adam görüyoruz. Non c’è niente da fare ve non c’è via di scampo (yapacak bir şey ve kaçıştan başka yol yok) diye düşünen adam banyo yapmaya karar verir.

Una strana giornata (tuhaf bir gündür) ve non si muove una foglia (bir yaprak bile kıpırdamaz). Kafası pamukla doldurulmuş gibi olduğu ve hiçbir istek duymadığı için per forza (kesinlikle) bir şampuan yapması gerektiğini düşünür.

İşte bu andan itibaren şarkıdaki ruh hali değişmeye başlar. Shhh su sesi ile birlikte bu sesin olduğu fiillerle (scende l’acqua, scroscia l’acqua) suyun indiğini, aktığını duyuyor, adeta suyu üzerimizde hissediyoruz.

Derken calda, fredda, calda diye suyun sıcaklığı ayarlanıyor ve giusta diye doğru ısı yakalanıyor.

Sırada şampuan seçimi var. Keyfi yerine gelmeye başlayan adam, kırmızı ve sarı şampuana bakarken quale marca mi va meglio diye hangi markanın kendisi için daha iyi olacağını soruyor ve questa (bu) diyerek birinde karar kılıyor.

Su ve şampuan bir araya gelince tabii ki schiuma (köpük) çıkmaya başlıyor ve şarkı daha da neşeli bir hal alıyor. Yumuşacık, beyaz, hafif hafif gibi sıfatlarla betimlenen köpük, kaymağa ve kara benzetiliyor.

Burada duygusallaşan karakterimiz, konuşarak köpüğün iyi bir şey olduğunu söylüyor ve köpüğü üzgün ve yorgun olduğumuzda başınızı okşayan, kocaman beyazlar içinde bir anneye benzetiyor.

Lo Shampoo

Una brutta giornata
chiuso in casa a pensare
una vita sprecata
non c’è niente da fare
non c’è via di scampo
mah, quasi quasi mi faccio uno shampoo.

Uno shampoo?
Una strana giornata
non si muove una foglia
ho la testa ovattata
non ho neanche una voglia
non c’è via di scampo
devo farmi per forza uno shampoo.
Uno shampoo?
Scende l’acqua, scroscia l’acqua calda, fredda, calda…
Giusta!
Shampoo rosso e giallo, quale marca mi va meglio?
Questa!

Schiuma soffice, morbida, bianca, lieve
lieve sembra panna, sembra neve.
La schiuma è una cosa buona, come la mamma, che ti accarezza la testa
quando sei triste e stanco:
una mamma enorme, una mamma in bianco.
Sciacquo, sciacquo, sciacquo.

Ben burada şarkının su sesleri ile biten ilk bölümünü verdim. İkinci bölümde antiforfora (kepeğe karşı) şampuanın meglio (daha iyi) olduğuna ikna olduğunu dile getiren il Signor G, yine aynı özelliklerinden dolayı köpüğü insanın içini temizleyen saf bir şeye, süte ve ardından da kutsal bir şeye benzetiyor.

Şimdi bu şarkıyı Giorgio Gaber’in sesinden dinleyip ona eşlik etmeye ne dersiniz?

Not: Yazının girişinde koşuşturma dolu hayatlarımızdan bahsetmem tuhaf, bu tarz bir hayat nostaljik gelmiş olabilir, bu yazı kitabımdan

Fare uno shampoo (bir şampuan yapmak) her zaman iyi geliyor insana, karantina uzadıkça şampuan sıklığı artıyor!

Il Signor G

“Dove esistono una voglia, un amore, una passione, lì ci sono anch’io”
(Arzu, sevgi ve tutkunun olduğu her yerde ben de varım)
Giorgio Gaber

İtalya’da Il Signor G lakabıyla tanınan Giorgio Gaber, 64 yıllık yaşamına çok şey sığdırmış bir şarkıcı, besteci, söz yazarı, yorumcu, oyuncu ve oyun yazarıydı.

