Un grande cuore

Kocaman bir yürek!

Dün Nâzım Hikmet’in aşk şiirlerinin derlendiği Poesie d’Amore kitabından ve şiirleri çeviren Joyce Lussu’dan bahsettim.

Joyce Lussu’nun ayrıca ilk baskısı 1992 yılında yapılan Il turco in Italia (ovvero l’italiana in Turchia) adlı bir kitabı var. Kitap aslında Nâzım Hikmet’in otobiyografisi olarak kaleme alınmış oldukça kapsamlı bir çalışma.

Ancak bu kitapta, Lussu’nun daha sonra çok iyi arkadaş olduğu ve kitabında bir kardeş kadar yakın hissettiğini söylediği Münevver ve Memet’i Ayvalık üzerinden Midilli’ye kaçırmasının hikâyesi de var.

Lussu, Nâzım Hikmet’in daha önce Piraye ile yaşadığı ve o sırada Moskova’da Vera ile yaşamakta olduğu aşktan habersiz, tüm şiirlerin Münevver için yazılmış olduğunu düşünerek Münevver’e tanımadan hayran olmuştur. Amacı, henüz üç aylıkken bıraktığı oğlu Memet’e hasret olan Nâzım Hikmet’i suo figlio e sua moglie (oğlu ve karısı) ile buluşturmaktır.

Lussu, bir elimle Münevver’ini, diğeriyle küçük Mehmet’ini tutarak geldiğimi göreceksin dediği şu sözleri ile Nâzım Hikmet’e bu niyetini bildiririr:

“Mi vedrai arrivare tenendo per mano da una parte la tua Munevver, dall’altra il tuo piccolo Mehmet”

Ama Nâzım’ın hayatında Vera vardır artık ve bu nedenle pek de sevinçle karşılamaz Lussu’nun bu kararlılığını. Ona bir açıklama yapmaz ama Türk polisinin zorluk çıkaracağını, bunun başarıyla sonuçlanmayacak rischioso (riskli) bir girişim olacağını söyler durur.

Ama Lussu kararından vazgeçmez, kaçışı planlar ve gerekli işlemleri yaparak duro (zor, meşakkatli) bir deniz yolculuğu ile Münevver’i ve Memet’i yurt dışına kaçırmayı başarır.

Maalesef Nâzım Vera ile evlenip una nova vita (yeni bir hayat) kurmuştur kendine ve yeniden aile olmak üzere onlarla bir araya gelemez. Münevver ve Memet Varşova’ya yerleşir ve orada yaşamaya başlar.

Yani Lussu con grande determinazione (büyük bir kararlılıkla) elindeki olanakları seferber ettiği tehlikeli serüveni başarıyla tamamlamış olsa da gerçek bir buluşma olmaz bu.

Lussu’nun kitabı, çevirmenleri Engin Demiriz ve Anna Lia Ergün’ün eline tesadüfen geçer ve çevirmenler biyografi kısmını atlayarak bu ilginç kaçırma öyküsünü Türkçe’ye çevirir. 1995 yılında Lussu’nun önerisi üzerine buluşma adıyla bu derleme kitabın ilk baskısı yapılır. Bu kitabın yeni baskısı yok piyasada, bendeki di seconda mano (ikinci el)!

Münevver, oğlu ile Önce Varşova’da ve daha sonra kağıt üzerinde un matrimonio (bir evlilik) yaparak oturma izni aldığı Paris’te yaşar. Nazım Türkiye’den (Refik Erduran sayesinde) kaçtıktan sonra İstanbul’da on yıl polis gözetimi altında yaşayan Münevver, Paris’te daha rahat olsa da mutlu olamaz artık.

Nâzım Hikmet’in öz oğlu ressam Mehmet Nâzım ise kendini bırakıp gitmiş (ülkesinden kaçmak zorunda kaldığı için) ve daha sonra sahip çıkmamış olan babasına hep kırgın ve kızgın olmuş, çok tepkili konuştuğu tek bir intervista (röportaj) dışında basında hiç yer almamış, 15 Ekim 2018 tarihinde Fransa’da ölmüştür.

Nâzım Hikmet’in şiirlerinde oğlum memet diye seslendiği ve Nâzım Hikmet hakkında eserleri olan yazar, eleştirmen, eğitimci Mehmet Fuat ise Piraye’nin oğlu, Nâzım Hikmet’in üvey oğludur.

Joyce Lussu, İngiliz kökenli İtalyan bir aristokrat ailenin kızı olarak Floransa’da doğmuş ama ailesi İtalyan faşizminden kaçıp yurt dışına yerleşince Almanya ve Fransa’da eğitim görmüş, Sorbonne’da edebiyat ve ardından Lizbon’da filoloji dereceleri almış. Kocası Emilio Lussu ile ise aktif üyesi olduğu Giustizia e Libertà (Adalet ve Özgürlük) adlı antifascismo (faşizm karşıtı) direnişçi örgütte tanışmış.

Il docufilm di Piccinini
Marcella Piccinini

İtalyan yönetmen Marcella Piccinini, Nâzım Hikmet vakfının da desteklediği La mia casa e i miei coinquilini (Evim ve ev arkadaşlarım) adlı belgesel filminde,  86 yaşında Roma’da ölen şair, çevirmen, partizan Joyce Lussu’nun hayatından kesitleri göstermiş. Piccinini, Bellaria Film Festivalinde ödül alan bu filminde Lussu’nun bir kadın olarak edebi kişiliğine ve ideolojik duruşuna olan hayranlığını samimi bir şekilde dile getirmiş.

Aşağıdaki videonun sonlarına doğru (3:35 civarı) Lussu, Nâzım Hikmet’e bu güzel şiirlerin İtalya’da da bilinmesi gerektiğini söyleyerek çevirmenliğini üstlendiğini anlatıyor.

L’anniversario della morte di Nâzım Hikmet

Nâzım Hikmet’in ölüm yıldönümü!

Nazım Hikmet, 1963 yılının 3 Haziran sabahı apartman kapısında gazetesini alırken kalp krizi geçirdi, hayata veda etti ama ölmedi!

İtalya’da Nâzım Hikmet’i yalnızca yetişkinler tanımıyor. Gün Benderli, Nâzım’ın Giderayak şiirinden esinlenerek adlandırdığı anı kitabında, Livorno’da ziyaret ettiği yakın arkadaşı Bianca Vidali’nin torunu Vittorio’nun 10 yaşına girdiği doğum günü partisinde kendisine yaşattığı şaşkınlığı anlatmış.

Sono contento
Memnunum

Vittorio, Gün Benderli’nin Türk olduğunu anlayınca koşup getirdiği ders kitabından heyecanla Nâzım Hikmet’in Sono Contento şiirinin olduğu sayfayı açmış. Nâzım’n Fevkalade Memnunum Dünyaya Geldiğimden şiirinden ilkokul öğrencilerinin anlayacağı ve onlara yaşam sevinci aşılayacak Dünyayı dolaşmak, görmediğim balıkları, yemişleri, yıldızları görmek isterdim gibi dizelerden derlenmiş bu Memnunum adlı şiiri görmek Benderli’ye kıvanç ve hüznü bir arada yaşatmış.

Derken, oradaki misafirlerden gazeteci Andrea Jardella, kaptan ve makinist yetiştiren Livorno Sivil Denizcilik Lisesi’nin sınıflarından birinin kapısında asılı olan bir Nâzım Hikmet şiirinden bahsetmiş: Ed ecco ce ne andiamo come siamo venutiarrivederci fratello mare. 

Zülfü Livaneli ve Leman Sam’ın sesinden dinlemeyi sevdiğmiz İşte geldik gidiyoruz, hoşçakal kardeşim deniz dizeleri!

Nâzım Hikmet’in en güzel aşk şiirlerini içeren Poesie d’Amore (Aşk Şiirleri) İtalya’da Ferzan Özpetek’in Le Fate Ignoranti (Cahil Periler) filmiyle popolarità (popülerlik) kazandı. 2001 yılında gösterime giren film sonrasında Nâzım Hikmet şiirleri romantik İtalyan erkeklerine ilham kaynağı oldu, kitap İtalya’da halen ünlü kitapçıların raflarındaki yerini koruyor.

İtalya’da Sevgililer Günü hediyesi olarak çok rağbet gören Poesie d’Amore, ilk olarak 1991 yılında İtalya’nın önde gelen yayınevi Mondadori tarafından basılmış. Hatta bu yayınevine geçmeden önce Lo Specchio tarafından 12 kez basılmış olduğu biliniyor.

Orada her baskının 5.000 adet olduğu düşünülürse, bizim için son derece gurur verici ama bir yandan da iç burkucu bir tablo çıkıyor ortaya.

Keşke kendi ülkesinde de bu denli sevilip benimsenseydi grande poeta (büyük şair)!

Benim bu kitabı keşfetmem ise Cahil Periler öncesine denk düştü ama yine de kendimi una fata ignorante (cahil bir peri) gibi hissettiğimi itiraf etmeliyim.

İşi gereği bir süre ailesinden uzak kalıp Adana’da ve daha sonra İstanbul’da yaşayan Türkçe öğrencim Mimmo, bir derse Poesie d’Amore kitabını getirip sevdiği birkaç şiirin Türkçe’sini bulmamı istedi benden. Nâzım’ın sade dilini Türkçe olarak da anlayabileceğini düşünüyordu.

Bu çok sevdiğim şiiri ilk sıraya alarak bir süre derslerimizin konusu yaptık kitabı ve öğrendiğimiz grammatica (dilbilgisi) kurallarını Nâzım Hikmet şiirleri üzerinde tekrar ettik:

En güzel deniz
henüz gidilmemiş olanıdır. 
En güzel çocuk
henüz büyümedi. 
En güzel günlerimiz
henüz yaşamadıklarımız.

Ve sana söylemek istediğim en güzel söz
henüz söylememiş olduğum sözdür.

Ben de bu vesileyle hemen kitabın fotokopisini çektirerek İtalyanca okumuştum şiirleri, sevdiğim dizelerin altını özgürce çizerek ve notlar alarak.

Fakat çevirilerin bu kadar başarılı olmasına hayret etmiştim, şiirleri Türkçe’ye hiç de benzemeyen bir dilde bu kadar rahat okuyup yadırgamıyordum. Biraz araştırıp çevirmen Joyce Lussu’nun Türkçe bilmediğini öğrendiğimde daha da hayrete düşmüştüm.

Meğer İtalyan bir scrittrice (kadın yazar) ve traduttrice (kadın çevirmen) olan Joyce Lussu ve Nâzım Hikmet şiirleri Roma’da yaşadıkları kaçamak bir buluşma sırasında birlikte Fransızca’dan çevirmiş.