15 yaşında bir kaza sonucu elini aktif olarak kullanamamaya başlayan Giorgio, bir doktorun önerisi üzerine fizik tedavi amacıyla gitar çalmaya başlayıp hayatını adayacağı tutkusunu keşfetmiş.

Giorgio Gaber, İtalyan toplumunun ve politik hayatın gerçeklerini ironik, felsefi ama son derece sade ve sahici bir dille yansıtmıştır tüm albümlerinde, oyunlarında, televizyon şovlarında.

Il Signor G, özgün kişiliği ve sanatçı kimliğiyle kısa sürede kitlelerin sevgilisi olmuş, büyük bir iz bırakmıştır ülke halkının gönlünde.

İtalyan çocuk öyküleri yazarı Gustavo Roldán’ın 2010 yılında yayınlanan Il Signor G adlı kitabının öyküsü çölde geçiyor. Signor G hiçbir şeyin olmadığı, hiçbir şeyin büyümediği, her şeyin sonsuza kadar hareketsiz olduğu küçük bir köyde yaşar.

Bir gün Signor G’nin aklına tuhaf bir fikir gelir, daha doğrusu delice bir fikir: fazla sessiz olan köylerine birazcık müzik getirmek için çölde bir çiçek ekmek. Bilge komşular, çölde çiçek yetişmeyeceğini ve çiçeklerin müzik yapmayacağını bildikleri için Signor G’nin gerçekten çıldırmış olduğunu düşünürler.

Ancak, çok güzel bir bakım sayesinde harika bir çiçek açar ve çok sayıda kuş oraya üşüşür. Ve bu kuşlar, şarkılarıyla köy halkına müzik ve neşe getirirler.

“Signor G bir ülkede doğdu, büyüdü ve hep orada yaşadı.

Büyük bir sessizliğin sarmaladığı bir ülke”

Dal libro di Gustavo Roldán

İtalya’yı, ülkemizi ve tabii ki tüm dünyayı en kısa zamanda yeniden müziğin sarmalamasını diliyorum ve bu dileğimi evrene gönderiyorum!

Not: Dün sabah Ekrem İmamoğlu’nun (Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu için kısaca Il Signor B diyebiliriz) benzer ifadelerle Askıda Fatura uygulaması başlattığını, daha doğrusu benim Spesa Sospesa yazısını yazarken o anda konuyla bağlantılı veriverdiğim adı duyunca çok şaşırdım. Proje isminin telif hakkı bende falan diye çirkefleşmeyeceğim şu kriz ortamında, pijamamın cebindeki parayı bile harcayamadığım bir dönemde rant peşinde değilim. Çocuk iyi şeyler yapıyor aferin, hevesini kırmak istemem. Zaten bu aralar uğraşmadığı bir ben eksiğim

Ben haddimi bilerek asıl işim olan öğretmenliğe dönüyorum. Bu hafta derslerde ilerleyelim madem biraz!

Riferimenti e titoli

Hitap şekilleri ve unvanlar!

Tanımadığımız veya resmî olarak hitap ettiğimiz erkeklere Signore, kadınlara Signora ve genç kızlara Signorina diye hitap edeceğiz.

Un profumo dal Signor Ferragamo

Eğer kişiye soyadı ile hitap etmek istiyorsak Signor Bianchi, Signora Verdi ve Signorina Prodi diyebiliriz.

Bir kişiye doğrudan hitap etmeyip ondan üçüncü şahıs olarak bahsediyorsak articolo kullanmamız gerekiyor (il Signor Ferranti, la Signora Rossi, la Signorina Panciera).

Erkek çoğul olarak kullandığımız zaman ise evli bir çiftten bahsetmiş oluyoruz (i Signori Angeli).

Soyadı kullanmadan ise kişilerden il signore, la signora ve la signorina diye bahsedebiliriz (quella signora è un’insegnante di fisica)

Presidente, architetto, avvocato, dottore/dottoressa, professore/professoressa, ingegnere, direttore, senatore gibi meslekler de soyadı ile birlikte, unvan olarak bu hitap tarzları gibi kullanılır.