Pek duyulmamış olsa da, eldeki verilerle bu aşk hikâyesine inanmamak zor: Karısı Münevver ve oğlu Memet’i İstanbul’da bırakarak ülkesinden kaçmak zorunda kalan, aşka aşık yakışıklı romantik devrimci Nâzım Hikmet ve o sırada Fransa’da sürgünde olan ünlü İtalyan komünist lider Emilio Lussu’nun karısı güzel Joyce Lussu.

Ve tabii ki birlikte çevrilen şiirlerdeki o duygu!

Son olarak, Ruhun bir ırmaktır gülüm dizesi ile başlayan şiirin Lussu için yazıldığı gibi bir magazin haberi vererek kaçıyorum.

La tua anima è un fiume, mio amore

1912-1998

Not: Yarın Joyce Lussu’yu tanıyacağız

Not 2: Tam ben yazıyı yayınlarken sevgili Merih Soylu’dan harika bir fotoğraf geldi. Bir arkadaşı yollamış, etikette Nâzım Hikmet’in şiirini görünce çok şaşırmış

Paylaşmadan edemedim:


Günler gitgide kısalıyor,
yağmurlar başlamak üzre.
Kapım ardına kadar açık bekledi seni.
Niye böyle geç kaldın?

Soframda yeşil biber, tuz, ekmek.
Testimde sana sakladığım şarabı
içtim yarıya kadar bir başıma
seni bekleyerek.
Niye böyle geç kaldın?

Fakat işte ballı meyveler
dallarında olgun, diri duruyor.
Koparılmadan düşeceklerdi toprağa
biraz daha gecikseydin eğer…

Nâzım Hikmet

Parole interrogative

Soru sözcükleri!

Tabii ki hep cevabı veya no olan soru cümleleri kurmayacağız. Soru sözcüklerine bir bakalım ve biraz daha soru soralım:

Che? Che cosa? ve hatta yalnızca Cosa? (ne), Chi? (kim), Dove? (nerede, nereye), Come? (nasıl), Quando? (ne zaman), Perché? (neden), Quanto? (ne kadar) Quanti/Quante? (kaç tane), Quale/Quali? (hangi, hangisi, hangileri)

Kimin? sorusu için ise ayrı bir sözcük yok, bu soruyu öğrendiğimiz preposizione’lerden di ile soracağız: Di chi? (kimin)

Aynı şekilde başka soru ifadeleri de oluşturabiliriz:

Per chi? (kim için), Con chi? (kiminle), Da chi? (kimden, kime), Di dove? (nereli), Da dove (nereden), Da quando? (ne zamandır), Da quanto tempo? (kaç zamandır)

Ve benim “Bu dilde de yok” diye kaçıncı kez hayıflandığım Kaçıncı? sorusu maalesef yok.

Gerçi ben bazen darda kalınca Quantesimo? diye soruyorum ve cevap alıyorum!

Che ve quanto soru sözükleri, bir sıfattan önce kullanıldığında ne ve ne kadar anlamı veren bir ünlem cümlesi kurmamıza yardımcı olur: Che bello! (Ne güzel), Quanto bello! (Ne kadar güzel), Che bei fiori! (Ne güzel çiçekler)

Bu ifade bir cümlenin içinde de geçebilir:

Hai visto che bei fiori mi ha portato?
(Bana ne güzel çiçekler getirmiş gördün mü?)

Che ayrıca bir isimden önce de kullanılabiliyor ünlem cümlesi kurarken (Che bellezza! (Ne güzellik), Che fortuna! (Ne şans), Che sfortuna! (Ne şanssızlık), Che peccato! (Ne yazık), Che schifo! Ne iğrenç)

Come mai ifadesi ise perché gibi sebep sormak için kullanılıyor, ancak biraz şaşkınlık içeren daha meraklı sorularda tercih etmeliyiz, İngilizce’deki How
come?
sorusu gibi.

Bir de bu, bunlar anlamına gelen questo, questa, questi, queste ve o, onlar anlamına gelen quel, quell’, quello, quella, quei, quegli, quelle işaret sıfatlarını ve
zamirlerini kullanacağım alışalım diye.

Bello sıfatı isimden sonra geldiğinde bello, bella, belli, belle olmak üzere dört şekilde kullanılmasına rağmen, isimden önce geldiğinde quello işaret sıfatı gibi bel, bell’, bello, bella, bei, begli, belle olur (bel fiore, bell’amica, bello studente, bella ragazza, bei bambini, begli amici, belle donne)

Dai (haydi) ben soruyorum, siz cevaplayın:

  • Chi sono Antonio e Giulia? (Antonio ve Giulia kim)
  • Dov’è la macchina della signorina? (Hanımefendinin arabası nerede)
  • Quando è aperto il negozio? (Dükkân ne zaman açık)
  • Quanti libri ci sono sullo scaffale? (Rafta kaç kitap var)
  • Di chi è questa macchina? (Bu araba kimin)
  • Per chi sono questi fiori? (Bu çiçekler kimin için)
  • Perchè é chiusa la libreria? (Kitapçı neden kapalı)
  • Chi è quella bella ragazza? (O güzel kız kim)
  • Com’è il tempo oggi? (Bugün hava nasıl)
  • Che giorno è oggi? (Bugün günlerden ne)
  • Chi sono quei bei bambini? (O güzel çocuklar kim)
  • Signore, quale casa è la vostra? Questa? Hanımefendi, hangi ev sizinki, bu mu)
  • Dove c’è una banca qui vicino? (Burada yakında nerede bir banka var)
  • A che ora è la partita Francia-Belgio? (Fransa- Belçika maçı saat kaçta)
  • Su che canale è Rai Sport? (Rai Sport hangi kanalda)
  • Come mai hai cominciato ad imparare l’italiano? (İtalyanca öğrenmeye nasıl başladın)
  • Quante bottiglie d’acqua ci sono nel frigorifero (frigo)? (Buzdolabında kaç şişe su var)