Ancak Signor Bianchi örneğinde olduğu gibi dottore, professore, ingegnere, direttore ve senatore sözcüklerinin son harfi olan –e düşer
(Dottor Leone, Ingegner Passini, Senator Ruggini).

Benzer şekilde, il mare (deniz) sözcüğü bir deniz adı verirken değişir (il Mar Mediterraneo, il Mar Rosso, il Mar Caspio, il Mar Nero, il Mar Egeo).

Marmara Denizi ise il Mar Marmara gibi bir tekerleme değil, il Mar di Marmara.

A proposito (bu arada), dottore ve dottoressa sözcükleri (ve unvanları) aynı zamanda üniversite mezunu erkekler ve kadınlar için kullanılıyor, insana doktora yapmış hissi veriyor!

İtalyan yönetmen Pietro Germi’nin 1966 Cannes Film Festivali’nde Altın Palmiye ödülünü Un homme et une femme ile paylaşan komedi filmi Signore e Signori’den qualche scena (birkaç sahne):

Dal film Signore e Signori di Pietro Germi
Pietro Germi’nin Signore e Signori filminden

Sırp-İtalyan oyuncu Desanka (takma adı Beba ) Lončar niye güldüğü sorulunca Non lo so diyerek nedenini bilmediğini söyleyip Perché ridi tu? (sen neden gülüyorsun) diye soruyor.

Bilmem bu size de oluyor mu ama benim başıma pek sık gelmeye başladı artık. Sinirler hayli (yani highly) bozuk ve evet bir de ridere senza motivo è contagioso (sebepsiz gülmek bulaşıcıdır)!

Not: Bu arada, bir kalabalığa hitap ederken İtalyanca’da da bizdeki sırada söyleniyor, Signori e Signore

Devamını bilen bilir ama bilmeyenler için söyleyelim, Baylar Bayanlar, merdivenden kayanlar!

Dieta GM

GM Diyeti!

Kadınlar genellikle güzellik ve formda kalma sırlarını, hatta bazen pasta tariflerini bile paylaşmaz ama corona paylaşmayı öğretti bana. Artık ayna ayna söyle bana demiyorum, zaten aynaya da bakmıyorum.

Tek dileğim sizleri yeniden görebilmek ve bu nedenle karantina bittiğinde evlerimizin kapısından sığıp çıkabilecek bir ebatta ve kanatlarımızın taşıyabileceği bir ağırlıkta olmamız!

Bu nedenle, hazır evdeyken rahatça yapabileceğiniz 7 günlük GM diyetimi yazayım dedim bugün. Ben bu diyeti beş yıl önce keşfettim. Bir buçuk ay sonra gideceğim bir yaz tatili öncesinde kış ağırlığını atmak istiyordum ama çok az zamanım vardı.

Google’a çaresizce çok kısa sürede nasıl kilo verebilirim gibi samimi bir soru sordum. İngilizce sordum, daha fazla ve güvenilir seçenek bulup kendime uygun olanını seçmek için. Ve şansıma karşıma benim için en uygun olan diyet planı çıkıverdi. Hem de ABD Tarım Bakanlığı ve FDA’nın desteğiyle geliştirilip John Hopkins Araştırma Merkezinde test edilmiş GM Diet!

80’li yıllarda General Motors’un çalışanları için geliştirdiği söylenen ama kökeni tam olarak bilinmeyen sağlıklı bir detoks diyeti. Ben hemen sarıldım bu diyete çünkü kibrit kutusu kadar peynir gibi belli saatlerde belli ölçülerde bir şeyler yemeyi dikte etmiyordu. Gayet lezzetli, esnek bir diyetti, kafama yattı.