Dov’è ve Com’è ile başlayan sorulardaki contrazione (iki sesli harf yan yana geldiğinde bir harf atılarak yapılan kısaltma) dikkatinizi çekmiş olabilir (Dove è ve Come è)

Aynı şekilde Che cosa è, Cosa è, Quanto è ve Quale è sorularını da Che cos’è, Cos’è, Quant’è ve Qual’è şeklinde görebilirsiniz, duyabilirsiniz.

Son soru cümlesindeki d’acqua da bir kısaltma örneği (di acqua).

Bazen de Marco ed Anna veya Ad Istanbul örneklerinde veya yukarıdaki ad imparare ifadesini içeren soru cümlesinde olduğu gibi, e bağlacı veya a edadından sonra sesli harfle başlayan bir sözcük geldiğinde d harfi eklenerek telaffuz kolaylığı sağlanıyor.

I verbi avere e essere

Sahip olmak ve olmak fiilleri!

Bu haftaya dersle başlıyorum, müfredat yetişmeyecek..

Artık iki temel fiile öncelik vererek hemen cümle kurmaya başlayalım. Kuralsız olduğu için ezberlememiz gereken avere (sahip olmak) ve essere (olmak) fiillerinin geniş zaman çekimlerini bilirsek şu ana kadar öğrendiklerimizle bol bol cümle kurabiliriz.

Daha önce öğrendiğimiz kişi zamirlerini tekrarlayalım:

Tekil: io (ben), tu (sen), lui/lei ve Lei (erkek/dişi o ve resmî hitap olarak siz)

Çoğul: noi (biz), voi (siz), loro (onlar)

İtalyanca’da fiiller her kişi zamiri için farklı çekilir ve bu nedenle de zamirler vurgulama amacı dışına pek kullanılmaz.

Ancak, geniş zamanda birinci tekil ve üçüncü çoğul çekimi aynı, yani sono olan essere fiilini kullanırken duruma göre kişi zamiri kullanmamız gerekebilir.

Bu arada, fiilin başına non getirerek cümlemize olumsuz anlam verebiliriz.

Essere fiilinin çekimini öğrenmişken, çok sık kullanacağımız c’è (var, tekil) ve ci sono (var, çoğul) kalıplarına da bakalım. Yine non kullanarak non c’è (yok, tekil) ve non ci sono (yok, çoğul) diyebiliriz.

Tüm öğrendiklerimizi pekiştiren cümleler kurmaya başlıyorum. Siz de yalnızca bu iki fiili kullanarak molte frasi (çok sayıda cümle) kurabilirsiniz şimdiden.

  • L’italiano non è una lingua difficile (İtalyanca zor bir dil değil)
  • La mia amica Laura è di Siena (Arkadaşım Laura Sienalı)
  • Noi siamo al mare (Denizdeyiz)
  • Anna e Carlo hanno due figli (Anna ve Carlo’nun iki çocuğu var)
  • La nostra macchina è vecchia (Arabamız eski)
  • La prossima settimana non sono in ufficio (Gelecek hafta ofiste değilim)
  • Bob non è americano, è inglese (Bob Amerikalı değil, İngiliz)
  • Il lavoro di mio padre è molto stressante (Babamın işi çok stresli)
  • Non è un problema grave (Ciddi bi sorun değil)
  • Non c’è problema (Sorun yok)
  • Mia cugina Roberta é molto simpatica (Kuzenim Roberta çok sempatik)
  • Gli alberghi in questa zona sono molto cari (Bu bölgedeki oteller çok pahalı)
  • Abbiamo solo due biglietti per il concerto (Konser için yalnızca iki biletimiz var)
  • I miei studenti sono bravissimi (Öğrencilerim çok başarılı)
  • Ci sono sessanta minuti in un’ora (Bir saatte altmış dakika var)
  • Ha due fratelli maggiori (İki ağabeyi var)
  • Siete molto intelligenti (Çok zekisiniz)
  • Parlare l’italiano è abbastanza facile (İtalyanca konuşmak oldukça kolay)
  • Il direttore del film è molto bravo (Filmin yönetmeni çok başarılı)
  • Un biglietto di andata e ritorno è più economico (Gidiş dönüş bileti daha hesaplı)
  • Hanno una piccola casa in montagna (Dağda küçük bir evleri var)
  • Viaggiare in treno è divertente (Trenle seyahat etmek eğlenceli)
  • Nella mia classe ci sono venti studenti (Sınıfımda yirmi öğrenci var)

Cevabı (evet) veya no (hayır) olan soruları sorarken fiili başa alabildiğimiz gibi, düz cümleyi değiştirmeden yalnızca vurguyu değiştirerek de soru sorabiliyoruz.

Kısa bir cümle ile deneyelim. Lui ha un cane (onun bir köpeği var) cümlesini birkaç şekilde soruya çevirebiliriz:

Lui ha un cane

Lui ha un cane?
Lui ha un cane, vero?

Ha un cane?
Ha un cane, vero?

Ha un cane lui?
Ha un cane, non è vero?