Il primo giorno: İstediğiniz zaman, istediğiniz miktarda muz hariç meyve, daha etkili sonuç için bol kavun, meyve suyu (succo di frutta) yok, 8-10 bardak su

Il secondo giorno: İstediğiniz zaman, istediğiniz kadar sebze, tercih sırasına göre çiğ, haşlanmış ve ızgara, ben yemiyorum ama yiyecekseniz sadece sabah bir adet haşlanmış patates, 8-10 bichieri di acqua

Il terzo giorno: Yine serbest miktarlarda ve saatlerde meyve ve verdure (sebze), 8-10 bardak su, meyve suyu yok

Il quarto giorno: Potasyum takviyesi için 6 büyük veya 8 küçük muz ve 3 bardak tercihen yağsız latte (süt), 8-10 bardak su

Gün boyu yarım bardak sütle yarım muz gayet tok tutuyor, isterseniz öğünlerde birer muz olabilir, önemli olan yatmadan acıkmamak için hemen tüketmemek hakkınızı, sona bir muz saklayın.

En sevdiğim, en zahmetsiz gün. Bu kadar uzun yazmamdan bellidir. Muz sevmeyenler için bir alternatif görmüştüm bir yerde ama neydi hatırlamıyorum. Bu güzelim meyveyi sevmeyen varsa ceza olarak kendi bulsun!

Il quinto giorno: Bir büyük kase haşlanmış pirinç (varsa kahverengi, yoksa sorun değil), 5-6 büyük pomodori (domates) veya 12-14 cherry domates, ürik asit fazlalığını dengelemek için 10-12 bardak su, vejetaryen değilseniz pirinç yerine makul miktarda yağsız kırmızı veya beyaz et (250-300 g) olabiliyor

L’insalata di riso
Pirinç salatası

Il sesto giorno: Yine una ciotola di riso (bir kase pirinç) veya et, serbest miktarlarda ve saatlerde sebze, 8-10 bardak su

Il settimo giorno: Preferibilmente (tercihen) pirinç veya yine et, serbest miktarlarda ve saatlerde sebze, 3-4 bardak taze meyve suyu, 8-10 bardak su

Günlerin sırasını değiştirmemek gerekiyor unutmayın. Bir de acıkmayı beklemeden sürekli atıştırmak öneriliyor. İlk gün biraz halsizlik ve/veya kahvesizlikten baş ağrısı olabilir, geçiyor.

Gün boyu yeşil çay veya bitki çayı içebilirsiniz, kahve yok ama detoks olsun demezseniz abartmadan şekersiz çay ve sütsüz kahve olabilir. Ben günde bir fincan azıcık demli çay ve bir Türk kahvesi içiyorum. İlk denememde bir damla dahi çay veya kahve içmemiştim. Ama şimdi bu keyfi esirgemiyorum kendimden!

İlk yaptığımda et seçeneğini bilmediğim için hep pirinç yedim, beşinci gün biraz acıkıp kaçamak biraz daha pirinç yemiştim. O gün için et planlasanız daha iyi olur bence.

Bir hafta sonunda aniden mucizevi bir kilo kaybı oluyor, sanki bir heykeltıraş gelip yontmuş gibi uyanıyor insan son sabaha. Güzel ödem attırıyor, yağ yakıyor, cilt ve uyku düzeni üzerinde çok etkili. Kaybedilen kilo kişiye göre değişe de 4-6 kg civarında olacaktır. Ve asıl güzel olan, bu şekilde de doyduğunuzu, gün boyu ne kadar gereksiz atıştırdığınızı anlıyorsunuz ve bu farkındalık oldukça uzun sürüyor. Yani hemen eski düzene geçilip kilo alınmıyor.

Grazie al mio metabolismo (metabolizmam sayesinde) çok iştahlı olmama rağmen daha önce bir kez bile rejim yapmamıştım. Hiç işkence çekmeden, sevdiğim lezzetlerle özgürce umduğumdan fazla kilo verince, üç hafta sonra daha esnek bir uygulama ile bir tur daha yaptım ve gayet özgüvenli bir şekilde tatilime gittim.

Bir gram bile veremeseniz dahi, kendinizi bu süre içinde alacağınız kilolardan, bol miktarda tüketeceğiniz antioksidanlar sayesinde coronadan korumuş olacaksınız!

Not: Beş yıldır her bahar yapıyorum bu diyeti. Bir ay arayla tekrarlayabilirsiniz. Başımıza gelecekleri öngörüp karantinaya girer girmez yapmıştım. Şu an ikinci turun beşinci günündeyim.

Bir de karantinadan çıkmadan yaparım herhalde: giriş, gelişme sonuç!

Attacchiamoci alla vita
Hayata tutunalım

Spesa sospesa

Askıda market alışverişi!

Caffè Sospeso (askıda kahve) yüz küsur yıl önce Napoli’de başlamış olan bir gelenek, bir sosyal sorumluluk projesidir. Bir bar‘da kahve alırken fazladan bir fincan kahve için daha ödeme yapıp tanımadığınız, yoksul birine kahve ısmarlayarak kahve keyfinizi artırmanın, anlamlandırmanın yoludur.

Mettici il cuore
Yüreğinizi koyun

Bizde de askıda ekmek olarak yaygınlaşmış, askıda kahve olarak denenip pek oturmamış ve hatta 80’li yıllarda Karadeniz’de askıda çorba adıyla benzeri uygulanmış bu projeyi İtalyanlar şimdi Spesa Sospesa adıyla süpermarketlerde uyguluyor. Market alışverişini yapıp çıkan müşteriler fazladan aldığı bir ürün paketini süpermarketin dışındaki büyük kutuya bırakıyor, ihtiyacı olanlar gidip o kutudan istediklerini alabiliyor.

Veren elin alan eli görmediği bu uygulama bizde de başlatılsa ne güzel olur aslında. Ama bir örgütle bağlantılandırılıp ömrümüzün kalan kısmını evden daha dar, balkonsuz bir hapishanede geçirmek zorunda kalabiliriz. En iyisi, bu fikri sızdırıp ‘onlar’ akıl etmiş gibi uygulamaya sokmalı!

Siamo angeli con un’ala soltanto e possiamo volare solo restando abbracciati

Luciano de Crescenzo

(Tek kanatlı melekleriz, yalnızca birbirimize sarılarak uçabiliriz)

Blog yazmaya yeni başladığımda 16 Şubat’ta hakkında yazdığım ve ondan iki gün önceki Buon San Valentino yazımda çok sevdiğim bu sözünü paylaştığım Luciano de Crescenzo’nun Caffè Sospeso adında bir kitabı var. Crescenzo, bu eğlenceli kitabında çok sayıda makalesini bir araya getirmiş ve anekdotlara yer vermiş.

Kitabın arka kapağında bu geleneğin başlangıcını şöyle anlatmış Crescenzo:

«Quando un napoletano è felice per qualche ragione, invece di pagare un solo caffè, quello che berrebbe lui, ne paga due, uno per sé e uno per il cliente che viene dopo. È come offrire un caffè al resto del mondo…»

Napoli’de herhangi bir nedenle mutlu olan bir kişinin, yalnızca kendi içeceği kahve yerine biri kendi, diğeri de daha sonra gelen müşteri için olmak üzere iki kahve için ödeme yaptığını söylüyor. Bunun al resto del mondo (dünyanın geri kalanına) bir kahve ikram etmek gibi olduğunu ekliyor.

Un napoletano, ‘bir Napolili’ demek ama yukarıda Napolilinin demek zorunda kalmamak için öyle çevirdim.

Bu söyleşide ise yine kitabının adı olarak seçtiği caffè sospeso ifadesini all’umanità (insanlığa) sunulan bir kahve olarak açıklıyor.

Netflix’te Caffè Sospeso adında güzel bir belgesel var, izlemediyseniz hoşunuza gidebilir.

Ben de bu vesileyle, çok hoşuma giden, altı genç girişimcinin özveriyle yürüttüğü bir çalışma olan Bi’Komşu uygulamasına kanat vermeniz için bolletta sospesa (askıda fatura) çağrısı yapayım.