Vero ve non è vero bizim sürekli kullandığımız değil mi sorusu gibi her cümlenin sonuna gelerek bir evet/hayır sorusu yapmanıza yardımcı olur.

Cümlenin olumlu veya olumsuz olmasına göre tercih yapmanız gerekmiyor, istediğinizi kullanabilirsiniz. Hatta yalnızca no diyerek de aynı soruyu sorabilirsiniz.

È molto facile, no? (Çok kolay, değil mi)

That’s amore

That’s amore, Jack Brooks’un sözlerini yazdığı ve Harry Warren’ın bestelediği 1953’ten günümüze popülerliğini yitirmeyen çok güzel bir şarkı. Bu şarkı 1953 yılında Dean Martin ve Jerry Levis’in oynadığı The Caddy adlı komedi filminin müzik albümünde yer alıyor.

Dean Martin (1917-1995)

Jerry Lewis, bu filmde Dean Martin’in söylemesi için Brooks ve Warren’a özel olarak hazırlatmış bu parçayı. Dean Martin zaten İtalyan Arnavut asıllı Amerikalı bir attore (oyuncu) ve cantante (şarkıcı), asıl adı Dino Paul Crocetti. Dean Martin şarkıya Latin ruhunu da katınca That’s Amore En İyi Orijinal Şarkı dalında Akademi Ödülüne aday gösterilmiş, però (ancak) ödülü başrolde Doris Day’in oynadığı Calamity Jane filmindeki Secret Love şarkısı almış.

Dean Martin e Jerry Lewis nel film The Caddy
Dean Martin ve Jerry Lewis The Caddy filminde

Şarkının sözlerine uygun bir animazione izleyerek Dean Martin ve Frank Sinatra’dan dinlemek isterseniz:

Dean Martin e Frank Sinatra cantano insieme
Dean Martin ve Frank Sinatra birlikte söylüyor

Bu şarkıyı, on yaşında ailesiyle Belçika’ya yerleşip orada yaşayan musicista (müzisyen) Rocco Granata da güzel söylüyor. Ama ben onun 1959 yılında in tutto il mondo (dünya çapında) ün yaptığı Marina şarkısını vereceğim.

Klipte şarkının sözleri de var:

Dean Martin ile özdeşleşen That’s Amore, başrollerinde Cher ve Nicholas Cage’in oynadığı 1987 yapımı Moonstruck (Ay Çarpması) filminin başında ve sonunda da çalar.

Tatlı bir nostaljik romantik komedi izlemek isterseniz Moonstruck filminin İngilizce ve Türkçe versiyonlarının bağlantılarını aşağıda vereyim:

https://www.filmmodu.org/moonstruck-altyazili-izle

https://www.filmmodu.org/moonstruck-turkce-dublaj-izle

Quando la luna colpisce il tuo occhio, come una grande pizza

Questo è amore

Quando il mondo sembra brillare come se avessi bevuto troppo vino

Questo è amore

(Ay gözüne büyük bir pizza gibi çarptığında bu aşktır, dünya çok fazla şarap içmişsin gibi parlıyor göründüğünde bu aşktır)

La dea fortuna

Şans tanrıçası!

Ferzan Özpetek, başarılı filmleriyle İtalya’daki gururumuz olmaya devam ediyor. Şimdi de 2019 yapımı son filmi La dea fortuna ile İtalya’nın 1946 yılından beri verilen köklü Nastro d’Argento ödülüne sekiz dalda aday gösterildi.

Filmin aday gösterildiği kategoriler: En İyi Film, En İyi Yönetmen, En İyi Senaryo (Gianni Romoli, Silvia Ranfagni, Ferzan Özpetek), En İyi Aktör (Stefano Accorsi – Edoardo Leo), En İyi Aktrist (Jasmine Trinca), En İyi Film müziği (Pasquale Catalano), En İyi Orijinal Müzik (Che vita meravigliosa), En İyi Cast Direktörü (Pino Pellegrino)

In ogni storia d’amore la follia è la parte migliore
Delilik her aşk hikâyesinin en iyi tarafıdır

La dea fortuna İtalya’da geçen yıl Aralık ayında gösterime girmişti, bizim ne zaman ve hangi platformda izleyebileceğimiz henüz belli değil. Bu kadar belirsizlik içindeyken bunu dert etmeyeceğiz tabii ki ama umarım en kısa sürede normal hayatlarımıza dönüp izleme isteği ve heyecanı duymaya başlarız, yani duygularımızda da normalleşme yaşarız.

En İyi Orijinal Müzik dalında Nastro d’Argento ödüüne aday gösterilen Che vita meravigliosa (Ne harika hayat) şarkısı genç İtalyan şarkıcı Antonio Diodato’nun. Bu şarkı ayrıca bu yıl En İyi Orijinal Şarkı dalında David di Donatello ödülü kazandı.

Filmde dinleriz nasıl olsa, ben burada Diodato’nun 2020 San Remo Müzik Festivalinde basın salonundaki mini organik konserini paylaşayım. Öndekiler çiçekten çok yeşillik ve sebze gibi göründü önce gözüme, ondan organik dedim galiba samimiyeti anlatmak için. Bu arada daha önce Romina Power ve Al Bano’yu andığımız Felicità yazımdaki basın salonu videosu geldi aklıma. Ne kadar eğlenceliymiş orası!

Che vita sanremosa, Diodato

Diodato burada şarkıyı Che vita sanremosa olarak söyleyerek tatlı bir espri yapmış.