İster size yakın bir yerde, bulunduğunuz ilde ve ilçede, ister Türkiye genelinde istediğiniz türde ve miktarda bir veya birkaç faturayı ödeyip ihtiyaç sahibi bir aileyi mutlu edebilirsiniz.

https://bikomsu.com/

Ben bir su faturası ödeyerek başladım, alışkanlık oldu. Telefonu elime aldıkça bankaya girip küçük borçlar kapatmaya başladım.

Kendi faturalarımı ödeyemez hale gelip Destek Ver yerine Destek Talep Et butonuna dokunmaya başlamadan durmam gerek!

Gli italiani e il caffè

İtalyanlar ve kahve!

Belli bir yaşın üzerindekiler Madonna’nın iddialı Italians Do It Better sloganını hatırlayacaktır. Madonna, 1987 yılında MTV Video Müzik Ödülleri’nde En İyi Klip ödülünü kazandığı Papa Don’t Preach şarkısının klibinde, üzerinde bu sloganın yazılı olduğu siyah tişörtü ve kısacık saçlarıyla, hamile olduğunu ve bebeğini aldırmayacağını babasına duyuran, ondan vaaz değil öğüt isteyen asi bir genç kızı oynuyordu.

O dönemde büyük çıkış yapan bu şarkıdaki ‘papa (baba) vaaz verme’ göndermesini ve doğrudan yetkili merci olduğu mevzuyu Papa da üzerine alınınca Vatikan’nın tepkilerini üzerine çekmişti İtalyan asıllı Madonna.

Şarkının ve yankılarının üzerinden yıllar geçti ama İtalyanlar o klipte kısacık bir süre görünen bu sloganı her anlamıyla fazlaca benimsedi.

İtalyanların ‘daha iyi yaptıkları’ şeylerden biri de kahvedir!

Türk kahvesini ikinci plana attığımız günümüzde İtalyanların kahve kültürlerine bağlılığı ammirazione (hayranlık) ve gelosia (kıskançlık) uyandıracak cinstendir. Starbucks’ın 20 yıldan az bir sürede çekirdek kahve satan bir şirketten dünyanın en büyük kahve zincirine dönüşmesinde, Howard Schultz’un henüz Starbucks’ın pazarlama direktörü iken Milano’da bir ticaret fuarına katılmak üzere yaptığı İtalya seyahati en büyük rolü oynamıştır şüphesiz.

Schultz, İtalya’daki sosyal buluşma noktası olan cıvıltılı, mis kokulu barlardan çok etkilenerek grande teatro olarak nitelendirdiği bu bar atmosferini yeni çalışmaya başladığı Starbucks şirketi ile Amerika’ya da götürmeye karar verir e quindi (ve böylece) Starbucks’ın başarı öyküsü başlar. Starbucks, ilhamını İtalyan kahve geleneğinden almış olsa da, uygulamalarını Amerikan toplumunun yaşam tarzına uyarlamış ve belki de bu yüzden İtalyan pazarına ancak 2018 yılında, Milano’da açılan görkemli mağaza ile girebilmiştir.

Herkes her şeyden vazgeçebilir, ancak İtalyanlar geleneklerinden asla vazgeçmez. İtalyanlara kocaman karton bardaklarda kahve içiremezsiniz. Onlar kahvelerini ellerine alıp yola düşme olasılığını bile düşünemezler. İtalyanlar ‘kahve bahane, sohbet şahane’ anlayışıyla günlerine barda başlar.

İtalya’da bar deyince içki değil kahve gelir akla. Neredeyse her sokakta bulunan barlar, İtalya’nın buluşma noktalarıdır. Sabahın erken saatlerinde risate (kahkahalar) ve porselen fincanların ahenkli sesleri yükselir barlardan. Bar müdavimleri işe gitmeden önce burada kahvesini içer, gazetesini okur, bar arkadaşları ile quattro chiacchiere (iki çift laf) eder, şakalaşır, güne neşeyle başlar. Barlar kahve sevmeyenleri bile tiryaki yapabilir.

İtalya’da espresso kahve ile eş anlamlıdır. Eğer sipariş verirken yalnızca un caffè dediyseniz espresso beklemeye başlayabilirsiniz. Espresso, bildiğiniz gibi bir fincanın dibinde gelen, tek yudumluk çok sert bir kahvedir. Eğer bu kadar yoğun bir kahve içemiyor ama yine de sade kahve tercih ediyorsanız caffè lungo içmelisiniz. Bu, espresso’nun genellikle iki katı kadar su ile ‘uzatılmış’ halidir. Caffè americano, espresso’ya sıcak su ekleyerek yapılır ve sertliği espresso veya su miktarına göre değişir. Caffè ristretto ise ‘sınırlandırılmış’ kahvedir. Daha kısa süreli bir işlemle hazırlanır, daha az su geçirildiği için espresso’dan kuvvetlidir ama daha az acıdır.

Eğer sade kahve sevmiyorsanız, espresso’nun köpüklü sütle hazırlanmış hali olan caffè macchiato tercih edebilirsiniz. Genellikle yemek sonrasında tercih edilen kahve çeşitleri espresso veya macchiato’dur. İtalyanlar cappuccino’yu yalnızca sabah içerler. Yemekten sonra cappuccino içmek isterseniz, yabancı olduğunuzu konuşarak aksanınızla belli etmenize gerek kalmaz. Barda “Un cappuccio per favore” diye seslenen birini duyarsanız şaşırmayın, farklı bir kahve sanmayın sakın.

Caffè latte ise cam bardakta sunulan köpüksüz cappuccino veya sıcak sütlü espresso olarak tanımlanabilir. ‘Düzeltilmiş’ bir kahve olan caffè corretto, espresso üzerine az miktarda grappa veya sambuca gibi
likörler ekleyerek servis edilir.

Tabii ki kahve seçenekleriniz bunlarla sınırlı değil. Tercihlerinize göre caffè freddo, caffè doppio, caffè con zucchero, caffè con panna ve caffè shakerato gibi neredeyse makarna çeşidi kadar kahve çeşidi bulabilirsiniz İtalya’da. Gittiğiniz barın özel kahvesi caffè della casa’yı denemek iyi bir fikir olabilir.

Kahvenizi al tavolo (masada) alabilirsiniz veya çoğunluğun yaptığı gibi al banco (tezgâhta, yani ayakta) içebilirsiniz. Genellikle büyük barlarda masada içilen kahve biraz daha pahalıdır.

Antico Caffè Greco

Pahalı ama kesinlikle gitmeye değer barlardan biri Roma’daki Antico Caffè Greco’dur.

İspanyol Merdivenleri’nden Via dei Condotti’ye girdiğinizde hemen sağınızda olan bu bar, İtalya kahve kültürünün önemli simgelerinden biridir.

1760 yılında Nicola della Maddalena adlı bir Yunanlı’nın açtğı ve Venedik’teki Caffè Florian’dan sonra İtalya’daki en eski bar olan Caffè Greco, yıllar içinde çok sayıda edebiyatçı, sanatçı ve müzisyene ev sahipliği yapmıştır.

Lord Byron, Shelley, Keats, Goethe, Stendhal, Hans Christian Andersen, Henrik Ibsen, Maria Zambrano, Richard Wagner, Felix Mendelssohn ve Franz Liszt bu ünlülerden yalnızca birkaçıdır.

Günümüzde halen yazarları, sanatçıları, politikacıları, Roma’nın seçkin kişilerini ağırlayan Antico Caffè Greco’da bu entelektüel havayı soluyarak kahvenizi yudumlamak keyifli ve değerli bir deneyim olacaktır.

Not: Bu yazı kitabımdan, umarım coronanın izniyle en kısa zamanda o cıvıl cıvıl barlar yine açılacak ve gitmek kısmet olacak hepimize