Filmdeki diğer güzel bir şarkı da şu anda 80 yaşında olan meşhur Mina Mazzini’den Luna diamante. Bu şarkı, Mina ve Ivano Fossati’nin 2019 yılında birlikte çıkardığı Mina Fossati albümünden.

Bu kuaförsüzlük durumu devam ederse yakında benim de böyle bir örgüm olabilir!

Ferzan Özpetek’in 2001 yapımı Le fate ignoranti (Cahil Periler) ve 2007 yapımı Saturno contro (Bir Ömür Yetmez) filmlerinden tanıdığımız Stefano Accorsi bu filmde de başrolde oynuyor.

Filmde Sezen Aksu’nun Aldatıldık şarkısını da duyacak ve mırıldanacaksınız. Tabii ki olmazsa olmazımız çılgın Serra Yılmaz’ımızı yine göreceğiz.

Una mia tavola Ferzan Özpetek
Bir Ferzan Özpetek sofram

Filmin yaklaşık ilk on dakikasını içeren bir video buldum. İzlerken, benim Ferzan Özpetek sofralarımın olmazsa olmazı renkli el yapımı cam kadeh bardaklarımdan gördüm. Aranızdan bilenler bilir, renk katar onlar oturumlarımıza. Onları ve onların başrolde olduğu bol sohbetli sofralarımızı çok özledim.

I miei bicchieri di vetro
Cam bardaklarım

Filmde masada, ellerde ve bir tepside de var ama özellikle Serra Yılmaz’ın elinde çok net görülüyor.

Benim bardaklarım en az alt yıldır var, onlar benden görmüş!

Ecco i primi (quasi) dieci minuti del film:

I primi nove minuti e trentotto secondi del film
Filmin ilk dokuz dakika ve otuz sekiz saniyesi

Not: İtalyanca’da şarkı, film, kitap adlarında ve başlıklarda yalnızca ilk sözcük büyük harfle yazılır

La ciliegina sulla torta

Pastanın üstündeki kiraz!

Yaza yaza yaz geldi, sanal markete kiraz geldi. Beş okka olmasa da aldım biraz kiraz, yiyorum bazen çok bazen az.

Kiraz yerken aklıma kirazlı bir İtalyanca ifade geldi, hemen yazayım dedim: La ciliegina sulla torta. Aslında kirazın İtalyancası la ciliegia ve çoğulu da le ciliegie. Ciliegina ise pastaların üstünde süsleme olarak kullanılacağı zaman sertliğini korumak, daha parlak bir görüntü vermek için bir işlemden geçmiş kirazdır. Telaffuzundan dolayı, ciliegia denince hep çilek gelir aklıma, alışmam zor olmuştu.

Essere la ciliegina sulla torta bizim dilimizde daha çok olumsuz kullanılan tuzu biberi olmak deyimi gibi hem olumlu hem de olumsuz anlamda kullanılıyor. Hep teşekkür, takdir getiren bir çocuğun bir de onur belgesi alması pastanın üstündeki kirazdır. Nel senso negativo (olumsuz anlamda) düşünürsek, geçim derdinin yanı sıra bir sürü sıkıntı yaşayan insanlar için pastanın üstündeki kiraz corona oldu.

Aynı ifade the cherry on the cake olarak İngilizce’de de var ama ben önce İtalyanca’sını öğrenip İngilizce’de hiç duymadığım için çok şaşırmıştım bir kitap okurken rastladığımda.

In inglese (İngilizce’de) aynısının olduğunu sonradan öğrendiğim diğer bir ifade de le ore piccole. Yani gece yarısından sonraki bir, iki, üç gibi küçük saatler. Fare le ore piccole ise geç saatlere kadar oturmak anlamında bir deyim.

In realtà (aslında) Amerikalı heavy metal grubu Metallica’nın The Small Hours adlı bir şarkısı var ama ben Nothing Else Matters’dan başka şarkılarını bilmez ve dinlemezdim. Nothing Else mattered yani!

La nostra canzone di oggi (bugünkü şarkımız), asıl adı Giovanni Pellino olan İtalyan şarkıcı, şarkı sözü yazarı ve besteci Neffa’dan Le ore piccole. Bu klipteki halleri hiç yadırgamayacağınızdan eminim:

Neffa, Giovanni Pellino

Neffa, Giovanni Pellino’nun Paraguaylı futbolcu Gustavo Neffa’dan ilham alarak seçtiği bir nome d’arte (sahne adı). Neffa aynı zamanda Ferzan Özpetek’in 2007 yapımı Saturno Contro filmi için yaptığı Passione şarkısı ile tanınıyor.

La canzone Passione dal film Saturno Contro

Biliyorum artık önemi kalmadı ma domani (ama yarın) saatleri öğreneceğiz, yalnızca küçük saatleri değil büyükleri, çeyrekli ve buçuklu saatleri de!

Not: İsteyen İtalyanca sayıları bir tekrar etsin, itirazım olmaz

Il disegno della pace

Huzurun resmi!

İki yıl önce, eski ve yeni öğrencilerime hediye etmek üzere bir dil kitabı hazırlarken birbirinden güzel acquerello (suluboya) resimleri ile Gamze Tavukçuoğlu ve birbirinden güzel sayfa tasarımları ile Seda Elyıldırım ile çalışmak çok keyifliydi. Yaratıcı tasarımlarının yanı sıra harika bir dostluk sundu bana bu iki tatlı arkadaş.

Çocuk kitapları yazarı Gianni Rodari’nin, İtalyan alfabesinde olan ama okunmayan H harfinin buna içerleyip ülkeden kaçışını anlattığı öyküsü için resim fikri olarak şöyle bir not düşmüştüm: Sopasının ucunda çıkınıyla dağ bayır kaçan bir H harfi. Gamze’den gelen resmi görünce, bir gün kesinlikle onun resimleyeceği libri per bambini (çocuk kitapları) yazacağımdan emin oldum! Gianni Rodari’nin Acca in fuga öyküsünü ilerideki günlerde buradan da paylaşırım.

Gamze, şimdi kitap için çizdiği harika illüstrasyonlara ek olarak blogum için de çiziyor. Bu kült resimlerden ilk sırada Vita yağ kutusundaki çiçekler geliyor benim için. Bir posterinde gördüğümde derinden yakalamıştı beni, anneannesinin çiçeklerinden esinlenerek çizdiği teneke saksı!

Ben de çocukluğumuzdan familiare (aşina) olduğumuz bu nostaljik teneke Vita yağı kutusu saksılarda portakal, limon, devetabanı gibi şeyler çizmesini rica ettim, hatta sukulentlerin de olduğu eklektik aranjmanlar düşlemekteyim. Bu doymuş yağ kutusunda gelen çiçek görsellerine doymuş değilim henüz.

Nâzım Hikmet Saman Sarısı şiirinde Abidin Dino’ya sorar sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin diye. Ben Gamze’ye böyle bir soru sormadan geçenlerde o bana huzurun resmini çizip hediye etti.

Karantina günlerinde, bir annenin televizyon izlerken mutlu bir ifadeyle çocuklarına baktığı, huzurlu bir ev halini anlatan resmin ayrıntılarına daldım yine haliyle. Bir yandan yazışıyor, bir yandan da resmi inceliyordum.

O sırada Gamze, televizyonda başrollerini Meg Ryan ve Tom Hanks’in oynadığı You’ve Got Mail filminin oynadığını söyledi.

Ben filmi defalarca izlemiş olmama rağmen, con grande entusiasmo (büyük bir coşkuyla) hangi kanalda oynadığını sordum. Tekrar izlemek istedim. Meğer resimdeki televizyonda oynuyormuş! Ben pijamalar, çoraplar, büyük çocuğun kazağı, küçük çocuğun emziği, rustik perde, beyaz lake sehpa, duvardaki resimler, kanepedeki kedi, masadaki Uğultulu Tepeler kitabı gibi ayrıntıları inceliyordum o sırada, televizyona gelememiştim henüz.

Hayal gücü, yetenek, ayrıntılara düşkünlük ve nostaljinin harmanlandığı, tutkuyla yapılan işler, Gamze’nin kendi deyimiyle sirke şişesini sirkeli suyla ovmanın çok ağır geldiği en sıkıntılı şu günlerde bile huzurun resmini çizdirebiliyor insana!

Bella Ciao

Bu video yayınlanmak üzere masum masum sırasını beklerken şarkı Türkiye gündemine oturdu, ortalık karıştı.

Ben bir partizanlık çağrısı amacı gütmeden, hazır sözleri de üzerinde yazılıyken, güzel görüntüler eşliğinde mırıldanır ve bu arada telaffuz pratiği yaparsınız diye düşünmüştüm ve bugün için planlamıştım.

Bella Ciao, kimin yazdığı ve bestelediği bilinmeyen bir İtalyan halk şarkısıdır. Tabii şarkının kökenine dair çeşitli söylentiler var. Şarkı sözlerinin 19. yüzyılda pirinç tarlasında çalışan bir işçinin karısına bıraktığı bir yazıdan geldiğine inanılıyor. Daha sonra da Po Ovası’ndaki pirinç tarlalarında zor koşullar altında çalışan işçilerin söylediği bir şarkı haline gelmiş.

Bir söylentiye göre ise Bella Ciao melodisinin kaynağı bir Musevi halk müziği türü Klezmer. Aşağıda verdiğim 1919 yılında yapılmış bu kaydı bir dinleyin, oldukça benziyor.

Bildiğimiz gibi, Bella Ciao İkinci Dünya Savaşı sırasında faşizm karşıtlarının marşı olmuş. Önce Mussolini’ye ve sonra da işgalci Alman güçlerine karşı duran direnişçiler şarkı sözlerinde değişiklik yaparak şarkıyı bir direniş marşı yapmışlar.

İtalya’nın bu partizan şarkısının 1947 yılında Prag’da yapılan ve 71 ülkeden 17 bin civarında delegenin katıldığı Dünya Öğrenci ve Gençlik Festivali ile dünyaya yayıldığı düşünülüyor. Bella Ciao bu festivalden sonra birçok dile çevrilip tüm dünyada popüler bir şarkı olmuş.

Bizde ise ilk olarak Mehmet Taneri tarafından farklı sözlerle Sen, Sen, Sen adıyla seslendirilmiş.

Grup Yorum’un Çav Bella yorumuyla şarkı bizde de devrimci, özgürlükçü ruhu temsil eden bir marş gibi söylenmeye başladı.

Aman dikkatli dinleyin ne olur, ya kısık sesle ya da kulaklıkla. Yerin kulağı var!

Not: Bu arada, dün Sözcü’de Deniz Zeyrek de benzer bir yazı yazdı

https://www.sozcu.com.tr/2020/yazarlar/deniz-zeyrek/cav-bella-5831587/

Not 2: İki aydır her yatsı ezanından sonra yüksek desibelde sela ve Allahım sana inandık sana sığındık diye başlayan corona duaları devam ediyor, sanırım bitince bakın duayla biz gönderdik denecek

Zaten uyku düzenimiz bu kadar bozulmuşken, bu sabah altıda (5.58) bir dua ile sıçradım uykudan. Bu neyin nesiydi anlamadım ve tabii ki bayrama öfkeyle uyandım, ne hayır beklenirse artık bu bayramdan.

İşte bir sabah uyandığında

Şehrin cami hoparlörlerinden

‘Oynatmaya az kaldı’ çalıyorsa

Anla ki o partizan hacker benim

Bella ciao bella ciao ciao ciao

Forza ragazze

Haydi kızlar!

Forza sözcüğü bir ünlem olarak haydi, yapabilirsin gibi bir anlama de gelir, asıl anlamı güç, kuvvet.

Son iki yazımda, yaşadığı yeri bırakıp yeni bir hayat kuran iki cesur genç kadını yazdım: biri ben, diğeri de Almanca öğretmenim Waltraud Hanopulus.

Zenobia

Bence çok cesurum, gülmeyin. Tamam, bir Zenobia değilim belki ama cesur olmadığımı iddia eden varsa gelsin, hodri meydan!

Almanca hocamın, ülkesini bırakıp Türkiye’ye yerleşme kararı benim şehir değiştirme kararımdan çok daha büyük ama en azından onda büyük bir aşk söz konusu. Bende ise uğruna mekân değiştirilen bir aşk değil, aksine şehir değiştirmeye üç ay kala başlayıp darbe alan bir aşk var.

Eyvah, darbe mi dedim, yok yok o anlamda bir darbe değil, aman yanlış anlaşılmasın, evde bu kadar daralmışken bir de Silivri’yi kaldırmaz ruhum!

Hatırlıyorum, müdürümle konuşmuş, eğitim bitince İstanbul’da şirket merkezinde kalmak istediğimi söylemiştim. Tabii ki giderayak oluşan bu özel durumdan hiç bahsetmeyerek gayet profesyonel bir tavırda kariyer hedeflerimden, merkezde çalışmanın önemini gördüğümden falan dem vurmuştum. Kariyer hedeflerim yoktu ama hayal gücüme ve yaradana sığınarak çok etkili bir konuşma yapmıştım.

O da bana, bunun şirket için de iyi olacağını (demek sezmiş bendeki köle ruhunu) ama benim Adana bölge ofisindeki görev için başvurduğumu ve bağlı olduğumuz Avrupa grubundan bir iş pozisyonu açılmazsa merkezde aynı görevde kalamayacağımı söyledi. Herhalde gözümü korkutmak için bilemiyorum, muhasebe bölümünde bir iş gibi bahtıma ne çıkarsa kabul etmek zorunda kalabileceğimi söyleyerek uyardı.

I gradini della carriera
Kariyer basamakları

Daha kariyerimin ilk basamağında arıza çıkarmama kararı aldım genlerime kodlanmış doğruluk, dürüstlük, sözünün eri olma erdemleriyle.

Bir yıllık bir süre biçtim kendime, duruma göre bakacaktım. Ama mahrumiyet yaşayan ben olduğum halde karşı taraf arıza çıkarmaya başladı ve benim zaten zor olan hayatımı daha da zorlaştırdı. Kısaca bu uzaklık testini geçemedik. Ben de alışmıştım yeni düzenime ve işimden çok memnundum, kaldım. Kalış o kalış!

Almanca öğretmenimle cesaretin yanında bir ortak noktam daha var: basiret.

Basiret bağlanması deyimini çokça kullansam da Arapça kökenli basiret sözcüğünün tam anlamını bilmezdim. Basiret gerçeği kalp gözüyle görüp anlama ve sezme, doğru görüş, uzağı görüş, uyanıklık, vizyon demekmiş meğer.

Robert Frost
1874-1963

Artık benimki basiretlilik mi basiretin bağlanması mı bilemem çünkü Amerikalı şair Robert Frost’un deyimiyle gidilmeyen yolda neler vardı bilmiyorum!

Gidilmeyen Yol

Sarı bir ormanda ikiye ayrıldı yolum,
İkisinden birden gidemediğim ve yazık ki
Tek yolcu olduğum için üzgün, uzun uzun
Baktım görene kadar birinci yolun
Otlar çalılar arasında kıvrıldığı yeri;

Sonra öbürüne gittim, o kadar iyiydi o da,
Ve belki çimenlik olduğu, aşınmak istediğinden
Gidilmeye daha çok hakkı vardı;
Oysa oradan gelip geçenler iki yolu da
Aynı ölçüde aşındırmıştı hemen hemen,

Ve o sabah ikisi de uzanıyordu birbiri gibi
Hiçbir adımın karartmadığı yapraklar içinde.
Ah, başka bir güne sakladım yolların ilkini!
Ama bilerek her yolun yeni bir yol getirdiğini,
Merak ettim geri gelecek miyim diye.

İç geçirerek anlatacağım bunu ben
Nice çağlar sonra bir yerde:
Bir ormanda yol ikiye ayrıldı, ve ben –
Ben gittim daha az geçilmişinden,
Ve bütün farkı yaratan bu oldu işte.

The Road Not Taken, Robert Frost

İşte hayatımın özeti: cesaret, basiret ve şimdi de esaret

Bir Zenobia değilim dedim ama sonumuz aynı oldu!